Korku Cumhuriyeti
Nisan 13, 2008
Ya Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapat, ya da çok kan akacak!
Fethi Okyar, Kazım Karabekir Paşa’ya Gazi’nin bir tehdidini iletir:
Takrir-i Sükun Kanunu ile muhalif basın susturularak ilk adım atılmış ve 3 Haziran 1925’te de, çıkarılan bir kararname ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası tümüyle kapatılmıştır. Fırka, cumhuriyetin kapatılan ilk partisidir.
HALK Fırkası içinde kuvvetli bir hizipleşme artık saklanamaz boyutlara ulaşmıştır. Gazi de her akşam önemli hizip başlarını Çankaya’da yemeğe davet etmekte ve onlardan gelebilecek muhalefeti yumuşatmaya çalışmaktadır. Halk Fırkası’ndan istifalar başlamıştır. Rauf Bey de istifa edenler arasındadır. Onu Refet Paşa ile Adnan Bey (Adıvar) izlemiştir.
10 Kasım tarihli toplantıda Recep Bey’in verdiği bir teklifle Halk Fırkası’nın başına Cumhuriyet eklenir. Yeni bir fırka kurulacağı ve adında Cumhuriyet olacağı istihbaratı alındığı için Halk Fırkası önlem almaktadır. Yani “Cumhuriyeti kimseye kaptırmayız!” düşüncesi…
Ali Fuat Paşa ve Cafer Tayyar Paşa askeri görevlerinden istifa ederek, milletvekilliğinde karar kılmışlardı. Onları Kazım Karabekir Paşa takip etmiştir. Yeni fırka batılı normlara göre kurulacaktır. Bir programı olacaktır. Yani prensipler herşeyin üstünde olacaktır. Halk Fırkası’nın bir programı bile yoktur!..
Partinin ismi belli olmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. Kuruluş ilmühaberinde fırkanın gayesi, “Hakimiyeti Milliye’nin bila kayd-ı şart millette olduğu esasına hizmettir” olarak belirtilmektedir.
Reis: Kazım Karabekir Paşa, Reis-i Sâni: Dr. Adnan (Adıvar) ve Hüseyin Rauf (Orbay), Umumi katip, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, azalar ise Rüşdü Paşa, İsmail Can Bolat Bey, Sabit (Sağıroğlu) Bey, Ahmet Şükrü Bey, Ahmet Muhtar (Çilli) Bey, Halis Turgut Bey, Necati (Kurtuluş) Bey, Faik (Günday) Bey.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın en büyük özelliği kurucu ve idarecilerinin Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa ile birlikte olmuş, hattâ ondan daha fazla tanınmış ve onu desteklemiş askeri önderler olmasıdır.
Doğu fatihi Kazım Karabekir Paşa, Garp Cephesi kumandanı Ali Fuad Cebesoy Paşa, Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa, ve ünlü Hamidiye kahramanı ve eski başbakanlarımızdan Rauf Orbay ve Refet (Bele) Paşa. Sivillerden de Dr. Adnan (Adıvar), Bekir Sami (Kunduh).
Kurucular Fırka beyannamesinde gayelerini açıklıkla ortaya koyarlar:
“Bizzat millette olan hakk-ı hakimiyet ve hükümetlerinin fiiliyet itibariyle mahdut heyetlerin eline geçmesi, zaruretlerden mütevellid olmakla beraber mahzurlardan salim değildir. Bu mahsurların en büyüğü, milleti bu haktan kamilen mahrum edecek bir şekl-i istibdadın teessüs edebilmesidir”
Bu mahsurları bertaraf edebilmek için de hükümet mütemâdi muvâkabe altında bulundurulmalıdır!
Ayrıca program, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan önemli bir konuda da ayrılmaktadır. CHF’sının devletçiliğine karşı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, siyasi ve ekonomik anlamda liberal demokrasiyi savunmaktadır.
Kuruluşundan itibaren ilk üç ayda olağanüstü bir teşkilatlanma seferberliği başlatan fırka, Doğu Anadolu’da patlak veren Şeyh Said İsyanı ve ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn kanunu ile zora düşecektir.
