28 Şubat, havuz sisteminden rahatsız olanların tezgâhıydı
January 25, 2008
TBMM’de görev yaptığı dönemde aldığı maaşın tek kuruşunu harcamayarak hayır işlerine yatırması ile tanınan 22. Dönem Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin, 28 Şubat süreci ile ilgili olarak konuştu. 28 Şubat sürecinin altında yatan gerçek nedenin havuz sistemi olduğunu ifade eden Keskin, o dönemde devletin paraya ihtiyacı olunca yüzde 117′lere varan faizlerle, arkasında medya gücü bulunan bankalardan borç almak zorunda kaldığını, Necmettin Erbakan’ın havuz sistemiyle bu oyunu bozduğunu söyledi. Keskin, 28 Şubat sonrasında işbaşına getirilen Mesut Yılmaz’ın ilk iş olarak havuz sistemini kaldırmasına dikkati çekti.
Vakit gazetesinin eğilmeden bükülmeden verdiği mücadeleyi takdirle karşıladığını belirten Fahri Keskin, “Gördüğü kötülüklere karşı elindeki imkanlarla mücadele vermek insan olmanın gereğidir” diye konuştu. Keskin, açıklamalarında ilk olarak basına değindi:
“Kimi kılıcıyla, kimi diliyle, kimi kalemiyle, Allah razı olsun… Vakit gazetesini, yazarlarını öteden beri takdir ederim. Hepsi, mücadelelerini veriyorlar. Hem de en zor dönemlerde dahi eğilmeden, bükülmeden verdikleri mücadeleleri taktirle izliyoruz. Diğer gazetelerdeki bazı yazarlar da var, vaktiyle mücadele vermişlerdir. Bunlar hayranlıkla izlediğimiz arkadaşlarımızdır. Şimdi şu var; bizim de elimizden ne geliyorsa biz de yapmak gayreti içindeyiz. Bunları iyi bilin. 28 Şubat sürecinde ?bu yazıyı nasıl kullanıyorlar, bu başlığı nasıl atıyorlar’ dediğim gün olmuştur. Yani cesaretli, yürek isteyen bir şey. Bütün bunları takdirle karşılıyorum.”
“SOL BASIN YÜREKSİZ”
Sağ basınla karşılaştırıldığında sol basının gerçekten yüreksiz olduğunun altını çizen Keskin, “Bizim sağ basın hakikaten yürekli. Sol basının üzerine gidince pısarlar. Kenan Evren idareyi eline aldığı zaman gazetecilerin hepsi ordunun yanında yer aldılar, yalakalığa başladılar. Halbuki hepsi karşılardı. Bunlarda yürek yoktur. İnanmış adamda yürek vardır. İnanmış adamdan netice alınır. İnanmış adam hakikaten muvaffak olur. Bu inançsız adamların günümüzdeki atıp tutmalarına hiç bakmayın” değerlendirmesinde bulundu.
“Siz biliyor musunuz 28 Şubat’ın altında yatan gerçeğin ne olduğunu?” diye soran Keskin, cevabı şöyle verdi:
“28 Şubat sürecinde benim hiçbir beklentim yok. Ben o zaman Fazilet Partisi’nde kurucu üyeyim, yönetimdeyim. Vakit gazetesini alıyoruz, otogarda ekip kurduk. 10 tanesini oraya götürüyoruz. Masalara koyuyoruz, kalkarken gazeteleri unutmuş gibi kalkıp gidiyoruz. Hastaneler, cezaevlerine bilmem nerelere gönderiyoruz. İnsanları okumaları için teşvik ediyoruz. Bir yandan da ticaret yapıyorum. Bu faizsiz sistem yıkılmasın, bir daha kurmak çok zor. Sabahattin Zaim Bey’in, Korkut Özal’ın anılarında bunları tek tek anlattım. Bunun Türkiye’de ne zorluklarla oluşturulduğunu biliyorum. Bir elden çıkarsa ne zorluklar olur biliyorum. Faiz, bankalara kalacak diye. Bu mücadeleyi verirken kazandığım parayı götürüp hepsini oraya (faizsiz bankaya) yatırıyordum. Diyordum ki öbür bankalara tek kuruş yatırmıyorum. Bugün İngiltere, faizsiz sistemin merkezi durumuna geldi. Ama birileri o zaman bu faizsiz sistemi Milli Görüş olarak ortaya attığı zaman dalga geçtiler. Sermaye dalga geçiyordu.”
