Uzlaşalım ama, kiminle!

Mart 27, 2008

Başörtüsü sorununun çözümü, Sivil Anayasa girişimi gibi demokratik düzenlemelere engel olmak isteyen çevrelerin, Ergenekon operasyonuyla önce gerilim çıkartıp, ardından ‘uzlaşın’ çağrısı yapması, samimi bulunmadı. STK’lar açıklamayı uzlaşı değil, teslimiyet çağrısı olarak değerlendirdi.

Aralarında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ve Hak-İş’in bulunduğu yedi kuruluşun yaptığı uzlaşma çağrısı, gerilimin kim ya da kimler tarafından ortaya çıkarıldığı sorusunu akıllara getirdi. 

BOLAT: SEKİZ AYDIR ÜLKEYİ GERENLERENET BİR MESAJ VERİLMELİYDİ

İş ve işveren kuruluşlarının uzlaşın çağrısını değerlendiren Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Ömer Bolat, “Türkiye siyasi istikrarını sağlamış olarak yoluna devam etmek isterken, bazı çevreler 22 Temmuz’dan bu yana “Bidon kafalılar”, “Malezya Modeli” “Mahalle Baskısı” ve “Eller kaosa kalktı” gibi tanımlamalarla sekiz aydır gündemi sürekli olarak gerdiler. Bu örgütler gerçekten uzlaşma istiyorlarsa, ortamı geren siyasi istikrarı bozmaya çalışan çevrelere mesajlarını net olarak vermeliler. Bu mesajda, Başsavcı’nın hazırladığı iddianamenin geri çekilmesi ya da Anayasa Mahkemesi’nin, istikrarsızlık oluşturan, ekonomiye zarar veren Türkiye’yi dünyaya rezil eden iddianameyi reddetmesidir. O zaman siyasi gerilim kendiliğinden ortadan kalkacaktır.” dedi. Bolat şunları söyledi: “Ortamı gerip siyasi alandaki mücadeleye antidemokratik yöntemleri karıştırıp, yok edilmeye çalışılan bir harekete, sesini kes uzlaş, sağduyu göster, şeklinde çağrıda bulunmak timsah gözyaşlarıdır. Bu örgütlerin yasakçılara karşı daha net bir tavır içinde olmalarını beklerdik.”

CEYLAN: ÖNCE KENDİ ARALARINDA UZLAŞSINLAR

Türkiye Gönüllü Teşeküllüler Vakfı Başkanı Necati Ceylan da, “Gerginliği kimin oluşturduğu açıkça ortada. Bu gerginliği oluşturanlar, bizzat kendileri ve medya. Önce kaos oluşturuyorlar, sonra ‘uzlaşın’ diyorlar. Bu bir taktik. İlk önce kendi aralarında uzlaşsınlar, sonra başkalarına uzlaşı çağrısı yapsınlar” dedi. Uzlaşın çağrısı yapan Sivil Toplum Kuruluşları’nı samimi bulmadığını ifade eden Ceylan, “Hep bizden fedakârlık yapmamız isteniyor. Hırsızın hiçbir suçu yok, neden kapıyı açık bıraktın denilerek bir kesim töhmet altında bırakılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

GÜMRÜKÇÜOĞLU: HUKUKSUZLUKTA MI UZLAŞACAĞIZ

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) Kocaeli Şube Başkanı Nigar Gümrükçüoğlu da, istenilenin uzlaşmadan çok, dayatma olduğunu söyledi. STK’ların yaptığı uzlaşı çağrısını mantıklı bulmadıklarını ifade eden Gümrükçüoğlu, şunları söyledi. “Bu çağrı, yapılan hukuki yanlışların devamına yöneliktir. Neden hep egemen kesimin talepleri doğrultusunda uzlaşmak zorunda kalıyoruz. Neden hep birilerinin dediği olmak zorunda. Hukukun ayaklar altına alındığı bir süreçten geçiyoruz; bunda mı uzlaşacağız?.. Ülkedeki hakim zihniyetin anlayışına uygun kararlar alındığı zaman sorun yok. Ama milletin taleplerine yönelik karar alındığı zaman sorun var. Başörtüsü sorununu ortadan kaldıran değişiklik unutturulmak isteniyor. Demokratik ilerlemenin önü, ‘uzlaşın’ çağrılarıyla kesilmek isteniyor. Belli odakların istediği taleplerde anlaşma, uzlaşı değil, olsa olsa dayatmadır.

