Yozlaşmak diyaletik bir zorunluluk mu?

Temmuz 31, 2007

Ancak Mü’minler Birbirlerinin Dostudur

Ey İman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin;on!ar birbirlerinin dostudurlar. Sizden
onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.
İşte kalplerinde hastalık olanları; ‘zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’ diyerek’ onların aralarına koşuştuklarını görürsün Umulur ki, Allah bir fetih veya katından bir emir getirecek de onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklar dır.
İman edenler: “Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah’a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır” derler. (Maide 51- 53)

İnancımıza göre Dünya imtihan yurdudur. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibaret değildir. İlerleyen zamanın değiştirdiği tek şey nesnelerin nitelikleridir. nesneler dünya varlığının nedeni değil, imtihana tutulan insan oğlunun yaşamına yardımcı olan araçlardır. Örneklendirecek olursak, İnsanoğlu yeryüzünde uzak mesafelere seyahat etmek için bir araca ihtiyaç duyar, bu bin yıl önce At / deve ve benzeri binek hayvanları iken bu gün yüksek teknoloji ürününü taşıtlardır. Bin yıl önce bir insan bir bineğe nasıl sahip oluyorsa, bu günde aynı şekilde ya helal yoldan sahip olmakta yada haddi aşarak zulüm ve haksızlıkla sahip olmaktadır. Bu örnekleri hayatın her alanı için çoğaltmak mümkündür. Atamız ademin bir oğlu, diğerini bizim nefsimizde de bulunan kıskançlık yüzünden öldürmedi mi? Mal ve servet sahipleri, büyük, güçlü bir aileye sahip olanlar tarihin her döneminde kibre kapılmadı mı? Sevgi ve nefret gibi hislerde değişiklik oldu mu? Servet sahibi olma, diğerlerini yönetme tutkusu tarihin hiç bir döneminde değişmeyen insani nitelikler değil mi? O halde insanın insanla ve tabiatla ilişkisinde değişen ne? Hiç bir şey. Rabbimizin dünyada yolumuzu aydınlatmak için gönderdiği Hidayet kaynağı, Tarihin bir döneminde olup bitenleri anlatan bir hikaye kitabı değil her gün yaşanan hayatın tam kendisi. Yukarıdaki ayetlere bu açıdan bakarsak Kur’an bizi de karanlıklardan aydınlığa ulaştırır.
Maide suresinin yukarıda alıntıladığımız ayetleri bize aşağıdaki esaslara ulaştırıyor :
1) Müminlere bir çağrı yöneltiliyor. Çağrının içeriği, Yahudi ve Hıristiyanların dost ve yardımcı edinmelerinin yasaklığına ilişkindir
2) Onların gerçekte birbirlerinin dostları, yardımcıları olduklarına ilişkin ilahi direk­tif yer alıyor. Buna göre, Müminlerden kim yahudi ve hristiyanları dost edinirse, onlar­dan sayılır. Allah’ın emirlerinin dışına çıkan sapık zalimlerden kabul edilirler. Ve Al­lah’ın hoşnutluğuna ve desteğine mazhar olamazlar.
3) Kalplerinde hastalık bulunan münafıklar grubuna ağır eleştiriler yöneltiliyor. Bunların yahudi ve hiristiyanların dostluğuna can attıkları, yardımlarına sıkı sıkıya bağlandıkları, onlara hoş görünmeye çalıştıkları, güvenlik ve işbirliği alanında anlaşmak için çabaladıkları vurgulanıyor. Bunlar bu onur kırıcı tutumlarını da şöyle izah etmeye çalışıyorlardı: Biz, bunu yaparken zamanın bir savaş veya başka bir felaketle aleyhimi­ze dönmesi ihtimaline karşı canımızı güvenceye almayı amaçlıyoruz.
4) Direktif nitelikli bir ilahi uyan yer alıyor. Bu uyarı amaçlı ifadenin satır aralarında münafıklara yönelik ağır eleştirilere ve müzminlere yönelik yürek ferahlatıcı müjdelere rastlıyoruz. Belki de yüce Allah Müslümanlara yardım edecek onlara bir fetih müyesser edecek, bir çıkış yolu gösterecek, önlerinde hesapta olmayan bir yol açacak. O zaman münafıkların yüzü kızaracak, içlerinde sakladıkları duygulardan dolayı pişman olacak­lardır. O zaman müminler de onlarla alay edecek ve maskaraya almak amacıyla, iman­larımızın sonuçlarını küçümseyici tarzda inançlarının kendilerini yönelttiği dostluklarla, hoş görünme çabalarıyla, Ehli Kitaba yaltaklanmayı amaçlayan tavırlarıyla ilgili soru­lar yönelteceklerdir. Bu sorular üzerine yapılan değerlendirmede yada cevapta bütün ça­balarının boşa gittiği belirtiliyor. Münafıkların tüm çabaları ve yapıp ettikleri boşa git­miştir. Allah yanında ve insanlar nezdinde hüsrana uğramışlardır.
