Ya Yokoluş Ya Küresel İntifada

Kasım 27, 2007

Toplumlarımız çözülmeye doğru gidiyor.Ayaklarımızın altındaki tabanlar yavaş yavaş kayıyor.Gökyüzündeki yıldız ve gezegenlerin birbirinden uzaklaşması gibi birbirimizden uzaklaşıyoruz.Her geçen gün toplum fertlerinin arasına “Berlin Duvarları” nı andıran duvarlar örülüyor ve birbirimize yabancılaşıyoruz.

Bu “yabancılaşma” yerel-mahalli bir “yabancılaşma” değil…Bu “yabancılaşma”,  küresel bir “yabancılaşma” dır.Küresel Yabancılaşma Dünyasının insanları kendilerini “meta fetişizmiyle” “var” ediyorlar.”Tüketiyoruz o halde varız” dedirten Emperyal bir imparatorluğun tüketici kulları!..Bize “tüketici” sıfatından başka bir sıfat yakıştırmayan bu Emperyal İmparatorluk,toplumsalı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar “ekonomiye” indirgedi.

Kuşkusuz bu gününün toplumu ile ilgili en önemli tespit insanın “homo economicus” kavramı ile adlandırılmış olmasıdır. İnsanın yaşamına artık ekonomi yön vermektedir. İnsanın ruh ve düşünce dünyasında yaptığı yolculuklarla şekillenen “kimliği” ve bu kimliğin yansıması olan hayatı,artık her alanda ekonomik koşulların kuşatmasına maruz kalmış ve bu koşullarla şekillenir olmuştur. İnsanın “seçme özgürlüğü”nü, inancı ve düşüncesi belirlerken,artık Emperyal Dünyanın  ekonomi ajanları belirler olmuştur.Ne yiyeceğimizden ne giyeceğimize,kimi seveceğimizden  kimden nefret edeceğimize kadar, biz kendimiz değil bu ekonomi ajanları karar veriyor.İnsanları “sürüye kapılıp giden koyunlar” a benzeten bu ajanlardan biri olan pazarlamacı Jack Trout: “insanlar ne istediklerini bilmezler (öyleyse niye onlara soralım ki )” der. Tabiyki artık bize sormuyorlar…İhtiyacımız yokken bile bizi, ihtiyacımız olduğuna inandırıyorlar.Fabrikaları,bize gece gündüz ihtiyaç üretmek için çalışıyor.Macar iktisatçı Karl Polaryi’nin “şeytan fabrikaları” dediği bu fabrikaların dişlileri,bizi,bizim kimliğimizi öğütüyorlar aslında.Amaçlarımıza ulaşmak için tükettiğimiz “araçlar” sinsice bir inkılapla amaçlarımızın yerine oturuyor.Artık “tüketim” araç olmaktan çıkmış,amacımızın hedefimizin ta kendisi olmuştur.Kendi dışındakileri “tüketen hayvanlar” a dönüştüren pragmatist küresel emperyal sistem,bütün dünya ülkelerini de kendi mallarının tüketim pazarı yapmış veya yapmaya çalışmaktadır.İnsana ve onun yaşadığı dünyaya pervazsızca saldıran ve gerektiğinde yok etmekten çekinmeyen, amaçlarına ulaşmaya çalışırken karşısına çıkan her türlü direnişi barbarca katleden bu imparatorluğun insana bakış açısını daha iyi anlamak için, Dünya Bankası’nın iktisatçılarından Lawrence Summers’in parababalarına yaptığı öneriye bakmamız yeter. Summers : “çevreyi kirleten sanayileri Üçüncü Dünya Ülkeleri kaydırmalarını ,böylece kirlenmenin sosyal maliyetini düşürebileceklerini tavsiye etmiştir.” Bunun gerekçesini de şöyle açıklamıştır: “Üçün Dünyalı bir insanın ortalama yaşam maliyeti gelişmiş ülkelerdeki benzerlerinden daha düşüktür.O halde bir Üçüncü Dünyalının kanserden ölmesi, ekonomik olarak daha uygundur.”Summers, kansere yol açan sanayiyi, zaten açlıktan ölecek olan insanların ülkelerine götürelim ki, açlık yerine kanserden ölsün de bize maliyeti daha ucuza gelsin demek istiyor.

“Modern İnsan” diye tabir edilen günümüz insanı,zihinlerine enjekte edilen tüketim kültürünün etkisiyle kendi “varoluşsal kimliğini” mağaza vitrinlerinde seyretmeye başladı.Küresel Kapitalizmin  kimliksizleştirdiği ve özüne yabancılaştırıp, “özne” konumundan “nesne” konumuna getirdiği insan,F.Kafka’nın “Değişim” adlı romanındaki dev böceğe dönüşen Gregor Samsa oluyor artık.