Gazi Mustafa Kemal, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın gelişmesinden son derece rahatsızdır ve fırkanın başını ezmek için fırsat kollamaktadır. Avni Doğan, hatıralarında o günlerde yapılan bir CHF grup idare kurulu toplantısını anlatıyor:
Toplantıya en son katılan ben oldum. Eski Meclis Binası’nın reis vekillerine ayrılan merdiven başındaki küçük odada toplanmıştı Grup İdare Kurulu… Gazi, elindeki sigarayı söndürdükten sonra hepimizi ayrı ayrı süzdü ve söze başladı:
- Efendiler, sizi çok ehemmiyetli bir meseleye karar vermek için topladım. Memlekettte menfî tahrikât son haddini bulmuştur. İstanbul basını, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın dini siyasete alet eden propagandası, şurada burada sinmiş olan mürtecilere cesaret vermektedir. Yer yer cumhuriyet idaresi aleyhine ağır isnadlar ve iftiralar yapılmaktadır. ‘Din elden gidiyor, aile hayatımız, binlerce yıllık geleneklerimiz birbiri ardınca yıkılıyor. Bu gidişle Garp medeniyetini alacağız diye dinimizden olacağız’ yolundaki propagandaların tesirsiz kalacağını sanmak budalalık olur. Benim görüşüme göre yakın bir zamanda mukabil bir ihtilal ile karşılaşmamız mümkündür.
Mevcut kanunlar, inkılaplarımızı ve henüz çok taze olan cumhuriyetimizi korumaktan acizdir. Hele Birinci Büyük Millet Meclisi’nin dağılışı sırasında, “Abdülkadir Kemalî Bey’in Meclisce kabul olunan “Masuniyet-i Şahsiye Kanunu” icra organının ve emniyet kuvvetlerinin elini kolunu bağlamıştır. Zabıta kuvvetlerimiz, suçlunun yakasına sarılamıyor. Bunu yapabilmek için bir sürü kanunî formalitelere lüzum hissediliyor. Bu durum, fesatçılara cesaret vermektedir. Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Bir çok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lazım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert tedbirlere müracaat edilmiştir. Bize gelince, inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız. Bu bakımdan, durumu Başvekil (İsmet Paşa) ile inceledik. İsmet (İnönü), ufukta görünen tehlikeleri önlemek için, icrâ organı ve zabıtayı takviye eden bazı kanunî tedbirlere müracaatın zarurî olduğu kanaatindedir. Sizleri bunun için topladım. Soruyorum size, büyük tedbirler alınmasına taraftar mısınız? Büyük Millet Meclisi, bu kanunları kolaylıkla kabul eder mi?
İfadelerden, İsmet Paşa’nın muhalefete karşı (belki de onları susturmak için) sıkıyönetimi bir çare olarak gördüğü anlaşılmaktadır.
Ancak Grup üyeleri liderleriyle aynı endişeleri paylaşmadığı için olacak ki, ileri sürülen teklife taraftar çıkmadığından konu reddedilmiştir. Teklifin Grupta reddinden sonra Gazi verilen karardan hoşnut görünmeyerek: “Arkadaşlar dinledim. Benim burnuma barut ve kan kokusu geliyor. İnşallah ben yanılmışımdır. Ali Fethi Bey de memleketin normal şartlar içinde idare edilebileceğine inanmaktadır. Bugün Başvekil İsmet Paşa, istifa edecek, yeni kabineyi Ali Fethi Bey kuracaktır. Müzakeremiz mahrem (gizli) kalsın” diyerek toplantıyı kapatmıştır.
Ali Fethi Okyar’ın hükümeti kurması ile bir süre tansiyon düşer. Oysa Gazi de İsmet Paşa ile aynı düşünmektedir. Sıkıyönetim ilan ederek muhalefeti susturmak! Gazi bu halin fırka ılımlıları tarafından kabul edilmemesine de son derece kızgındır. İsmet Paşa istirahat maksadı ile İstanbul’dadır, güya hastadır ama fiilen fırkanın aktif başkanlığını yürütmektedir.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na CHF’den 40 kadar milletvekili gelmiştir. Fırka yetkilileri 70-80 kişinin gelmek istediğini, fakat kabul etmediklerini söyleyeceklerdir. Çünkü onların düşüncesi zaten iktidara gelmek değil, mecliste CHF’ye karşı bir murakabe sağlamaktır. O günlerde İngiltere’de yayınlanan The Times’in muhabiri Mccartney, Gazi ile bir mülakat yaparak, İngiliz Büyükelçiliği kanalı ile yayınlanmak üzere İngiltere’ye gönderir. Son anda Ankara tekrar devreye girip, mülakatın yayınlanmasını durdurur. Gerekçe, “Gazinin sözlerinin yanlış yansıtabileceğidir” Mccartney’in haberindeki herşey, Cumhurbaşkanının muhalefetle uzlaşmaya hiç niyetli olmadığını göstermektedir. Gazi son derece kızgındır, muhalefet üyelerinden bahsederken, onları herşeylerini borçlu oldukları kendisine karşı nankör olmakla ve vatan hainliğiyle suçlamakatdır. Programları da bir sahtekarlık örneğidir ve düpedüz gericidirler!”