Tefsir bilginleri, eserle­rinde yukarıdaki  ayetlerin iniş sebepleri bağlamında değişik rivayetlere yer vermişlerdir. Bu ri­vayetlerin birinde şöyle deniyor: “Ubade b. Sabit ve Abdullah b. Ubey b. Selul yahudi müttefikleri hakkında birbirleriyle tartıştılar. Ubade: Ben zamanın getirebileceği fela­ketlerden korkuyorum. Bu yüzden onlarla dostluk ilişkilerimi kesmiyorum. Onlarla itti­fak ve dostluk içinde olmaya mecburum, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s) şöyle bu­yurdu: Ey Ebu’l Habbab, yahudilerin dostluğuyla ilgili olarak Ubade’ye karşı savundu­ğun şey senin için geçerlidir. Onun için değil. İbn Selul: Öyleyse kabul ediyorum, dedi. Bunun üzerine yüce Allah yukarıdaki ayetleri indirdi. Bu rivayetlerin birinde, benzeri bir olayın Bedir savaşından sonra iki adam arasında yaşandığı veya Peygamberimizin (s) Hazreçlilerin müttefikleri olan Kaynukaoğulları yahudilerini ablukaya aldığı sırada Abdullah b. Ubey b. Selül’ün Peygamberimizin (s) zırhına yapışarak:
Dostlarıma iyi davran, diye söylendiği, Peygamberimizin (s) de: “Yazıklar olsun sana, bırak yakamı” diye çıkıştığı, buna rağmen: Allah’a andolsun ki, dostlarıma iyi muamele etmediğin sürece seni bırakmayacağım. Bunlar dört yüz zırhsız ve üç yüz zırhlı savaşçıdır. Beni kızıl ve kara tehlikelere karşı korurlardı. Sense bir günde tümünü kılıçtan geçirmek isliyor­sun. Ben zamanın getirebileceği felaketlerden korkuyorum, dediği rivayet edilir. Bu ayetlerin Uhud savaşından sonra indiğini ifade eden rivayetler de aktarılmıştır. Buna göre; bir Müslüman, ben falan yahudilerin yanına gider, ondan aman dilerim veya onun yardımınla yahudiliğe girerim der. Bir diğeri de: Ben de Şam’daki falan hiristiyana gider, ondan aman alırım, yada onun yanında Hıristiyanlığı kabul ederim der. Diğer bir rivayet­te ayetlerin Ebu Lübabe hakkında indiği belirtilir. Deniliyor ki: Kureyzaoğulları yahudileri, Peygamberin (s) hükmünü kabul etmek hususunda ona danışırlar. O da: Bunu kabul etmeniz durumunda sonunuz, kılıçtan geçirilmedir diye onları uyarır. Bunun üzerine yu­karıdaki ayetler iner.
Gerek ibn Selul’un Rasulullah’la yaptığı konuşmayı ve gerekse Ubade b. Sabit’le tartışmasını içeren rivayetler, son iki rivayete göre, ayetlerin ifade tarzına ve içeriğine daha yakındır. Bunu açıkça gözlemlemek mümkündür. Şayet ayetlerin bunun üzerine indiğini ifade eden rivayetin sahih olması ihtimalini esas alırsak, buna göre ilk ayet, kalplerinde hastalık bulunan kimselerin tutumlarını anlatmaya geçmeden önceki bir ön hazırlık niteliğindedir. Bu demektir ki, ayetler yahudilerin Medine’de ağırlığı olan belli bir güç odağı oldukları dönemde inmişlerdir. Bu ayetlerden önceki bazı ayetlerde, yahu­dilerin Peygamberimiz (s) zamanındaki kimi tavırlarını, sapmalarını ve baş rol oynadık­ları gelişmeleri yansıtan tablolar sunulmuştu. Bu ayetlerin içeriğinden, onların da yahu­dilerin Medine’de güçlü oldukları bir dönemde indiklerine ilişkin bir çıkarsamada bu­lunmuştuk. Dolayısıyla bu ayetlerin indiği objektif şartlarla önceki ayetlerin indiği ob­jektif şartlar birbirlerine yakın olabilir. Ayrıca, sûrenin geneli içinde peş peşe yerleştiril­miş olmasının altında yatan neden de bu olabilir. Yine de doğrusunu yüce Allah herkes­ten daha iyi bilir.
Yahudi Ve Hıristiyanları Dost Edinmek
