Bir arada duruyor gibi yapıyoruz
Kasım 26, 2007
Benim için kurucuları arasında yer aldığım Mazlum-Der’in kongresi önemliydi.
Ankara’dan kolum-kanadım kırık döndüm.
Hemen hiçbir insan hakları sorunu konuşulmadığı gibi, Mazlum-Der’in iç sorunları da konuşul(a)madı.
Öfkeli konuşmalar yapıldı. Urfalı arkadaşlar İstanbul’un kapatılmasını, kapatılmazsa istifa edeceklerini söylüyorlar.
Oysa benim düşünceme göre değil feda edecek tek örgüt, tek üyemiz bile yok.
Kapalı kapılar arkasında pazarlıklar, aday tesbitleri.
Hani belli gruplar karma listeler, uzlaşı üzerine adaylar teklif edebilirler, ama 10 kişi anlaşacak ve delegeler yasa savmak için ellerini kaldırıp indirecek, buna da kongre diyeceğiz. Dahası kendileri aday belirlemenin ötesinde, şu şöyle olursa biz de şöyle yaparız diye meydan okuyacaklar.
Olacak şey değil!..
Mazlum-Der’in bu noktada birkaç konuda netleşmesi gerek. Modern, seküler, pozitif, liberal, protestan bir insan haklarından yola çıkarak "demokratik bir İslâm" mı icad edeceğiz, yoksa İslâm’dan yola çıkarak vahiy penceresinden bir insan hakları tanımı mı yapacağız?
Batı’daki "human right", "insan hakları"nın karşılığı değil. Human right, "insani sağduyu" gibi bir anlam taşır. Ahlak ya da fıtrat, ya da Hak’ka ait bir ölçü, "human right"ın içinde gizli değil.
Bizim kendimize özel bir dilimiz olmalı. Bu yok! Ortak bir tarihi referansımız olmalı. Bu da yeterli değil. Dayandığımız kavramlar, kurumlar neler? Bir gelenek oluşturabildik mi? Hayır. Çünkü bazı şeyleri bilgi, sabır ve cesaretle konuşamıyoruz.
Mesela Kürt konusunu biz özgürce konuşamayız. Konuşursak kavga çıkar, kopar, dağılırız.
O zaman niye bir arada duruyor gibi yapıyoruz?
İstişare, şura hak getire. Sabır ve tahammül de yok.
İnsan hakları mücadelesi, ne tek başına başörtüsüne, ne de Kürt meselesine indirgenebilir.
Bir de sivil olma ve siyasetle ilişkiler konusunda zihinlerimiz bulanık. İdeolojik, politik angajmanlarımızla bu örgütü Truva Atı olarak kullanmak isteyenler olabiliyor.
Son zamanlarda İslâmi kimliği öne çıkan teşkilatların üyelerine bakıyorum, çoğu namaza gelmiyor. Öyle abdest kuyrukları oluşmuyor artık.
Bir yolunu bulup kitabına uyduruyoruz sanki! En azından bu konuda ciddi bir gevşeklik sözkonusu.
Hani siz insanların HAK’kını savunacaktınız! Siz HAK’kın hukukuna sahip çıkmıyorsunuz ki, Allah’ın insanların üzerindeki hakkını savunasınız.
Hani kardeştik, affedici olacaktık, dinlemeden, anlamadan hüküm vermeyecek, bilmediğimiz şeyin peşine düşmeyecektik?
Dost acı söyler..
Dualarla başladığımız; Hilfu’l Fudul, Medine Sözleşmesi diyerek çıktığımız yolun sonunda, buraya mı gelecektik?
İnsan hakları fıkhından yoksul olduğumuz gibi, istişare, şura, ihtilafların çözümü konusunda da iptidai konumdayız, görüntüye göre.
Bu konuda felsefi bir derinliğe de sahip değiliz. Kongredeki manzara bunu gösteriyor. Sanki bu işi kendi kariyerimiz, ideolojik, politik, etnik aidiyetlerimiz için yapıyoruz.
Dar kadro anlayışı ile ötekileri dışlama çabası içinde birileri.
Kuşkusuz Müslümanlar içinde çok değerli insanlar var. Mazlum-Der’de de.
Ama bu işlerde 3-5 komitacı, arkalarındaki destekçileri ile süreci kilitleyebiliyorlar.
Ama zaten bu işler bu noktaya gelmişse, bu kavganın içinde yer almayanlar bir süre sonra dışlanır. Bu süreç bir başladı mı, artık arkası arkasına darbeler ve bölünmeler devam eder ve bu iş bir yere gelir, biter.
Mazlum-Der son kongrede kritik eşiğe geldi. Ya bundan sonra kendine bir çeki düzen verir, ya da bu iş biter.
Biz, Mazlum-Der’den önce de vardık, sonra da var olacağız. Mazlum-Der’i gözden çıkartmadım ama, Mazlum-Der böyle dar kadro hesaplaşmalarının zebunu olacaksa, yeni bir oluşum güç ve imkânsız değil.
Selam ve dua ile.
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


