Devlet ve Diyanet hacıları yoluyor mu?

Aralık 11, 2007

4489.jpgHac bedeli hizmet artırımı iddiasıyla yaklaşık 3000 dolara çıkarıldı. İstanbul-Paris uçak bilet ücretinin 3 misli yolculuk parası alınıyor. İbadete halel gelmesin diye kimse yüksek sesle şikayet edemiyor.

Ali Bulaç, dünkü yazısında hacca dair bazı sorular sormuştu.


Şimdiye kadar üzerinde pek durulmayan bir konuyu köşesine taşıyan Bulaç, devletin hacı adaylarından aldığı para miktarının fazlalığıyla ilgili bir tartışma açtı. Uçak yolculuğ bedeli olarak İstanbul-Paris yolculuğu için ödenen ücretin üç misli para alındığını, geçmiş yıllarda 1880 dolar olan hac bedelinin “hizmet artırımı” iddiasıyla 2050 Euro’ya (yaklaşık 3000 dolar) yükseltildiğini belirten Bulaç, bu işten devlet-Diyanet’in makul sınırları aşan miktarda kazanç sağladığını yazdı.

İslam dünyası içinde en pahalı haccı Türkiye’den giden hacıların yaptığını belirten Ali Bulaç’ın söz konusu yazısı:

Hac ve bazı sorular

Hac dönemi görkemli manzaralarla başladı, devam ediyor. Türkiye ve İslam dünyasından kaç hacı adayının Mekke’ye ve Medine’ye geldiğini tam olarak bilmek güç. Bir hafta sonra kesin rakam çıkabilir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu sene 650 bin civarında müracaat yapıldı. Suudi Arabistan’ın verdiği kota milyon başına bin kişi. Yani normalde Türkiye’den 70 bin kişiye vize verilmiş olması lazım. Müracaat edenlerin sayısı yaklaşık dokuz kat fazla. Yine de Türk hacı sayısının 100 binin hayli üstünde olacağını söylemek mümkün. Geçen senelerde olduğu gibi bu sene de Türk hacılarının sayısında önemli artış var. Suudi Arabistan her sene kotayı aşan rakam konusunda tolerans gösteriyor. Hac ibadeti sırasında da Türkiye hacılarına sağladığı özel kolaylıklar var, mesela zamanın ve mekânın azami ölçülerde iktisatlı kullanılması gereken Arafat’a gidiş ve gelişlerde 9. yolun tahsis edilmesi gibi. Geçen ay Suud Kralı’nın Türkiye’ye yaptığı ziyaret önemli bir kolaylık sağladı.

Hac yazılarında pek dile getirilmeyen bir hususun altını çizerek başlamak istiyorum: Birçok gözlemciye göre İslam dünyası içinde en pahalı haccı Türkler yapıyor. Gidiş-geliş olmak üzere İstanbul-Paris, İstanbul-Berlin için ödenen uçak ücretinin yaklaşık 2-3 katı fazlası ödeniyor. En düşük ve kısa dönem hac için 2050 Euro alınıyor. Hizmet artırımı öne sürülerek geçen yıllarda 1800 dolar alınırken, şimdi 2050 Euro alınmaya başlandı. Üstelik müracaat sırasında 15, yurtdışı çıkışı için yine 15 YTL para ödeniyor. Bu sene yatak nevresimi ve iki valiz verildi, bunlar güzel, ama dikişsiz olarak verilen kumaş polyester, Arabistan sıcağında bunu giymek mümkün değil. Hacıların bir kısmı ayrıca kendilerine elbise alıyorlar. İki cilt ilmihal, meal ve dua kitapları ücrete mi dahil, yoksa hediye mi, belli değil. Ücrete dâhil ise, bu “zorunlu satış” olmuş demek. 650 bin kişinin sadece müracaat parası olarak 15 YTL ödemesi gerçekten yüksek bir meblağ. İran gibi devletler umre ve hac ziyaretlerinin bir bölümünü finanse ediyorlar. Mesela 15 günlük bir umre ziyareti için bir İranlının ödediği para 600 dolar, bizde ise neredeyse iki katı. Elbette kimse, devlet hac veya umre ibadetinin bir bölümünü karşılasın demiyor, ama tekelinde tuttuğu bu ibadetten de makul bir ücret talep etsin.

Bizim kimseyi, Diyanet veya başka bir kurumu zan altında bırakma gibi bir hakkımız yok. Hüs-ü zan esastır, elbette Diyanet’in ilk kaygısı hac gibi önemli bir ibadeti layık-ı vechiyle gerçekleştirmeleri için hacılara yardımcı olmak. Son senelerde bu konuda önemli mesafe katettiğini de teslim etmek lazım. Takdire şayan hizmetleri var.

Ancak bütün bu artılar, ortadaki bazı istifhamların varlığını ortadan kaldırmıyor. İşin biraz içine girebilen herkes şikâyetçi, fakat ibadete halel gelmesin diye kimse yüksek sesle bu haklı şikâyeti telaffuz etmiyor. Prensip olarak “devletin hacılardan ilave gelir” peşinde olmaması lazım. Muhakkak, hesaba katmadığımız giderler olabilir, belki Diyanet’in kendine göre haklı gerekçeleri, hepimizi ikna edecek açıklamaları vardır. Bu durumda söz konusu söylentilerin önüne geçmek, kafalardaki istifhamları gidermek için hacı başına ne kadar reel masraf yapıldığı kalem kalem dökülmeli, hacılara ve kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu konuda şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesini esas alan yöntemi takip etmek gerekir. Herkes ödediği ücrete denk kaliteli bir hizmet alıp almadığını merak eder.

Demokratik ülkelerde kamu bütçesinin şeffaflığı ve hesap verilebilirliliği temel bir kuraldır. Kaldı ki, bu devletin vatandaşları için yaptığı bir kamu harcaması değildir, aksine devlet bir tür ticaret yapmaktadır. Açıklığa kavuşturulması gereken iddialara göre bu işten makul sınırları aşan kazançlar elde etmektedir. Bu iddiaların kaale alınıp gerekli bilgilendirmelerin yapılmasında zaruret var.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?