DP, büyük kongresini yapmadığı gerekçesi ile kapatıldı!
Nisan 16, 2008
Türkeş, “Tüm partiler seçimlere katılacak” derken
DİKKAT Dikkat… Muhterem vatandaşlar… Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerimizin sesi bir dakika sonra sizlere hitap edecektir…
27 Mayıs 1960. Saat 05.25. Sonradan ihtilalin güçlü albayı olarak ünlenecek olan Alparslan Türkeş, ihtilalin ilk mesajını Ankara radyosundan tüm Türkiye’ye ve dünyaya duyuruyordu.
“Aziz vatandaşlar,
Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyle ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadı ile Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır.
Bu harekete Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak, idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa ve zümreye karşı değildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha göstermeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun, her vatandaş, kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde, aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selâmeti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz; Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamı ile riayettir. Büyük Atatürk’ün (Yurtta sulh, cihanda sulh) prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadıkız. Nato’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Cento’ya inanıyoruz ve bağlıyız..
Tekrar ediyoruz; düşüncelerimiz, yurtta sulh, cihanda sulhtur. Türkiye dahilinde bütün garnizonlardaki Garnizon Komutanları, o yerin mülkî ve askeri idaresine el koyacak ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır…”
Ve ilk gün basın toplantısında Türkeş, bol keseden demokrasi dağıtmaktadır. Yabancı bir gazetecinin sorduğu “Siyasi partilerin durumu nedir?” sorusuna hepsi dimdik ayakta diyecektir. Oysa söylenen her söz iktidarın vaadi ve namusu olarak kayda geçmektedir:
Soru: “Memlekette demokrasiyi nasıl ve ne zaman kuracaksınız?”
Türkeş: “En kısa zamanda adil ve serbest seçimlere giderek… Memlekette kurulan demokrasinin devam etmesi gayesindeyiz…”
Soru: “Demokrat Parti de dahil mi?”
Türkeş: “Şüphesiz… Bu seçimlere elbette ki Demokrat Parti de katılacaktır.”
Soru: “Her iki partinin de dağıtılmış olduğunu duyduk..”
Türkeş: “Katiyen yalandır. Partiler Türkiye’de mevcuttu ve bunlar dağıtılmış değildir.”
27 Mayıs İhtilâli olmuştur ve Demokrat Parti de dahil CHP ve tüm partiler ayaktadır. Hiçbirisi fethedilmemiştir(!) Türkeş’in bu koskoca yalanı her zaman 60 İhtilâli’nin utanç karesi olarak anılacaktır. Türkeş, bu sözleri sarf ederken, Celal Bayar ve Adnan Menderes başta olmak üzere tüm DP milletvekilleri Ankara’da Harp Okulu’na bin bir hakaret ve aşağılama ile tıkılmakta ve aynı muameleye tüm Anadolu’da DP il, ilçe ve bucak başkanları da maruz kalmaktadır. Sadece yöneticiler mi? Hayır; DP mensubu vatandaşlar için bile korkunç bir ihbar furyası başlatılmış, “Kuyruklar ve düşükler” sözü bu aşağılamanın sembol deyişi olarak literatürümüze girmiştir. DP fiilen kapatılmış, CHP ise tüm teşkilatı ile ayaktadır ve sessizce yaptırdığı bir ihtilâlin keyfini çıkarmaktadır. Tüm siyasi faaliyetler yasak olduğu halde, İsmet Paşa parti teşkilatlarına tamim yayınlayarak nasıl hareket etmeleri gerektiğini söylemektedir.
“Şanlı Türk ordusu, memleketi maddi ve manevi çöküntüye götüren, açıkça Anayasa dışı baskı idaresine son vermiş, milletin mukaddesatını eline almıştır. MBK (Milli Birlik Komitesi) Başkanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Başkumandanı Sayın Orgeneral Cemal Gürsel, aziz milletimize hitabesinde MBK’nın temiz ve dürüst bir demokratik nizamı kurmak, devlet idaresini süratle millet iradesine tevdi etmek kararında olduğunu bildirmiştir. Bu zaman zarfında vatandaşlarımız arasında huzur ve sükûnu muhafaza etmenin büyük kıymeti vardır. CHP teşkilatı (örgütü) böyle nazik devirlerde sirayet istidadı (yayılma eğilimi) gösteren intikam hislerinden, hususi garaz temayüllerinden ciddi olarak sakınmalı, vatandaşları da bu gibi his ve temayüllerden (eğilimlerden) korumak için çalışmalıdır. MBK’nın dürüst bir demokratik nizamı tesis etmek hususunda kesin karar sahibi olması, hal ve ati (gelecek) için memlekette huzuru, güveni sağlayan büyük teminattır. Vatandaşlarımız eşit, dürüst ve serbest seçimleri sükûn ile ve Türk ordusunun temiz geleneklerine tam bir güven içinde beklemektedirler. Hepinize sevgi ve saygılar sunar, vatana hizmet yolunda başarılar dilerim.”