Emperyalizm “örgütlü bir kaos”a sürüklüyor dünyayı…Filistin, Afganistan, ve Irak “Demokrasi Bombaları” ile  yerlebir edilerek bu “örgütlü kaos”un kurbanları oluyorlar.Sıradaki hangi halk, hangi ülke acaba?…

George Orwell, “Barış savaştır,gerçek yalandır, özgürlükse köleliktir”derken Nebukkadzenar Bush’un bu yalan ve talan İmparatorluğunun başına geleceğini o günden öngürüyordu herhalde.Yalan ve Talan İmparatorluğu “Özgürlük Savaşları(!)”yla köleleştiriyor halkları…

Ve insanlık suskun, insanlık gözü yaşlı…İnsanlık kurbanlık koyun gibi emperyal kaosun modern sunaklarında yokoluşunu umutsuzca beklemekten başka bir şey yapmıyor.Fukuyama’nın kulağına  fısıldadığı “tarihin sonu” masalını çaresizlik içinde dinliyor.Gerçekten “ tarihin sonu” mu geliyor? HAYIR!..

YA BASTA/ ARTIK YETER!

Emperyalist hegemonyanın KÜRESEL ZÜLM’üne “ARTIK YETER!” diyebilecek bir tarihi geçmiş ve birikime sahiptir insanlık…Kendini “yokoluş”a sürükleyen egemen güçlere başkaldırı felsefelerini her zaman ve her çağda var eden insanlık,emperyalistlerede elbette karşılık verecektir.

Ancak insanlığın bu günkü düşmanları öncekilerden farklı olarak “küresel bir güç”le saldırmaktadır.Bu nedenle,ezilen,hor görülen, topyekün saldırıya uğrayan dünya mustazafları/ezilenleri de küresel bir bilinç ve direnişle karşı koymaları gerekmektedir.

“Ben Meksika’da Zapatista’ysam,San Fransisco’da eşcinselim,Güney Afrika’da siyahım,Avrupa’da Müslümanım, Amerika’da Chicano’yum,İsrail’de Filistin’liyim,Almanya’da Yahudi’yim,Bosna’da barış savaşçısıyım,Türkiye’de Kürdüm,herhangi bir metro istasyonunda akşamın 10’nda yalnız bekleyen kadınım,herhangi bir ülkedeki topraksız köylüyüm,herhangi bir şehirdeki işsiz emekçiyim” diyebilecek ve bu şekilde hareket edebilecek “kıtasal öncü” lere ihtiyaç vardır.Emperyalizme karşı onurlu ve ilkeli tüm devrimci güçlerin hangi inanç ve dinden olursa olsunlar,geliştirecekleri ittifaklarla güçlerini birleştirecekleri bir anti-emperyalist zeminde evrensel değerler uğrunda  mücadele edebilme yollarını aramalıdırlar.

Ülkemizde bu arayışın ilk örneklerinden biri olan Özgür-Der, “küresel intifada”şiarıyla yola çıkmaktadır. Müslüman Kimliğiyle “…zülme karşı direnişin küreselleştiği günümüzde;küresel intifada şiarını önceleyen tüm kesimlerle  ittifaklar kurarak yürüyüşünü devam ettirmekte ve ahlaklı,onurlu, ilkeli tüm kesimleri bu yürüyüşe davet etmektedir.”

Buna cevap ise uzaklardan, İtalya’dan, Anti-Emperyalist Kamp’tan geldi.Anti-Emperyalist Kamp’ın adına, Özgür-Der 4.Kongresi’ne gönderdiği mesajda Willi Lanthaler: “Bu gün ortak kavgamız olan Amerikan kapitalist emperyalizmin dünya halklarının köleleştirilmesine karşı etkili bir mücadele sürdüren Irak Direnişi ile dayanışma zemininde belirginleşmektedir.Yarınlarda da daha güçlü bir anti-emperyalist cepheyi elbirliği ile inşaa edeceğimize ve bunun en güzel en güzel biçimde Özgür-Der’in bayraklaştırdığı şu şiar altında gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz: YAŞASIN KÜRESEL İNTİFADA!”

Evet… İnsanlık ve ezilenler, emperyalistlerin ve onların küresel hegemonyasının insafına terk edilmeyecek kadar değerlidir.

 

 

27.11.2007

İRFAN SİNCAR

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?