TANRIVERDİ: YASAKTA NEDEN UZLAŞI ARAMADILAR

Adaleti Savunanlar Derneği Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi de yapılan uzlaşı çağrısının yasakçılara hizmet ettiğini söyledi. Tanrıverdi: “10 yılı aşkın bir süredir, milletimizin dini hayatının üzerinde baskı ve sınırlamalar var. Bunun kaldırılması gündeme geldiği zaman neden ‘uzlaşın’ baskısı yapılıyor. Bu yasaklar yapılırken kimse uzlaşıdan bahsetmiyordu. Şimdi yasakların kaldırılması için adım atılırken birden ‘uzlaşın’ çağrıları yapılıyor. Bu çağrıların anlamı ne. Anlamı çok açık, bu çağrı uzlaşın çağrısı değil, teslimiyet çağrısıdır” şeklinde konuştu.

ŞEKERCİ: OLİGARŞİLERİNİ KORUMAK İSTİYORLAR

Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği Başkanı (Özgür-Der) Hülya Şekerci de, yapılın çağrıyı şöyle değerlendirdi. “Türkiye siyasi hayatında çifte standart, maalesef bir tarz ve kimlik olmuş durumda. Çok açık bir şekilde birileri darbe yapmak için ülkenin altını üstüne getiriyor. Bunlar siyasetten ekonomiye, askeriyeden medyaya, yargıdan üniversitelere kadar bütün önemli noktalarda planlarını devreye sokmak için çalışırken, bu hukuksuzluğu engelleme çabaları ise mahkûm ediliyor. Bizatihi darbecilerin kendisi kaos meydana getirmek için uğraşırken, medyadaki uzantıları özellikle “sağduyu edebiyatı” ile hukuksuzlukların üzerine gidilmesinin önüne geçilmek isteniyor. Sağduyu edebiyatı ile bu hukuksuz ve haksız oligarşinin devamı sağlanmak isteniyor. Hükümet eğer sağduyu söylemine prim vererek bu çetecilerin ve darbecilerin üzerine gitmekten vazgeçerse, bilinmelidir ki kendi ipini çekmiş olur.

Geri adımı millet mi atacak?

HABER MERKEZİ

Başörtüsü yasağını kaldıran Anayasa değişikliği, Sivil Anayasa çalışmaları ve Ergenekon Terör Örgütü ile iglili soruşturma sebebiyle bazı çevreler “gerilim oluştururken”, Türkiye’de gerilimin düşürülmesi için 81 ilde eşzamanlı olarak sivil toplum kuruluşları (STK) açıklama yaptı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Kamu-Sen, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türk-İş, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ve Hak-İş’in ortak açıklama yaptığı STK’lar adına söz alan ve basın açıklamasını okuyan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, uluslararası finansal krizi hissetmeye başladığımız şu günlerde istikrar yerine sağduyu aramanın bir talihsizlik olduğunu belirtti. Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin işsizlik başta olmak üzere iktisadi ve sosyal önlemlere odaklanması gerektiğini söyledi. Mevcut politik sürecin ekonomik ve sosyal istikrarı tehlikeye attığına işaret eden Hisarcıklıoğlu, sivil toplum kuruluşları olarak bu zor zamanda sağduyu ve serinkanlılıkla Türkiye’nin sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaya hazır olduklarının altını çizdi. Hisarcıklıoğlu, “Türkiye bir an önce kavga ve kaos ortamından çıkmalı. Kimsenin, ama kimsenin Türkiye’nin istikbalini karartmaya hakkı yoktur” ifadesini kullandı.

Toplantıdan sonra soruları da yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, “Eğer uzlaşma isteniyorsa, diyalog isteniyorsa, herkes almış olduğu mevcut pozisyondan bir adım geri atmalı. Bunu yapmaya mecburuz” ifadesini kullandı. Hisarcıkıoğlu şöyle devam etti:

“Bizim bugün buradaki kitle olarak, ailelerimizle birlikte Türkiye nüfusunun yarısından fazlasını temsil ediyoruz. Biz ülkemizde, her konumuzu tartışabilmeli, ama karşının kaygılarını da dikkate alıyor olmalıyız. Birbirimize ‘öteki’ diye bakmamalıyız. Bunun zararını hepimiz görürüz.”

Toplantıdan sonra basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kumlu ise, ülkeyi yönetenleri ve parlamentoda temsil edilen siyasi partileri sağduyuya çağırdıklarını belirtti. Kumlu, “Ülkenin bu gergin ortamdan çıkarılması için yalnız parlamentodakiler değil, tüm kişi, kurum ve kuruluşların katkı sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?