Öyle ya; bir zamanlar “Herkes CHP’li olacak” diye tüm muhtarlıklara yazı gönderen bir zihniyet, şimdi de Demokrat Partililerin sesinin, soluğunun kesildiği bir zamanda ihtilalcileri yedeğine alarak demokrasi havariliğine soyunmaktadır. Demokratlar kan kusarken Kurtul Altuğ’u, “27 Mayıs’tan 12 Mart’a” adlı eserinde ihtilâlcilerle tanıştırıldıkları Çankaya kokteylinde nasıl viski yudumladıklarını anlatıyor:
“Çankaya Köşkü’ndeki kokteylde, biz bakanlar, MBK üyeleri ile tanıştırıldık. O zamanlar adını duyduğumuz birkaç ihtilâlci vardı. Bunların başında Orhan Erkanlı ve Kabibay geliyordu. Sonra komitenin harika çocukları: Muzaffer Özdağ ve Numan Esin, bir de ilginç ve sevimli Münir Köseoğlu…
Benim Orhan Erkanlı ile dostluğum o sıralarda başladı. O dostluk kesintisiz hâlâ devam ediyor.
Erkanlı, bizi o gece yanından hiç ayırmadı. Düşünen genç genç gazeteciler, herbirimiz kendimizi Namık Kemal sanıyoruz. Genç genç ve kırmızı kurmay yakalı subaylar, herbiri kendisini bir Mustafa Kemal sanıyor. Böyle bir ortamda, gelecek için kuşku duymanın gereği yoktu. Eski iktidar yıkılmıştı. Müstebit, Yassıada’daydı. Yakında duruşmalar başlayacaktı, Orhan Erkanlı’ya sordum:
“Ne zaman seçim yapılacak?” güldü ve cevap verdi:
“Hele dur bakalım, seçimden önce yapılacak çok iş var.”
“Peki; İsmet Paşa seçim isterse..”
“Onu isteyince düşünelim. Bir viski daha içmez misiniz?..”
Birer viski daha içtik. Çankaya Köşkü’nün o büyük salonunda verilen kokteyl partinin çok canlı siması vardı. Örneğin, Menderes devrinin yılmaz savunucusu Yenisabah’ın sahibi Safa Kılıçoğlu’nu daha sonra 27 Mayıs’tan 11 yıl sonra 12 Mart’ta Nihat Erim’in yanında görecektim. O gecenin bir de hanım gözdesi vardı. Müşerref Hekimoğlu. Hekimoğlu birden, MBK’cılarla çok yakınlaşıverdi. Daha sonra Metin Toker ona Madam Récamiér adını takacaktır. Zira Müşerref Hekimoğlu’nun geniş salonlu evinde, MBK’nın genç subayları sık sık toplanacaklar ve vatanı kurtarmaya devam edeceklerdir. Fakat vatanın gerçekten kurtarılmaya ihtiyacı var mıydı?”
Gün onların günüdür artık. Demokrasiyi kurtarmak gibi ulvî(!) bir gaye uğruna her şeyi yapmaya hazırdırlar. Bunu yaparken de eskiden DP içinde vazife almış, DP’nin dağıttığı iktidar nimetlerinden nasiplenmiş ve gemi batarken de ilk olarak orayı terk eden farelerden de faydalanacaklardır. DP 1 Eylül 1960 tarihinde Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kapatılıyordu. Karar, hukuk tarihine kara bir leke olarak girecektir.
YARIN: BİR DEVRİN SONU
İsmet Paşa- Serbest Cumhuriyet Fırkası irticanın merkezi oldu!
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