İsmet Paşa, pusuya yatmış avcı gibidir. Müdahale edeceği uygun bir ortamı beklemektedir. Bu durumun Gazi Mustafa Kemal’le ortak arzuları olduğundan şüphe yoktur. İsmet Paşa’nın şansı yaver gider ve Doğu’da Şeyh Said İsyanı patlak verir. Gazi ve İsmet Paşa yattıkları pusudan çıkacak ve bir taşla iki kuş vuracaklardır.
13 Şubat’ta başlayan Şeyh Said İsyanı 15 bölgede bastırılamayacak büyüklüğe ulaşmıştır.
Fethi Bey ilk tedbir olarak o bölgede sıkıyönetim ilanı önerir. Gazi ise isyan olmayan başka bölgelerde de sıkıyönetim istemektedir. Niyet, muhalifleri susturmak için bu isyani kullanmaktır. Fethi Bey, bu teklifi kabul etmez. Hemen İsmet Paşa, İstanbul’dan Ankara’ya davet edilir. Ankara Garı’nda görkemli bir karşılama merasimi hazırlanır. Bizzat Gazi Mustafa Kemal, kendisini karşılar ve Çankaya’ya giderler. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Reisi Kazım Karabekir Paşa da alacakları her tedbiri sonuna kadar destekleyeceklerini söyleyecektir.
Bir hafta sonra hiç beklenmedik bir şekilde Fethi Okyar istifa eder. Sebep insanı hayrete düşürecek, izahı güç bir olaya dayanıyordu. Fethi Okyar, çok zorlanarak, sıkıntı içinde Kazım Karabekir ve Dr. Adnan (Adıvar) Bey’e Gazi’nin bir teklifini daha doğrusu tehdidini iletmekle görevlendirilmişti. “Size fırkanızı kendi kendinize dağıtmanızı tebliğe beni memur ettiler; dağıtmazsanız istikbali çok karanlık görüyorum. Çok kan akacak” sözüne Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Reisi Kazım Karabekir “Kanun dairesinde bir fırka teşkil etmek elimizdedir. Fakat bunu dağıtmak elimizde olmayan bir şeydir. Siz hükümetsiniz. Her türlü kuvvetiniz, türlü vasıtanız vardır. Fırkamızı behemahal dağıtmak arzu ediyorsanız onu yapmak elinizdedir” karşılığını verecektir.
Kısa sürede Fethi Okyar kabinesi düşer ve İsmet Paşa hükümeti kurmakla görevlendirilir. (4 Mart 1925) Meclis’te güvenoylaması yapılır. 179 kişiden 152 kişi güvenoyu verirken, 23 kişi olumsuz, 2 kişi de çekimser oy kullanmıştır. Hemen ardından kısa bir süre içerisinde bir döneme damgasını vuracak olan Takrir-i Sükun Kanunu muhalefetin şiddetli itirazlarına rağmen çıkarılacak ve ülke yeniden bir zulüm ve korku tüneline sokulacaktır.
Basın için karanlık günler başlamıştır. İstanbul’da Tevhid-i Efkâr, Son Telgraf ve İstiklal gazeteleri, yine İstanbul’da Sebilürreşad (İslâmcı dergi), Adana’da Sayha, Eskişehir’de İstiklal gazeteleri sürekli kapatılır. Ardından başka gazete kapatmalar da gelecektir. Takrir-i Sükûn kanunu ile İstiklal Mahkemeleri tekrar kurulmuştur.
Doğudaki Şeyh Said isyanı ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası irtibatlandırılarak, fırka kapatılmak istenmektedir. Yıllar sonra İsmet İnönü, Abdi İpekçi ile yaptığı bir söyleşide Doğu isyanı ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası arasında doğrudan bir ilişki çıkmadığını itiraf edecektir.
Şark İstiklal Mahkemesi kendi görev bölgesindeki Terakkiperver Cumhuriyet Partisi şubelerini kapatmıştır. Gerekçe ise burada görevli partili yöneticilerin isyancılara hizmet ettiklerinin sabit olmasıdır. Hükümet de, fırka mensuplarının fırkanın programının 6. maddesine (Efkâr ve itikâdât-ı diniyeye hürmetkar olmak) dayanarak dini siyasete alet etmek suçlarını işlediklerini, bu sebeple gerek telkin eden gerekse telkine maruz kalan vatandaşların hakikatin değiştirilerek tahrik olunmalarından korunmak amacıyla, siyasi faaliyetten alıkonulması, mesele müsamaha edilemeyecek bir noktaya geldiği için 3 Haziran 1925’te çıkarılan bir kararname ile ve bu kararnamenin tebliği tarihinden itibaran ve Takrir-i Sükûn Kanunu’nun ahkamına binaen, TCF’nın bütün merkez ve şubelerinin hükümet memurları tarafından kapatılmasına karar vermiştir
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