“DEVLET YÜZDE 117 FAİZLE BANKALARA BORÇLANIYORDU”
28 Şubat sürecinin altında yatan gerçek nedenin havuz sistemi olduğunu söyleyen Keskin, devletin parasının bankalarda yüzde 10 - yüzde 15 oranıyla vadeli yatırıldığını ancak devlet borçlanmaya kalktığında sözkonusu bankalardan yüzde 117′ye varan oranla para satın aldığını hatırlatarak, arkasında medya gücü olan bankaların bu sistemden rahatsız olduklarını ifade etti. Keskin sözlerini şöyle sürdürdü:
?Bankalar belli, bunların yöneticileri belli, medya güçleri vardı. Üzerlerine kimse gidemiyordu. O zamanki sistem Milli Görüş Sisteminde Bakanımız Abdüllatif Şener’di. Erbakan Hoca’nın o zamanki havuz sistemi bunların işini berbat etti.
Dolayısıyla 28 Şubat sürecini ortaya çıkaran nokta bu oldu. Bundan sonra atanmış bir onbaşı olan Mesut Yılmaz işbaşına getirildi. Mesut Yılmaz’ın yaptığı ilk iş bu havuz sistemini kaldırmak oldu. Devlet paraya ihtiyacı varsa gitsin yüzde 117 ile para alsın, devletin parası varsa gitsin yüzde 17 ile de orası onu muhafaza ederdi. Bu sistem kurulur kurulmaz o medya patronlarının hepsi hazır ola geçti, yanına geçtiler. Kaybeden kim oldu, ülke oldu. Bir kazanın olduğu yerde bir kaybeden vardır. Kaybeden kimdi, devletti. Devlet ondan dolayı bizlerin üzerine çöktü, emeklisine, memuruna maaş ödeyemez duruma geldi. Ve o getirilen Mesut Yılmaz ve yandaşları Bahçeli ve Bülent Ecevit maaş ödeyemeyeceklerini anlayınca hükümeti bize bırakıp kaçtılar.
Hükümet bu şekilde idare edilecekse güzel idare tarzıyla bilinçli yatırımlar, kararlar alınıyordu.”
———-
Başörtülüye saygı duyacaksın!
AK Parti hükümetinin gidişatını da değerlendiren Keskin, içte ve dışta önemli mesafeler katedildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah nazardan saklasın. Başbakan Erdoğan, başörtüsü meselesini o kadar güzel izah etti ki. ?Simge ne demek, olsa ne yazar.’ Simge, sonra bir tarafın olmayı ifade eder. Burada bir taraf değil de, müştereklik olduğuna göre bu bir ihtiyacın neticesi de müşterek bir davranıştır. Bu davranıştan dolayı Türkiye’yi oyalamasınlar. Okumak herkesin en tabii hakkıdır. O çocuk okusun da, sen devlet olarak okut, o bilinçli hale geldiğinde kendi tercihini kendisi yapsın. Başını açsın, örtsün. Ben çocuğumu, kızımı o hukuk fakültesinde okutup yanıma almak isterim. Ben kızımı doktor olarak işletmemde çalıştırmak isterim. Okuma hakkını engellemesinler. Devletten iş beklemiyorum. Sonra ne oluyor, bu çocuklar Avusturya’da, Fransa’da, batıda bize akıl veren ülkelerde okuyup geliyor.
Yazık değil mi? Vatandaşın en tabii hakkını elinden alınmasını ortadan kaldırmak için Başbakanımızın girişimde bulunmasının alkışlanması lazım. Sen başörtülüler hakkında nasıl gerici, şudur budur diye hüküm verebilirsin?! CHP’linin de başörtülüleri var, onlar ?Kemalistiz diye geçinir. Sen bunu irticacı olarak kabul edebilir misin? Kabul edemezsin. MHP’lisinin de var, şucusunun, bucusunun da var. Demek ki ortak, simge değil. O zaman en tabii hakkıdır. İnancına göre örtüyordur. Buna da saygı duyacaksın.”
