Ismarlama muhalefet
Nisan 14, 2008
Ben öldükten sonra arkamda bir istibdat müessesesi kalacak!
Gazi, CHF ile aynı kumaştan muhalif bir fırka ister: Halk Fırkası teşkilatında halktan kimse olmadığından cihetle, halkın hükümet kapılarına müracaatlarında gördükleri hakaret ve müşkülat, bu memlekette halkın hiç bir kıymeti olmadığının en bariz bir delili idi.
İLK muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na ancak 8 ay dayanabilen ve Bakanlar Kurulu kararı ile kapatarak ülkeyi güllük-gülistanlık hale getiren Cumhuriyet Halk Fırkası’nın memleketi idare tarzından aslında devrimin lideri de müştekidir. Gerçi bir savaştan çıkılmıştır, halk yorgun ve bezgindir. Ama yine de kalabalıkların ne yapacağını kestirmek zordur. Genç cumhuriyet kurulduktan sonra 7 yıl İstanbul’a gitmeyen ve Ankara’yı cazibe merkezi yapmaya çalışan inkılapların sahibi uzun yıllardan sonra İstanbul’a ilk ziyaretini gerçekleştirdiğinde sokaklara dökülen halkı Hamdullah Suphi’ye gösterip:
- “Hamdullah Suphi, bu kalabalıklar seni yanıltmasın! Aynı insanlar bir gün sizi linç etmek için de sokaklara dökülebilir” diyecektir.
Atatürk, Çankaya’da rahattır, bir yandan bilinen devrimleri yaparak yeni bir düzen kurmakta, diğer yandan da yoğun bir eğlence ve gece hayatı bilhassa Ankara ve İstanbul’u kasıp kavurmaktadır. Harp zenginleri ve inkılaba yakın olanların, CHF’ye yağdanlık yapanların ve onların getirdiği sosyal yaşantıya ayak uydurabilenlerin bir eli yağda bir eli baldadır. Anadolu ise yokluk ve sefalet içindedir. Şeyh Sait isyanı bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Zulüm kanunları (4 Mart 1925) ile de bu düzeni beğenmeyen herkese aba altından sopa gösterilerek halk yeniden suskunluğa ve çaresizliğe mahkûm edilmiştir. Halkın zaman zaman içine giren Atatürk, bu rahatsızlığın farkındadır. Bir çıban vardır ve onu patlatmak lazımdır, aksi halde ne olacağını kestirmek güçtür. Birinci denemeden sonra bu defa Mustafa Kemal kendi arkadaşlarına bir muhalefet partisi kurdurup, CHF’yi mecliste murakabeye tabi tutmak ve daha iyi çalışmalarının yolunu bulmak ister. Milletvekilleri kendi partilerini tenkit edememektedir. Nasıl etsinler ki? Varlık sebepleri, velinimetleri, bir dahaki seçimde kendilerini tekrar aday gösterecek bir İsmet Paşa’nın gözünden düşmeyi, hatta onun gazabına uğramayı nasıl göze alabilirler? Gazi, yaptığı araştırmada milletvekillerinin bu kontrolü sağlayamadıklarını ve halkın durumunun içler acısı olduğunu Anadolu’ya gönderdiği müfettişleri ile öğrenir. O zaman çare nedir? Yeni bir muhalefet partisi. Ama Gazi’nin kontrolünde, CHF ile aynı kumaştan, aynı fikriyattan olacak bir muhalefet partisi. 1930 yılı Temmuz’unda büyükelçi olarak görev yaptığı Paris’ten tatil için İstanbul’a gelen Atatürk’ün yakın arkadaşlarından Ali Fethi Okyar, bu sürpriz parti için ideal bir reistir. Yaşadığı acı tecrübeyi sonradan yazacak ve 50 yıl sonra basılmasını isteyecek olan Ali Fethi Okyar, hatıralarının başında fırka yükünün altına nasıl girdiğini anlatıyor:
