“Hz. Isa ve Mesih inancı” Kitabı Üzerine Notlar

Haziran 10, 2007

Esra Çifci Dindar

Muharref kültürde fıten edebiyatının hiç şüphesiz en önemli başlıklarından birisini Az. İsa’nın göğe yükselişi ve kıyamet ala­meti olarak geri dönüşü konusu oluşturur. Dinin asli kaynaklarında hiç bir yeri olmamasına rağmen, malesef akaid kitaplarına kadar girmeyi başarmış olan bu mesele halk İslamı’nın vazgeçilmez inanç motiflerin­den birisini ifade etmektedir. Hz. İsa’nın Mesihliği ve ricatı meselesi etrafında oluşturulan bu inanç, hiç şüp­hesiz halen Mesih’i bekleyen Yahudiler ve Hz. İsa’ya tanrısal nitelikler veren ve onun dönüşünü bekleyen Hınsityanların inançları düşünüldüğünde dinler tarihi açısından da merkezi bir konu olma özelliği taşır.
Hz. İsa’nın Kur’an’daki konumu, fıten edebiyatın­da Hz. İsa’ya dair haberlerin sıhhati ya da Hz. İsa’nın ricatı meselesi ile ilgili bugüne kadar pek çok eser ya­zılmış olmasına rağmen bu eserler konunun diğer din­lerde nasıl geçtiğine pek değinmemişlerdir. Geçtiğimiz Mart ayında Ekin yayınları arasından çıkan Prof. Dr. İbrahim Sarmış’ın “Hz. İsa ve Mesih İnancı” adlı çalış­ması bu konuyu karşılaştırmalı dinler tarihi açısından ele alan bir eser niteliği taşımakta ve bu alandaki önem­li bir eksikliği gidermektedir.
İbrahim Sarmış, eserinde öncelikle Mesihçilik inancının tarihini ve dinlerde yer alış şekillerine değin­miş, ardından ilgili hadisleri ve tevil yolu ile konuya delil olarak gösterilen ayetleri değerlendirerek İslam’­da Mesih inancının olmadığını ortaya koymuştur.
Çalışmanın ele aldığı temel mesele tarih boyun­ca bütün toplumlarda üstün bir kurtarıcı fikrinin bu­lunduğu, sıkıntılara ve çaresizliğe düşen toplumların kendilerini bu durumdan kurtaracak bir kurtarıcı bekleme fikrine sarılarak toplumsal varlıklarını diri tutma motivasyonu sağladıklarıdır. Bunun en açık örneği; tarihte sık sık yenilgi, esaret ve sürgün yaşamış olan Yahudilerin, doğuşundan uzun zaman sonraya dek güç elde edememiş Hıristiyanların ve Hz. Osman dö­neminden itibaren vahyi diriliklerini yitirmeye başla­yan Müslümanların durumlarında görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında aslında Mesih’in dönüşü telakkisi Yahudiliğin Hıristiyanlık üzerinde etkisiyle gelişmiş ve tam bir YahudiHıristiyan akidesine dönüşmüştür.
Esasen Mesih doktrininin tarihsel olarak gelişme­sini üç büyük dinin dışındaki kaynakları ele almadan anlamak imkansızdır. Bu nedenle yazar, Mesih inancı­nın Antik Doğu’daki yansımalarına da değinmiş, Sü­merler, Asurlular, Babilliler, Mısırlılardan başlayan ve Maneiheizme, eski Cermen dinlerine, Zerdüştiliğe, Hint kültürüne kadar süren bir çerçevede bu inanışın varlığını ortaya koymuştur.
Yazarın kitabında verdiği bilgilerden ve atıf yap­tığı araştırmaların ortaya koyduklarından sonra varı­lan en önemli sonuçlardan birisi tüm dinlerde Mesih inancı etrafında gelişen edebiyatın geliştirdiği söylem­lerde, kullanılan motiflerdeki benzerlikler ve ortaklık­lardır. Bu açıdan bakıldığında sadece Mesih inancı ile bütünleşmiş olan Mehdi, Deccal, Hızır, İlyas kültürü de tüm dinlerde yer almıştır. Özellikle Yahudi Apokaliptikler’de ve fıten edebiyatında gördüğümüz Mesih/ Mehdi anlatımları ve Hıristiyanlık’ta Mesih’in ikinci gelişi ile rivayetlerdeki kıyamet alametleri arasındaki yakınlığa dikkat çeken yazar bu rivayetlerin sıhhatini tartışmanın zorunluluğuna vurgu yapmıştır.
Yazar bu konularda açıklayıcı dipnotlar vermiş, çeşitli makalelere kitabında atıfta bulunmuş, geniş alıntılar yapmıştır. Okuyucu açısından oldukça bilgi­lendirici olmasına rağmen kitapta yapılan uzun alın­tıların sayfa altlarındaki dipnotlarda verilmiş olması kitabı okumayı zorlaştıran ve göze hoş gelmeyen bir sayfa düzenine sebeb olmuş. Bilgilendirmenin dip­notlar yerine bölüm sonlarında ya da ek bölümler şek­linde verilmesi daha güzel olabilirdi kanaatindeyiz.