———
MİLLETVEKİLİ MAAŞIYLA OKUL YAPTIRDI
22. Dönem Eskişehir Milletvekili olan Fahri Keskin’in milletvekilliği dönemi ile ilgili anlattıkları ise “Türkiye’de bir ilk” dedirten örneklerden. Keskin, tüm milletvekillerine örnek olacak bu anısını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Vatandaş gibi yaşayacaksın” uyarısını hatırlatarak aktardı. “Milletvekili olduktan sonra ilk günden itibaren aldığım maaşı aldım götürdüm, finans kurumlarına yatırdım. Faiz kuruluşlarına itibar etmem. Maaşımı aynen aktarıyorum. Bir kuruşuna dokunmuyorum. Hüseyin Çelik’le diyaloğumuz var. Onunla da paylaştım. Bu paralarla Sivrihisar’a bir Hızırbey İlköğretim Okulu açtırdım. Bir çocuk kreşi kurdum adını Yunus Emre koydum. Nasreddin Hoca adına da var. Dedemin adına zaten 20 sene önce yaptırdığım bir okul vardı. Ne demişler, ?dolusu dedeye, boşu toruna emanet, ikisi de etmez bu vatana ihanet.’ Bunlar iyi şeylerdir. Teşvik edilmesi lazım. Allah’tan istiyordum, baktım o okulun yeri Milli Emlak’tan tahsise çıkmış. Yolun kenarında, orayı da bir gün içerisinde hallettim. Satışını durdurtturdum ve tahsisini yaptırdım. Orayı yaptırmak bize nasip oldu. Bundan ailemin ve yakınımdakilerin haberi hiç olmadı. Basına yansımasının nedeni ise, protokolü imzalarken bir gazeteci şahit oldu. Hanım da soruyordu maaşımı ne yaptığımı, gelen giden, eş dosta harcadığımı söylüyordum. Ne olacak, maaş ne olacak. Bu öyle çok bir şey değil, ben maaşımı vermişim, adam canını veriyor, karısı dul kalıyor, memleketteki malı pul oluyor. Bu şuuru ortadan kaldırmak için insanları maddileştiriyorlar. İnsanlarımızı inançları ile oynuyorlar. İnşaallah bizim arkadaşlarımız iyi örnek sergilerlerse toplumda bunlar değer görür. Para öyle bir şey ki, doyum noktası olmaz. Elhamdülillah ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz zaman tamam, ondan sonra insanlara yardım etme, öbür tarafa hazırlanma sistemini benimsememiz lazım. Bakıyorsunuz, araba üzerine araba, ev üzerine ev. O zaman para hayırsız oluyor. Cemiyette birileri aldırmadığı zaman canınız sıkılıyor.”
———-
İYİLİĞİN KIBLESİ BİR OLMALI
Otel lobilerinde zaman öldüren milletvekillerinden olmadığının altını çizen Fahri Keskin, muhafazakar bir aile yaşamında devletin verdiği paranın yettiğini hatta arttığını da ekledi. Keskin, TBMM’de sunduğu bazı önerileri de şöyle aktardı: “Anadolu’nun köylerine gidiyorsunuz, tek katlı konuttan bile daha kötü tek gözlü evler. Sosyal konuttan da aşağı evler. Biz Meclis’te bir fon oluştursak, 50 kişi, ?Biz maaşımızı almıyoruz. Güneydoğu’da şehit düşenlerin ailelerine ek maaş olarak verilmesini istiyoruz’ diye birer dilekçe versek ne olur? Meclis’te o kadar büyük holding sahipleri var. Meclis’te çok büyük eski inşaat şirketleri olan var. Yurtiçinde ve yurtdışında inşaat şirketleri olan var. Meclis’te çok büyük ağalar var. Büyük ticaretle uğraşanlar, rantiye sahipleri bile var. Rafineri sahibi olan var. A partisi B partisi. Hepsi bizim partiden olmayabilir ama iyiliğin yönü müşterek olmalı, kıblesi bir olmalı. Ben bundan ötürü bekledim ama çıkmadı. İnşaallah bundan sonra çıkar.”
———
ŞEHİTLER GÜNÜ ÖNERİSİ
“Meclis çalışmalarında bütün gücümle halkın yanında olacak kararlarda imza attım. Dedim ki, 18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili o günün tatil olmasını teklif verdim. Kanun teklifi olarak. Gerekçe, 1 Mayıs işçi bayramının, bahar bayramının, 27 Mayıs’ın bayram olarak kutlandığı bir ülkede 250 bin şehidin verildiği bir Çanakkale Zaferi’nin destanlaştığı bir gün, bütün şehitler günü olarak kutlanılsın. O zaman Allahuekber dağlarında ölen ve Yemen’de ölen 450 bin şehidimize saygıdır bu.”
habervaktim.com
28 Şubat, havuz sisteminden rahatsız olanların tezgâhıydı “ için “ilk yorum ”
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?



Fahri bey gerçekten halkın duygu ve düşüncelerini yamsıtmış vakit gazetesi hakkındaki görüşlerinede aynen katılıyorum,müslümanlar terörist israil devletini ortadan kaldırmak için işbirliği yapmalıdır.