MUHKEM / MÜTEŞABİH

Ekim 13, 2007

Muhkem:

«Sana bu kitabı indiren odur. Onda bir kısım ayetler muhkemdir, bunlar kitabın anasıdır (özüdür). Diğer kısmı da müteşabihtir. işte kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onun tevilini gözetlemek için müteşabihlerin peşine düşerler Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez, ilimde rüsuh (derinlik) sahibi olanlar ise, Ona inandık hepsi Rabbimizin kalındandır derler. Akıl sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.» (Al-i İmran, 3/7)
lügatta muhkem; bozulmaya uğramayan, mevsuk, güçlü, yerleşik, sapasağlam gibi anlamlara gelir. Araplar geri çevirdim, mani oldum manasına ahkamtu veya hakemtu derler. Hakime de, zalimi zulmünden men ettiği için bu isim verilmiştir.

Istılahı olarak muhkem, manasının dalaleti apaçık olan ve bu hususta gizliliği bulunmayan ayetler diye tarif edilmiştir.

Kitabın anası olarak nitelenen muhkem ayetler, insanların rablerinin rızasını nasıl kazanacakları, neleri yapıp, neleri yapmayacaklarını ve nelerin kesin itikad esası olduğunu belirten ayetlerden oluşur.

Muhkemlerin işaret ettiği manalar açıktır. Bu ise onların üzerinde düşünülemeyeceği anlamına gelmez. Aksine müslümanlar bu ayetler üzerinde yoğunlaşmalı ve bu ayetlerin pratize edilmesi için her türlü çabayı sarfetmelidirler.

Müteşabih :

Lügatta; iki şeyden birinin zihni tefrik etmekten aciz bırakacak tarzda diğerine benzemesi.

Müteşabih ayetler ise genelde insan idrakinin ötesindeki varlık alemini anlatır. Muhammed Esed’in de belirttiği gibi, insan dimağı (iradi düşünce, hayal, rüya, seziş ve hafızayı kapsayan anlamıyla) ancak tümüyle veya bazı bileşenleriyle önceden tecrübe edilmiş algılara dayanarak faaliyet gösterebilir, işte insan zihninin algılayamadığı alemi anlatan bu ayetleri müteşabihler kapsamında değerlendirebiliriz. Allah’ın zatı ile ilgili ayetler, cennet, cehennem tasvirleri, melekler, cinler ve bazı kıssaları bu çerçevede ele alabiliriz.

müteşabih iki kısma ayrılır:

1) Mutlak müteşabihler: Te’vili kesinlikle bilinemeyecek ve bilgisi yalnızca Allah’ın katında olan müteşabihler. Kıyametin kopacağı vakit, Dâbbe’nin keyfiyeti gibi hususlar bu manadaki müteşabihler kapsamındadır. Rabbimiz bu gibi ayetlere inanmamız gerektiğini, ille de onun tevilinin beklenmemesi beklememeleri gerektiğini belirtir. «Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, tevili kendilerine gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Ondan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak o zalimlerin sonu nice oldu.» (Yunus, 10/39). [Ayrıca bkz.: 7/53]

2) İzafi müteşabih : ilk bakışta anlaşılamayan, çaba sarfedildiği zaman bilinmesi mümkün olan ayetlerdir. Aslında bu tür ayetleri, müşkil ayetler kapsamında değerlendirmek mümkün olur. Çünkü bu tür ayetlerin müteşabihlikleri geçicidir. «Evlere arkadan girmek iyilik (birr) değildir.» Bakara, 2/189) ayeti bu çerçevede değerlendirilebilir. Eğer Araplar’ın hac dönüşünde evlerinin arkalarından girmelerini adet haline getirdiklerini bilmesek, bu ayetin bize ne ifade ettiğini pek anlayamayız.

Te’vil:

lügatta; bir şeyin kesin gerçeği, iç yüzü ve sonucu anlamlarına gelir.

Tevil, Kur’an’da bir şeyin iç yüzü, gerçeği (18/78), olayların yorumu (12/21, 76, 101), kesin sonuç (4/59; 17/35) anlamlarında kullanılmıştır.

Daha sonraki dönemlerde ise bu anlamlardan ziyade tefsir ve müteşabihle ilgili olarak başka bir manaya delalet ettiğine dair bir delilden dolayı, lafzı asıl manasının gerektirmediği başka bir manaya hamletmek anlamında kullanılmıştır.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?