“Dinlerde Mesih İnancı ve Kaynağı” adlı bölüm­de Sarmış, ilk olarak Zerdüştlükteki Mesih inancını açıklamış, ardından Yahudilikte Mesih fikrinin geliş­mesinde Zerdüştiliğin etkisine değinmiştir. Yahudi­ler Babil esareti sırasında dönemin hakim gücü İran’­ın dini olan Zerdüştlükten etkilenmişlerdir. Bu inanış zaman içinde gelişmiş ve yaşadıkları her felakette bir kurtarıcı bekleme düşüncesi adeta bir Yahudi alışkanlığı haline gelmiştir. Özel­likle Zerdüştlükte yer alan milenyum (bin yıl) telakkisi önce Yahudilikte, ardından Hrıstiyanlıkta etkili olmuş­tur. İslam kültüründe de bu anlayışın etkilerini görmek mümkündür.
Hıristiyanlıktaki Mesih inanışına eserde çok geniş bir bölüm ayrılmıştır. Bu bölüm­de İncil’de Hz. İsa’nın konu­mu, Hıristiyanlıkta Mesih’in geliş amacı, ilk günah inancı ve kefaret olarak Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, çarmıha ge­riliş inancını ortaya çıkaran ve besleyen kaynaklar gibi nokta­larda bilgiler verilmiş, yazar bu konuda Hıristiyan akidesini açıkladıktan sonra İncillerdeki anlatımlar arasındaki çelişki­lere, mantıksal tutarsızlıklara dikkat çekmiştir. İncillerin Hz. İsa’ya dair anlatımları ile Kur’an ayetlerindeki Hz. İsa’yı karşılaştırmıştır. Kitapta ayrıca İncillerin yazı­lışı ve otantikliği sorununa da yer verilmiştir.
Hıristiyanlıktaki Mesih inancının ve Hz. İsa’ya tanrısal nitelikler atfetmenin temelinde peygamger sevgisinde aşırılığın yattığını belirten Sarmış, İslam kültüründe Hz. Peygamber’e dair yanlış şe­faat anlayışı, mevlid merasimi, na’t edebiyatı gibi unsurların benzer bir sapmayı doğurduğuna dikkat çekmektedir.
“Kur’an’da Hz. İsa” başlığını taşıyan bölümde Hz. İsa’nın yaşamı Kur’an ayetlerinde verilen ipuç­ları ile tespite çalışılmıştır. Hıristiyanlık ve İslam’­da Hz. İsa’nın yaşam öyküsü, ölümü ve risaletinin ilkeleri ile ilgili benzeşen ve ayrışan noktalara de­ğinilmiştir.
İbrahim Sarmış’a göre; Hıristiyanları Hz. İsa’nın kişiliği ve nitelikleri hususunda sapmaya götüren te­mel neden İndilerde geçen kelimeleri veya kavramla­rı yanlış anlamalarıdır. Bu noktada Sarmış, “rab, baba, oğul, kelime, ruh” gibi kavramlara dair değerlendirme ve açıklamalarda bulunur. Yazar, kelimelerin Kur’an’daki anlamlarına vurgu yaparak İncil’deki kavram­ların asıl anlamlarına dönmeye çalışır.
Kur’an’da Mesihçilik tezine / Hz. İsa’nın sözde dönüşüne delil gös­terilen ayetleri değerlendi­ren yazar Hırıstiyanlıktakine benzer bir biçimde ayet­lerde geçen kavramları ve ifadeleri yanlış anlamaktan korunmanın yolunun önce­likle Kur’an ayetlerini kav­ramada doğru bir yönteme sahip olmakla sağlanacağını belirtir. Bu yöntem ise Kur’an bütünlüğünü ve muhkem ayet­lerini temel almaktır. Oysa İs­lam geleneğinde özellikle Me­sih ve Hz. İsa’nın konumu ile ilgili tasavvurlarda bu yöntem değil, nassları anlamada rivayet kültürünü merkeze alan çarpık bir yöntem izlenmiştir. Ayetlerin Me­sih ve ricat inancı doğrultusunda anlaşılması ne yazık ki İsrailiyyat bilgilerinin rivayetler/hadisler formuna sokulmasının ve zihinlerin o doğrultuda yön­lendirilmesinin bir sonucudur. İşte bu nedenle Sarmış konuya delil gösterilen ayetleri Kur’an bütünlüğü ve açık nasslar ışığında ele almış, Hz. İsa’nın göğe yük­selişi ve bir kıyamet alameti olarak dönüşü inancının Kur’ani hiçbir dayanağı olmadığını ortaya koymuştur.