“1930 senesi temmuzunun yirmiikinci gününde ailem ve çocuklarımla Paris’ten İstanbul’a gelmiştim. İki aylık izin müddetimi Boğaziçi’nde geçirecektim. Geldiğim gün Yalova’da Gazi Hazretleri’ne telgraf çektim ve hürmetlerimi arzetmek, iştiyakımı (özlemimi) teskin eylemek için Yalova’ya gitmeme müsaadelerini rica ettim. Derhal iltifatla cevap verdiler. Ertesi günü akşama Gazi’nin yanında bulunuyordum. O sırada Gazi Hazretleri eski devirlerin tarihini tetkik ile pek meşgul bulunuyorlardı. Sofrada konuşma çoğunlukla bu araştırmalara dayanıyordu. Samih Rıfat Bey, Reşit Galip Bey, Müderris (profesör) Yusuf Akçura Bey ve diğer beylerle birlikte Gazi Hazretleri’nin sofralarında alışılagelmiş bulunmakta olan Kılıç Ali Bey, Recep Zühtü Bey, Cevad Abbas Bey, Bilecik Mebusu İbrahim Bey yer alıyordu. Geç vakit dağıldık. Ertesi günü otelde eski arkadaşım Rize Mebusu Fuad Bey’i gördüm. Genel durumdan ve memleketin durumundan sözettik. Kendisinin İsmet Paşa hükümetinden pek şikayetçi olduğunu öğrendim. Hatta Kılıç Ali Bey ve Recep Zühtü Bey gibi arkadaşlarının da bu durumdan şikayetçi olduklarını söyledi. Memleketin her tarafından yükselen şikayetlerin Gazi’nin en yakını bulunanlar arasında bile söylenegelmesine, buna rağmen İsmet Paşa hükümetinin devam eylemekte olmasına hayret ettim. Bu konuşma esnasında Fuad Bey:
- “Sana bir muhalif fırka teşkili teklif olunacaktır. Sakın bu teklife kapılma… Sana yazık olur…” demişti.”
Ahmet Fuad Bulca, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım tarafından tek akrabasıdır. Mustafa Kemal’le aynı yıl dünyaya gelmiş ve Harbiye’de beraber okumuştur. İki tarafı da çok iyi tanımakta ve Okyar’ın kulağına küpe olması gereken bir söz söylemektedir. Gazi bir gün yine sofrada CHF’nin Meclis’te murakabesine getirir..
“Gazi’nin ‘Bir çok mebuslar bu noksanları bildikleri halde, nemelazım diyerek susuyorlar’ cümlesi üzerine şu cevabı verdim:
“- Meclis’teki üye, yani milletvekilleri elbette bir şeyden endişe ettikleri için susuyorlar. Hiçbir şeyden endişe etmeyerek denetim görevlerine devam etmeleri mümkündür” dedim.
Gazi bir an düşündü, sonra yüzüme dikkatle baktı:
“- Ben bunun çaresini buldum. Memlekette muhalif bir fırka kurmak lazımdır. Böyle bir fırka vücuda gelirse Meclis’te münakaşa daha serbest olur. Mesela siz böyle bir fırkanın başına geçerseniz, bildiklerinizi Meclis’te serbestçe söyleyebilirsiniz. Bu suretle, uygulamada görülen bir çok hatanın da önünü almak mümkün olur” dedi.
Teklifin böyle bir konuşma sonunda geleceğini tahmin etmiyordum, bilhassa, bir muhalif fırkanın kurulması şartları üzerindeki araştırma ve zeminin uzun zaman sürecek tetkiklerden ve doğan ihtiyaçlardan meydana geleceği yolundaki kanaatımla şu cevabı verdim:
“- Rica ederim, beni İsmet Paşa ile karşı karşıya getirmeyiniz…”
İtiraf edeyim ki, İsmet Paşa’nın samimiyetine asla itimad edemiyordum. Bir vesile bulup beni kabahatli düşürmek ve Gazi ile aramı bozmak için çalışacağından emindim. Bu endişe ile lazım gelen teminatı almadan kendisinin karşısına çıkmak istemiyordum. Onun için beni muhalif fırkanın başına geçmekten affetmesini Gazi’den rica ettim. Gazi: “- Tekrar bu bahis üzerine konuşuruz” dedi ve gece konuşmamız burada son buldu.”
