Oligarşinin kirli İktidar mücadalesi

July 5, 2007

Bu gün 5 temmuz, 14 yıl önce olişarşik güçlerin İyi çocukları Başbağlar köyünde karanlık emellerini gerçekleştirmek üzere İş başındaydı. Başbağlarda 33 masumun kanını döken katiller 14 yıldır aramızda dolaşıyorlar. Devletin vatandaşlarına karşı temel vazifesi can ve mal emniyetini korumaktır. Başbağlar mağdurlarının devleten tek bir isteği var, “Katillerin yakalanarak hak ettikleri cezaya çarptırılmaları”. “İyi çocuların” onaltı sı yalakandı, başbağları yaktıklarınıda itiraf ettiler ancak her nedense diğer iyi çocular gibi bu katillerde DGM de yargılanıp aklandılar, beraat ettiler. diğer halka karşı işlenen kirli suçlarda olduğu gibi Devlet başbaşlar olayını aydınlatma konusundaki acziyet ve suskunluk içinde, olayı unutturmaya çalışmakta, ancak Başbağlar mağdurları olayın aydınlatılmasını ve adaletin tesisini bekliyorlar.
14 yıl önce yaşananlar bugün global ölçüde sergilenmek istenen mezhep kavgası kışkırtmasının bir provası niteliğindeydi adeta. Önce Sivas ta 33 Alevi canı ateşe verenler ile başbağlar da 33 masumun kanını dökenler aynı karanlık odakların iyi çocukları kanatimizce. Büyük ortadoğu projesinin mimarı Bush’unda bu günlerde hedefi aynı, Şii - sünni çatışması. Şiilerin çoğunlukta oldukları ülkelerde Sünnilere, Sünnilerin çoğunlukta olduğu ülkelerde Şiilere destek verecekler.Her gün Irak’ta Sünni ve Şii mahallelerinde bombalar patlıyor ve onlarca insan hayatını kaybediyor. Bu oyun Liderleri ihanet içindeki her ülkede müslüman mustazaf halklara karşı sahnelenmekte, Başbağlarda, maraşta, çorumda, sivasta yaşananlar bu oyunun
parçalrından ibaret. Katledilenler hep biziz, biz bu ülkenin masum mustazaf halkıyız. Olişarşik güçlerin Kanlı iktidar oyunu konusunda bilinç sahibi olmayanlar bu kirli oyuna alet olarak topluma nefret tohumları ekiyorlar ve oligarşinin iktidarına ortak olma peşinde koşuyorlar. Emperyalistlerin güçlerinin kaynağı bizim zaaflarımız, zayıflığımız, birbirimize karşı duyduğumuz kin. Emperyalizme karşı direniş cephesi için gelin yersiz kinlerimizi toprağa gömelim. Tüm Irkı ve Mezhebi taasubları ayaklar altına alınmadan bu kirli iktidar oyunun yol açtığı zulüm ortamından kurtulmak mümkün değil.

Global emperyalizim ve yerli işbirlikçileri orligarşik mihraklar mustazaf halkların kanları ve göz yaşları Üzerinden kendilerine İktidar ve servet üretiyor. Çeçenistanda, Afganistandaki, Iraktaki kukla hükümetler ve bu kuklalar tarafından halka reva görülen katliyamlar bunu görmek duymak istemeyenlerin gözüne sokan kahredici örnekler.

Golabal emperyalizim ile ortaklıklar kuranlar iktidarlarını sürdürmek ve koruya bilmek uğruna Mustazaf halklara tüm hak ve özgürlükleri Haram kılıyorlar. İnanç düşünce özgürlükleri, Eşit eğitim, Onurlu çalışma, hatta yaşam hakları yok sayılmakta. Halkların kendi geleceklerini belirleme ve Ülke yönetimde söz sahibi olama talebleri Kirli oyunlarla engelleniyor. 27 Nisanda gece yarısı yayınlanan e-muhturayıda bu kirli iktidar mücadelesinin bir parçasıdır. 27 Nisan Muhtırası Türkiye?de siyasetin, hukukun ve en genelde de toplumun militarist bir kuşatma altında olduğunun somut belgesi niteliğindedir. Bu açıklama ile Türk Silahlı Kuvvetleri 1946?dan bu yana sürdürülen çok partili siyaseti bir türlü benimseyemediğini, içselleştiremediğini bir kere daha ortaya koymaktadır.

27 nisan muhtırasıda bize gösteriyorki Global emperyalist güçler ve yerli işbirlikçi uzantıları demokrasiyi sağdece kendi yandaşlarının iktidarını meşrulaştırıcı bir unsur olarak kabul ediyorlar Halkın kendi geleceklerini tayın ve yönetimde söz sahibi olma hakkını tanımak istemiyor.