îlk ayetteki dostluk yasağı yahudilerle beraber hristiyanları da kapsıyor. Ancak eli­mizdeki rivayetler, incelediğimiz ayetlerin akışı, sonra başka ayetlerin ifade tarzı, söz-konusu fiilin doğrudan temsilcilerinin yahudiler olduğunu göstermektir. O günkü pratik durum da bunu göstermektedir çünkü o gün ancak yahudilerin durumu birtakım Müslümanların kendilerini dostlar edinmelerine elverişliydi. Çeşitli gelişmeler ve düşman sal­dırıları karşısında onların yardımları belirleyiciydi, hristiyanların değil. Çünkü yahudile­rin aksine hristiyanlar Hicaz’da ağırlıklı bir kitle değildiler. Bundan dolayı, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Hıristiyanlardan söz edilmiş olması, bir ara açıklamadır ve genelleş­tirmeye yöneliktir. Ki dostluk yasağının benzeri tüm durumları da kapsadığı algılansın. Bu, Kur’an’ın ifade tarzının karakteristik bir Özelliğidir.
“Onlar birbirlerinin dostudurlar” cümlesinin tefsirinin bağlamında Taberi şöyle der: “Yani bazı yahudiler diğer bazı yahudilerin dostudur, Bazı hırıstiyanlar da diğer bazı hırıstiyanların dostudur.” Taberi’nin bu yorumu ilginçtir, bazılarının yahudi ve hristiyanların birbirlerinin dostu olma­ları ile ilgili olarak içlerinde duydukları şüpheleri giderici niteliktedir. Çünkü ayetlerin indiği sırada iki topluluğun dostluğu pratikte sözkonusu değildir.
Görüldüğü gibi yahudi ve hristiyanları dost edinme yasağı bir gerekçeye dayandırılmıyor. Bundan sonraki ayetler içinde iki ayet vardır ki, bunlarda aynı yasak bazı sebep­leriyle birlikle tekrarlanır. Buna göre onlar müslümanların dinlerini, ezanlarını ve na­mazlarını alay ve eğlence konusu yapıyorlar. Bundan sonraki ayetler, incelediğimiz bu ayetlerin devamı niteliğindedir. Dolayısıyla, rahatlıkla denebilir ki, söz konusu iki ayette dile getirilen sebepler, incelediğimiz ayetlerde yer alan gerekçesiz yasak içinde geçerli­dirler. Buna bağlı olarak şunu da söylemek mümkündür: Yasak birinci dereceden dinle­rinin bu duruma düşmesine neden olan bazı Müslümanların tavırlarıyla ilgilidir.
Ayrıca, ayetlerin akışından açıkça anladığımız kadarıyla bu yasak bazı Müslümanlara yöneliktir bir bütün olarak İslam toplumuna değil. Özellikle ayetlerin indiği ortamı göz önünde bulundurduğumuzda savaşlarda düşmana karşı yardımlaşma ve ittifaklar kurma olgusunun kastedildiği anlaşılıyor. Müslümanlar bir bütün olarak bir tarafı ve ya­hudi ve hıristiyanların da her biri de yine bir bütün olarak bir tarafı temsil ediyordu. Bundan sonraki ayetlerde yer alan yasakla ilgili olarak sözü edilen gerekçeler ve bazı sebeplerden şu sonucu çıkarıyoruz: Yahudi ve hıristiyanların her biri bir taraf olarak Müslümanlara ve dinlerine karşı alaycı ve düşmanca bir tavır içindeydi. Bu tavrın geli­şerek bir savaşa neden olması da işin doğasında vardır. Nitekim fiilen böyle olmuştur. Dolayısıyla bir grup müslümanın onlardan herhangi birisiyle ittifak yapması bir toplu­luk ve yapı olarak Müslümanların aleyhine ittifak yapması anlamına gelir. Gerçek bir müminin, böyle bir tulum içinde olması mümkün değildir. Şayet böyle yaparsa, doğal olarak bu, onu müminlerin safından çıkarır ve müminlerin aleyhine ittifak yaptığı top­luluğun salına dahil eder. Şu cümlede vurgulanan gerçek de budur: “Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet ver­me?”. Dolayısıyla, bu ayette vurgulanan dostluk yasağı ile bir bütün ve taraf olarak Müslüman toplumu ile Ehli Kitaptan bir toplum arasında müşrik düşmanlara karşı yardım­laşma ve ittifak değildir. Buna göre bir bütün ve bir taraf olarak Müslümanlarla Ehli Kitaptan bir topluluk arasında savaşmadan onları ürkütmek amacıyla bir barış anlaşması ya da iş­birliği, dayanışma anlaşması imzalanabilir. Nitekim Rasulullah (s) Medine döneminin değişik aşamalarında bir kaç kez bu tür ittifaklar kurmuştur. Örneğin Medine’ye ilk ge­lişinde yahudilerle anlaşmaya varmıştı. Anlaşma metninde onlarla ilgili olarak bir mad­de yer alır. Buna göre yapılan anlaşma bir tür savaş ittifakı niteliğindedir.