Tüm şahitlerin hatıralarından anlıyoruz ki, Gazi, kendi kontrolünde bir muhalefet partisinin, memleketteki havayı yumuşatacağına ve CHP’nin totaliter imajına daha yumuşak bir elbise giydireceğine inanmaktadır ve başına da Ali Fethi Okyar’ın geçmesi “olmazsa olmaz şartıdır”. Gazi, yemekte Okyar’a:
“- Bunlara tahammül edeceğiz. Başka çare yoktur. Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatör manzarasıdır. Vakıa bir Meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. Geçen sene Ankara’yı ziyaret eden Alman yazarlarından Emil Ludwig idare şeklimiz hakkında tuhaf sualler sormuş ve diktatörlüğümüze hükmederek geri dönmüş ve bu kanaatını da yazmıştır. Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdad müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdad müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum. Bütün müşküllere katlanacağız. Sizin dostluğunuza, ahlakınıza, malumatınıza itimadım vardır. Mesele, memlekette cumhuriyetin şahısların hayatına bağlı kalmayarak kökleşmesidir. Siz bu işi üzerinize almalısınız.
Bu söz üzerine Ali Fethi Okyar şu cevabı verecektir:
“- Fikriniz çok parlaktır. Gerçekten bugünkü idare şeklimiz lafzen (söz olarak) cumhuriyet ise de, cumhuriyetten ziyade dictatuer’e benzemektedir. Halbuki cumhuriyeti şahısların hayatına bağlı tutmak tehlikelidir. Cumhuriyeti şahsi idare şeklinden kurtararak gayri şahsi hale koymak hepimiz için bir vecibedir. Bu gayeyi temin için teşebbüse geçmenizi bütün kalbimle tekrar takdir ve tebrik ederim ve inancıma göre bu teşebbüsünüz şimdiye kadar kazandığınız muvaffakiyetlerin en parlağı olacaktır. Fakat mesele çok müşküldür. Kuvvet ile idareye alışmış olanlar serbest münakaşa ve ikna yoluyla hükümeti idarede zorluk çekerler. Yalnız şurası var ki, kuvvete dayanarak hükümet yapmak kolaydır. Size yakışan ise güç olan ikinci şıkkı tatbik edebilmektir. Bana gösterdiğiniz itimad ve verdiğiniz görevden dolayı çok müteşekkirim. Fakat alacağım vazifenin güçlüğünü de anlıyorum.”
Serbest Cumhuriyet Fırkası’na ilk katılanlardan olan İstanbul eski milletvekili Süreyya İlmen “Dört ay yaşamış olan zavallı Serbest Fırka” adıyla yayınladığı Serbest Fırka serencamının başında Fethi Okyar’la Gazi’yi ziyaretini anlatıyor:
“Fethi Bey, bana:
- Paşa, yarın akşam Yalova’da Gazi’yi görmeye gidelim. Akşam üzeri Yalova vapurunda birleşelim, dedi.
Akşam; geç vakit Yalova’ya gittik. Oteldeki odalarımıza uğradık. Hemen Gazi’nin dairesinde, büyük yemek salonuna koştuk. Bu salonda 30, 40 kişilik büyük bir yemek sofrası kurulmuştu. Salonda üç, beş kişi vardı. Beş on dakika sonra Gazi geldi, selamlaştık.
Fethi Bey:
- Süreyya Paşa’yı da fırkamıza aldık, dedi.
Gazi:
- Çok iyi oldu, memnun oldum, buyurdular.
