Nesh

Ekim 13, 2007

Nesh; lügatta bir şeyi iptal etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikame etmek, yer değiştirmek, nakletmek, gidermek (izale etmek), yazdırmak manalarına gelir.  Hac, 22; Casiye, 28-29 ve Nahl, 101. ayetlerdeki kullanımları bu şekildedir.

Istılahta ise nesh; şer’i bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer’i hükümle kaldırılması, iptal edilmesi demektir. Hükmü kaldıran ayet nasih, hükmü kaldırılan ayete de mensuh denir. Mensuh ayet ile amel edilemez.

 

Şimdi Nesh’in Kur’an bünyesinde neshin varlığını savunanların delil olarak getirdikleri ayetleri inceleyelim:

1) Biz bir ayeti başka bir ayetin yerine getirdiğimizde -ki Allah neyi indirdiğini gayet iyi bilmektedir- ‘Sen yalnızca uyduruyorsun,’ dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.» (16/101)

Bu ayet hakkında ilk dikkate alınacak husus, ayetin Mekkî oluşudur. Emir ve nehiy bildiren ayetler ise genellikle medenidir. Dolayısıyla bunların yer değiştirmesi söz konusu olamaz. Nesh meselesini Kur’an’a dayandırmak isteyenlerin bu ayeti delil getirmeleri bu yüzden geçerli değildir. Nitekim bu ayetler, İslam’dan önce gönderilen şeriatların neshinden ve İslam’ın onların yerine gelmesinden bahsetmektedir. Ayetin indiği sıralarda Yahudi ve Hıristiyanlar kendi dönemlerinin ve büyük oranda tahrif edilmiş bulunan dinlerinin son bulmasını kabullenemedikleri için Hz. Peygamber’e karşı çıkıyorlar ve çeşitli ithamlarda bulunuyorlardı. Yine bütün bunlarla ilgili olarak da Hz. Muhammed (s)’in işte böyle bir ortamda Allah (c) «Biz bir ayeti başka bir ayetin yerine getirdiğimizde…» buyurarak onların şeriatlerinin yerine artık Hz. Muhammed’in şeriatinin geldiğini ve O’nun geçerli olduğunu bildirmiştir.

 Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da ayet” kelimesinin kullanılmasıdır. Ayet kelimesi Kur’an’da tekil sigayla kullanıldığında delalet, hüccet, mucize, işaret ve geçmiş risaletler anlamı kastedilirYukarıdaki ayette de bu kelime geçmiş risaletler anlamında kullanılmıştır. Nitekim İbn Abbas’ın talebesi Mücahid buradaki ayetin şeriat anlamında olduğunu söyler. Buradan da ayetteki değiştirmenin önceki risaletlere işaret ettiğini rahatlıkla anlayabiliriz. Kısacası, söz konusu ayet Kur’an’daki ayetlerin birbirini iptal etmesi anlamında Nesh’e delil olamaz.

Konuyla ilgili olarak gündeme getirilen bir başka ayet de şudur: «Biz daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe bir ayeti neshetmez veya unutturmayız.» (2/106)

Burada nesh, ‘daha iyisini veya benzerini getirme’ şartına bağlanıyor. Daha iyisi veya benzeri getirilince zaten o ayetin iptali söz konusu olmaz, aksine sağlamlaştırılması söz konusu olur. Dolayısıyla buradaki nesh bizim anladığımız şekilde -ıstılahi manadaki- nesh değildir. O halde burada neyin neshi anlatılıyor? Ayeti siyak ve sibakıyla ele alır, nüzul ortamını da göz önünde bulundurursak buradaki neshin de daha önceki ayette olduğu gibi geçmiş risaletlerin iptali anlamında olduğunu kolaylıkla anlarız. Şöyle ki ayet, yine Yahudiler’in durumlarının anlatıldığı bir ortamda geçiyor. Kendi şeriatlerinin geçerliliğinin kaldırılmasına, Peygamberin kendi soylarından gelmemesini bir türlü hazmedemeyen Yahudiler, çeşitli şekilde itham ve itirazlarda bulunuyorlardı. Allah yaptığını bozar mı? indirdiğini iptal eder mi? Öğretilerinin unutulması mümkün mü? şeklinde karşı çıkıyorlardı. Kıblenin değiştirilmesi olayını da ağızlarına dolamışlar, Muhammed ashabına bir şey emrediyor, yarın ondan vaz geçiyor diyorlardı. Rabbimiz bu ayetle onların şeriatlerinin son bulduğunu, onun yerine gönderdiği Hz. Muhammed’in şeriatine uymaları gerektiğini emir buyurmuştur, islam’dan önceki şeriatin sembolü olan Kudüs’ün kıbleliğinin neshedilmesi, değiştirilmesi de bunun bir işaretidir. Buradan da ayetteki değiştirmenin önceki risaletlere işaret ettiğini rahatlıkla anlayabiliriz. Kısacası, söz konusu ayet Kur’an’daki ayetlerin birbirini iptal etmesi anlamında Nesh’e delil olamaz.

Şüphesiz ki Allah (c) kitabının hangi ayetinin geçerli, hangisinin geçersiz olduğunu kullarının içtihadına bırakmamıştır. O’nun kitabının tümü, «Ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da güzelce açıklanmıştır. (11/1-2). O’nun kitabı içinde hiç bir eğrilik (18/1), şüphe (2/2) olmayan ve içine batılın karışmadığı (41/42), eşsiz (41/41) bir kitaptır.

Tüm islam alimleri bir ayete mensuh deseler, onu Kur’an’dan çıkarma yetkisine sahip olamazlar. Bu hükmün böyle olduğu konusunda Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki, Caferi, Zeydi, Eş’ari, Maturudi, Mutezili, Şii tüm mezhepler ittifak halindedir. Elbette Kur’an’da herhangi bir ayetin çıkarılması söz konusu bile olamaz. Ancak bu ayetin hükmü kaldırılmış, fakat gözlere şifa olması için Kur’an’da vardır demenin de hiç bir anlamı yoktur

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?