Mü’minlere tabi olan yahudilere yardım edilecek örnek oluşturulacaktır. Onlara zulmedilmeyecek, aleyhlerine başkalarına yardım edilmeyecektir. Bu hususta onların müttefikleri ve sır­daşları da onlarla aynı muameleye tabidirler. Dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir. Ancak biri zulmeder, bir günah işler veya bir saldırıda bulunursa so­rumluluk ona ve ailesine aittir. Onlar, mü’minlerin bir toplulukla savaşa girmeleri duru­munda mü’minlere yardım etmekle yükümlüdürler. Savaş hazırlığı için tıpkı mü’minler gibi maddi katkıda bulunmakla yükümlüdürler. Öğüt, nasihat ve iyilik yapmakla yükümlüdürler, günah değil Peygamberimiz (s) Kureyşlilerle savaş zamanında ittifak yapmak üzere anlaşmışlardır. Ezreç, Makna, Eyle ve Cerba halkıyla, Adiyaoğulları, Aridoğulları ve Cübneoğulları ile anlaşma yapmıştır. Raşid halifeler zamanında mey­dana gelen savaşların bir çoğunda bu tür ittifakların örneklerine rastlıyoruz. Aynı şe­kilde bu ayette sözü edilen dostluk yasağı ile müslümanlarla Ehli Kitab arasında iyi iliş­kilerin kurulması hoşça geçinme ve yardımlaşma esaslı bir hayatın kurulması arasında da bir çelişki yoktur. Yeter ki, aralarında savaş hali ve düşmanlık hali olmasın. Mümtehine sûresinde yer alan şu ayet de bunu ortaya koymaktadır. “Allah, sizinle din konu­sunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve on­lara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.” (Mümtehine; 8) .
Reşid Rıza bu ayetlerin tefsiri bağlamında geniş açıklamalarda bulunmuş, gerçekten isabetli görüşler serdelmiştir. Bu değerlendirmeler sonuç itibariyle bizim yaptığımız çıkarsamalarla uyuşmaktadır.
İkinci ve üçüncü ayetlerde, Müslümanların yahudi ve yahudi olmayan düşmanlarına karşı zafer kazanacaklarına ilişkin, kalbi teskin edici bir müjdeye yer veriliyor. Tedbir olsun diye onlarla dostluk kuran, onlara yaltaklanan münafıkların yaptıklarından utana­cakları yüz kızartıcı bir duruma düşecekleri dile getiriliyor. Nitekim çok geçmeden bu gerçekleşti. Hiç kuşkusuz bu da Kur’an’ın bir mucizesidir.(1)

Yukarıda anlatılanlar  tarihin bir döneminde yaşanan ve tekrarlanması mümkün olmayan olaylar dizisi ve bu olayları yorumlamak üzere gönderilen vahiymidir. eğer gönderilen vahy olup bitmiş ve benzerinin yaşanması mükün olmayan olaylara yorumdan ibaret olsaydı kuranın yol göstericiğinin anlamı ne olacaktı.

Zalimlerin şerrinden emin olmak, Makam, iktidar, servet sahibi olmak uğruna güç odağı olarak kabul edilen, ellerinde müslüman ve mustazafların kanı bulunan,  müslümanları yurtlarından sürüb çıkaran, hergün kitle imha silahları ile katliyam uygulayanlara sığınanlar, onlardan ödül icazet alanlar ile ‘zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’. diyenlerin arasındaki farklar nedir.

1 - Kaynak : et- Tefsirul hadis 

Yozlaşmak diyaletik bir zorunluluk mu? “ için “ilk yorum ”

  1. ibrahim on Ağustos 5th, 2007 1:50 am

    Allah razı olsun böyle tarihi ibret verici yazılarınızın devamını bekleriz….
    tekrar sayğılar…

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?