Bu sırada huzura mutat zevat birer, ikişer gelmeye başladılar. Sofranın baş tarafında Gazi sandalyesine oturdu. Sağ tarafına Fethi Bey’i oturttu. Sol tarafına İstanbul Vali ve Belediye Reisi Muhittin Bey oturdu. Fethi Bey’in sağında Şükrü Nailî, onun da sağında Abdurrahman Nafiz Paşalar oturdular. Muhittin Bey’in solunda Prof. Sadri Maksudî Bey ve bunun da solunda ben oturdum. Diğer zevat gelişigüzel sofraya dağıldılar. Her halde o gece otuz kişiden fazlaydık. İçilmeye başlandı, konuşuldu. Bir müddet sonra, Gazi, beni yanına çağırdı. Gittim, tabii ayakta durdum; herkes sükût etti, dinlemeye başladı…
Gazi:
- Fethi Bey, Süreyya Paşa’yı fırkamıza aldığınıza çok memnun oldum; kendisi hem şehirci, hem teşkilatçıdır, buyurdular.
Ondan sonra bana tevcih-i hitapla:
- Bak, ben, Reisicumhur sıfatı ile bitarafım. Bir fırkanın başında pek muhterem arkadaşım İsmet Paşa hazretleri bulunuyorlar. Diğer fırkanın başında da pek muhterem arkadaşım Fethi Beyefendi bulunuyorlar. Bu iki fırka birbirleriyle çarpışacak, birbirlerini kontrol edecek, birbirleri ile mücadele eyleyeceklerdir. Lakin dünyaya karşı da: “Türklerde de bir terbiye-i siyasiye mevcut olduğunu” ispat edeceksiniz, buyurdular.
Ondan sonra, sofrada bulunanlara hitaben:
- Bakınız! ben, Reisicumhur sıfatı ile bu iki fırkaya karşı daima bîtaraf kalacağım, dediler. Ve Şükrü Nailî ve Abdurrahman Nafiz Paşalara da:
- Ordu! Siz de benim gibi daima bîtaraf kalacaksınız; bu iki fırkanın mücadelelerine karışmayacaksınız, buyurdular.
***
Neticede ise; Gazi, bu vaadini ifa edemedi. Eğer Gazi, sözünü tutup bîtaraflığını muhafaza etse idi, bugün, Serbest Fırka tam 20 yaşını ikmal etmiş olacaktı; zavallı Serbest Fırka!..”
Süreyya ilmen Paşa, Gazi Mustafa Kemal hakkında değişik yorumlar yapıyor. İlmen’e göre Gazi, “memlekette kimsenin sivrilmesine tahammül edemez. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurarak hem İsmet Paşa’yı hizaya getirmiş, hem de muhalif unsurları burada eritmeyi başarmıştır!”
Süreyya İlmen halkın CHF’nin sadece adında olduğunu, gerçek halktan hemen hemen kimsenin bu fırkada olmadığını söylemektedir:
“Ondan başka, şahid olduğumuza göre, Halk Fırkası teşkilatında, halktan hemen kimse yok gibidir. Azasının büyük bir kısmı devlet memurları, devlete ait müessesatta çalışanlar ve devletle işi olan avukatlar, müteahhitler, mektep hocaları vesairedir. Bunlar hükümeti nasıl kontrol edebilirler? Ancak hükümet sayesinde, hükümet himayesinde hayatlarını kazanan, partice halk ismi verilen bu zevatı muhtereme nasıl hükümet aleyhinde münakaşada bulunabilirler? Gerçi millet meclisinde ve kürsünün üzerinde (hakimiyet milletindir) diye bir lavha asılmış ise de milletin hakimiyetini isbat edecek ortada, doğrudan doğruya, millet tarafıdan intihap edilmiş kimse yoktur. İntihabat serbest bırakılmıyor. İntihab işlerine hükümet, polis ve jandarma karışıyor; zorla, Halk Fırkası namzedlerine kazandırılıyor; millet, kendi istediği bir zatı, intihab edemiyor. Mebuslar hükümet tarafından intihab olunuyor. Onun için hakimiyeti milliye meselesine, zahiren inanılmakta ve lakin cinler, periler misullu kimseler tarafından görülmemektedir.
……….
Halk Fırkası teşkilatında halktan kimse olmadığından cihetle, halkın hükümet kapılarına müracaatlarında gördükleri hakaret ve müşkülat, bu memlekette halkın hiç bir kıymeti olmadığının en bariz bir delili idi.
YARIN: Fethi Okyar partiyi nasıl kurdu, nasıl vurdu?
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


