Şemdinli’de Hukuk Kaybetti; “Paşa’nın İyi Çocukları” Kazandı!

Aralık 15, 2007

Şemdinli’de 9 Kasım 2005′te Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevi bombalanmış, patlamada Mehmet Zahir Korkmaz adlı bir kişi hayatını kaybetmiş, iki kişi de yaralanmıştı. Bombayı attığı öne sürülen bir kişinin sığındığı otomobil halk tarafından durdurulmuş ve içindeki üç kişi (PKK itirafçısı Veysel Ateş ile astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz) polise teslim edilmişti.Şemdinli davasında Savcı Ferhat Sarıkaya’nın iddianamede, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın ismine de yer vermesinden dolayı Genelkurmay 20 Mart 2006′da muhtıra niteliğinde bir açıklama yapmıştı. Akabinde Türkiye’de yargının bağımsız olduğu iddialarının beyhudeliğini göstermek istenircesine Savcı Ferhat Sarıkaya HSYK kararıyla meslekten ihraç edilmişti. Ardından Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanıklar hakkında verdiği 39 yıl ceza kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bozulmakla kalmamış; ayrıca bu mahkeme üyelerinin görev yerleri hızlıca değiştirilmişti. Yeni mahkeme heyeti ise sanıkların askeri mahkemede yargılanmaları gerektiğine hükmetmişti. Ve nihayet beklenen son gerçekleşti ve Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde dün (14 12 2007) başlayan davanın daha ilk duruşmasında 2’si astsubay, 1′i PKK itirafçısı 3 sanık tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar.

Şemdinli Davası Militarizmin Hukuksuzluğunun Bir Belgesidir!

Şemdinli olayı başından itibaren bir hukuksuzluklar dizisi şeklinde sürdü. Sanıklardan Astsubay Ali Kaya hakkında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı -şimdiki Genelkurmay Başkanı- Yaşar Büyükanıt’ın “iyi çocuktur” sözüyle başlayan müdahale süreci, iddianameyi hazırlayan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten men edilmesi, sanıkları cezalandıran mahkeme üyelerinin apar topar görev yerlerinin değiştirilmesi ve davanın askeri mahkemeye gönderilmesi ile sonuçlandı.

Türkiye’de askeri vesayetin ortadan kaldırılması için iyi bir imtihan vesilesi olacak Şemdinli olayı, hükümetin korkak ve beceriksiz tavrı, medyanın postal sever tutumunun da katkılarıyla maalesef askeri vesayeti tahkim eden bir işlev görmüştür. Başbakan Erdoğan’ın, Şemdinli olayının aydınlatılacağına dair “Sonuna kadar bu işi takip edeceğiz!” ifadesindeki ’son’un askeri mahkeme olduğu görülmüştür. Tıpkı geçtiğimiz günlerde uçakta “eve dönüş” mesajları verip ertesi gün “Yeni yasadan söz etmedim.” diyerek ne kadar tutarlı ve “işin sahibi” olduğunu göstermesinde olduğu gibi AK Parti Hükümeti’nin Başbakanı yetki sınırlarının kışla duvarına kadar olduğunu bir kere daha göstermiş oldu.

Şemdinli davasında verilen bu karar yargının siyasallaşma boyutunu da aşarak, adeta “yargının askerileşmesi” noktasına gelindiğinin açık bir göstergesidir. Şemdinli bombacıları ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın iyi çocuklarının, davanın nakledildiği askeri mahkeme tarafından tahliye edilmesi bu ülkede son sözün kime ait olduğunu ortaya koymuştur. Ve askeri mahkemenin verdiği karar artık diğer “iyi çocuklar” için de moral verici ve teşvik edici olmuştur.

Şemdinli adli bir vakıa olmaktan öte düzenin kimliğidir. Yargısıyla, güvenlik güçleriyle, medyasıyla ve hükümetiyle hukukun bu kadar işlevsizleştirildiği, içeriksizleştirildiği bir düzeni hukuk devleti olarak vasfetmek saçmalıktır. Görülen o ki, Şemdinli’nin akıbeti de Susurluk gibi olmuştur. Tıpkı Susurluk gibi Şemdinli’de de boğazına kadar çamura batan sistem, bu çamurdan militarizmin gücünü, etkinliğini ve hukuksuzluğunu ispatlayan ölçüsüzlüğünü ortaya koyarak çıkmıştır. Adaleti, hukuku yok sayan her türlü ölçüsüzlüğe karşı çıkmak ise her onurlu insanın görevidir. Bu noktada adaletten, hukuktan, insan haklarından yana herkesi düzenin bu çirkin işleyişine karşı tavır almaya ve sahte demokratikleşme masallarına prim vermeyip militarist tahakküme karşı direniş çizgisini yükseltmeye çağırıyoruz.

Hülya Şekerci
Özgür-Der Genel Başkanı

Üye olamak için :

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?