27 nisan muhtırasının içeriği yanlışlarla, vehimlerle doludur. Halkın büyük bir coşkuyla katıldığı Hz. Peygamber?i anma etkinlikleri irticai faaliyetler olarak nitelenmekte ve karalanmaktadır. Ayrıca Kur?an okuma ile ilgili bir etkinlik girişimi tehdit öğesi olarak öne çıkartılmaktadır. Bu durumda Genelkurmay?a soruyoruz: Hz. Muhammed?in anılmasından ya da Kur?an okunmasından neden rahatsız olduğunuzu halka açıklayabilir misiniz? Yine bu muhtıraya hakim olan mantığın bu ülkede ırkçılığın, milliyetçiliğin on yıllardır sebep olduğu düşmanlıkları, Başbağlar katliamı gibi ödenen korkunç bedelleri hiç mi hiç anlamamış olduğu da görülmektedir. ?Ne mutlu Türküm diyene!? sözüne karşı çıkanları Türkiye düşmanı olarak yaftalamak dayatmacı, faşizan ve şoven bir yaklaşımdır. İnsanları sahip oldukları etnik kimliğe bağlı olarak mutlu olmaya layık görmek ya da mutsuzluğa mahkum etmek insanlık değerleriyle bağdaşmaz. Hele bu yaklaşıma karşı çıkmayı vatan hainliğiyle, Türkiye düşmanlığıyla yaftalamak ise tek kelimeyle halkı birbirlerine karşı kin ve düşmanlığa sevk
etmek demektir.

Türkiye değişmek zorundadır. Militarist kuşatmayı kırmak zorundadır. Bu ülke insanını resmi ideolojik doğmalara mahkum kılan, adeta bir alın yazısı gibi tabulaştıran bir anlayışın daha fazla zulüm, daha fazla kan ve gözyaşı dışında bu halka verebileceği bir şey yoktur. Oligarşik düzenlerini gerekirse silah tehdidiyle sürdürmeye ve halk iradesini baskı altına almaya çalışan güçlerin darbe tehditlerinin bundan önceki dönemlerde olduğu gibi bundan sonra da bir işe yaramayacak. Demokrasi Halkın iradesinin ülke yönetimine yansımasının güvencesi olmalıdır. Bu başta Halkın iradesi önüne konulan tüm barajların kaldırılması ve partilarin Aile şirketi halinden kurtarılması, Lider sultasına son verilmesi ile sağlanır. Önümüzdeki 22 Temmuz genel seçimlerinde Halkın umudu olan parti liderleri (Özellikle Receb T.) aday belirleme
sürecinde, aile şirketlerine yönetici atama aymazlığı içinde davranarak öncelikle partileri için gece gündüz demeden emek sarfeden üyelerini sonrada kendilerine umut bağlayan halkı hayal kırıklığına uğratılar. Taleb ettikleri Demokratik hakkların önünde bizzat kendilerinin engel durumuna geldiler, teşkilatlarının iradesini aday belirleye sürecinde yok saymaları Mücadelesini verdikleri Demokrasiye inanmadıklarının en açık göstergesidir. Bu AKP ninde Demokrasiyi iktidarlarını meşrulaştırma aracı olarak gördüğünü, özgürlük adalet gibi bir idealinin bulunmadığının, Halkın taleblerini dikkate almadığının iktidarını koruma gayretinin servetlerine servet katma Halkın kaynaklarını haksız bölüşme ve elkoyma mücadelesinde yer almadan öte bir anlamı olmadığının bu uğurda iktidarı ve halkın kaynaklarını oligarşik güçlerle paylaşmaya açık olduklarının ifadesidir.

Ahmet Balta

Oligarşinin kirli İktidar mücadalesi “ için “ilk yorum ”

  1. irfan on July 5th, 2007 6:08 pm

    Tc de, “halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmakla” suçlayanların bizzat kendileri “halkı kin ve düşmanlığa” kışkırtıyorlar.Hatta “kışkırtmak” sözcüğü,yaptıklarının yanında çok masum kalıyor.Onlar, halkı birbirine düşürmek için, gerektiğinde en alçakça cinayet ve katliamları yapmaktan kaçınmıyorlar.Ulus devletin bekası için yaptıkları bu katliamlar,Fatih’in kardeş katlini mubah kılan uygulamasına rahmet okutuyor.
    Evet, emperyaliz ve onun evlatlığı faşizm,kendi kirli iktidarının devamı için;halkları sağ-sol,sunni-şii,kürt-türk kısacası şucu bucu diye kamplara ayırıp konjektöre göre birinden gözüküp diğerine saldırması, insanlık tarihinin en kapsamlı ve aynı zamanda en vahşi politikası olarak tarihin kanlı sayfalarına kaydolmaktadır.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?