Müslümanlar açısından Mesih inancını reddet­menin önemi kaçınılmazdır. Çünkü öncelikle Hz. İsa/Mesih’in dönüşü inancı Hz. Muhammed’in son peygamber olduğu inancına aykırıdır. Bunun yanında Hz. İsa Allah tarafından ölümden kurtarıldıktan son­ra eceli gelinceye kadar yaşamış, yaşadığı süre içinde peygamberlik görevini yerine getirmiştir. Hz. İsa’nın risalet görevini eksik bıraktığı ve bunu tamamlamak için döneceğini söyleyen rivayetler mitolojik bir var­sayımdan ibarettir. Sarmış, eserinde bu rivayetlerin sıhhatine dair geniş açıklamalarda bulunmuş, daha önce yapılmış değerlendirmelerden alıntılar yapmış ve Hz. İsa’nın göğe yükselişi ve dönüşü inancım ri­vayetlere dayanarak savunmanın imkansızlığını gös­termiştir.
Yazar eserin son bölümünde “Hz.İsa’nın dönüşü” ile ilgili çağdaş alimlerin değerlendirmelerine yer ver­miştir. Hz. İsa’nın dönüşü meselesini reddeden alim­lerin konuyu birincisi; bu inancın oluşmasında yabancı kültürlerin etkisini, ikincisi; Hz. Muhammed’in son peygamber oluşuyla çelişmesi olmak üzere iki açıdan ele aldıkları anlatılmıştır. Bu minvalde çağdaş düşü­nürlerden Fazlurrahman, Mazharuddin Sıddıki, Abdülkerim elHatip, M. İzzet Derveze, İsmail Fenni Ertuğrul, Hüseyin Atay, Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve Mahmud Şeltut’un görüşleri özetlenmiştir.
Eserin bu bölümünde mezkur konu daha önce hiç ele alınmadığı bir bağlamda “Hz. İsa/Mesih’in Gelişi İddiası, Hoşgörü ve Dinlerarası Diyalog” başlığıyla ele alınmıştır. Yazarın bu konudaki düşünceleri şöy­ledir: Kur’an gerek mevcut Yahudiliğin gerekse Hı­ristiyanlığın tahrif edildiği ve tevhidle bağdaşmayan inançlar içerdiğinden, kurtuluş için bunların gideril­mesi gerektiğinden ve bu bağlamda Ehli Kitap’la diyalogdan bahsetmektedir. Oysa bugün “Hoşgörü ve diyalog adı altında yapılan her üç dini aynı kefeye ko­yarak ve Hz. İbrahim’den sonra ortaya çıkmış olma­larına rağmen bugünkü Yahudiliği ve Hıristiyanlığı da “İbrahimi Dinler” olarak niteleyip mensuplarının eşit olduğunu kabul etmekten ve tartışmalı konulara girmemeyi esas almaktan, yani suya sabuna dokun­mamaktan başka birşey değildir.”
Yazar şu soruyla konunun taşıdığı öneme ve siya­si boyuta dikkat çekmektedir: “Acaba dostlar alışve­rişte görsün, deyip bol kameralı ve muhabirli toplan­tılar, birlikte resim çektirmeler, mükellef ziyafetler ve uzatılan her mikrofona ‘Semavi üç dinin mensupları olarak İbrahim Peygamber’de birleşiyoruz, yaratılanı severiz yaratandan ötürü, sevelim sevilelim.’ türünden sade suya tirit mesajlarla dünyaya selam çakan akade­misyenleri ve protestanlaşmış, daha doğrusu kalvinleşmiş din temsilcilerini konuşturmanın, BOP’u (Bü­yük Ortadoğu Projesi) gerçekleştirmeye ve ona karşı mücadele edenleri terörist ilan ederek mukavemeti kırmaya çalışan emperyalizmi perdelemekten başka kime ne yararı olur?”
Eser Hz. İsa’nın nüzulü ve Mesih inancı ile ilgili diğer dinlerdeki bakış açılarına, Kur’an ve rivayetlerdeki delillerin izahı ve eleştirisine ve konunun güncel boyutuna işaret ederek özgün bir çalışma ortaya koy­muş, üstelik bunu oldukça iyi bir biçimde özetleme maharetini göstererek sistematik bir çalışmayı okuyu­cuya sunmuştur. Bu nedenle takdire şayan ve okun­maya değer bir kitap olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Hz. Isa ve Mesih inancı” Kitabı Üzerine Notlar “ için “ilk yorum ”

  1. irfan on Haziran 10th, 2007 2:25 pm

    İnsanlar,nasılsa mehdi(kurtarıcı)gelecek ve bu zalimleri yok ederek bizi ve dinimizi kurtacak anlayışiyla hareket ederek mehdi uykusunayatıyorlar.Mehdi gelip bizi kurtaracak sa bizim mücadele etmemize ne gerek var!..
    Birisinin çıkıp bunları uyandırması gerekir.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?