Dinlerarası Diyalog gerçeği-1
Haziran 10, 2007
Dinlerarası Diyalog gerçeği
Vatikan’ın Türkiye’deki akademisyenler ve bazı cemaatlerle yürüttüğü diyalog faaliyetinin başlamasına CHP eski Genel Sekreteri Kasım Gülek’in aracı olduğu bilinmektedir.
Dinlerarası Diyalog ve iç yüzü
Prof. Dr. Mehmet Bayraktar
Dinlerarası diyalog, Vatikan”ın 1962 – 1965 yıllar arasında yaptığı II. Vatikan Konsili”inde alınan bir karardır. Bu karara istinaden Vatikan kilisesi dünya dinleri mensuplarıyla diyalog başlatmıştır. Türkiye”deki ilk diyalog faaliyeti 1987 yılında yapılmıştır. Vatikan”ın Türkiye”deki akademisyenler ve bazı cemaatlerle yürüttüğü diyalog faaliyetinin başlamasına CHP eski Genel Sekreteri Kasım Gülek”in aracı olduğu bilinmektedir.
Gerçekte dinlerarası diyalog denen düşünce ve hareketin ne olduğunun tam olarak anlaşılabilmesi için, bâtınî ve zâhirî bütün yönlerinin ve amaçlarının tam olarak ortaya konması gerekir. Esas konumuz dinlerarası diyalogun doğrudan öne çıkarılmayan ve üzerinde durulmayan üç bâtınî yönünü aydınlatmaktır; ancak önce diyalog ve dinlerarası diyalog kavramları üzerinde kısaca durmak istiyoruz. Zira dinlerarası diyalogun gizli anlamı ve amacı her şeyden önce bu kavramların kullanımında saklıdır.
I- Diyalog ve Dinlerarası Diyalog Kavramları
Bu kavramların anlamlarının ne olduğu bilinmekle birlikte, yukarıda ifade ettiğimiz gerekçe ile konumuza onlarla girmek istiyoruz.
A- Diyalog
a) Sözlük Anlamı: Diyalog, bilindiği gibi iki kişinin karşılıklı konuşması ve sohbetidir. Bu anlamıyla diyalog, tek kişinin veya kişinin kendi kendine konuşması anlamına monologun zıddıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, diyalog veya monologun iki veya tek kişinin alelade konuşması değildir. Diyalog, bir konu etrafında iki farklı görüşe sahip iki veya daha fazla kişinin konuşmasıdır. Dolayısıyla diyalog, konuşmada tarafların iki veya fazla kişi olmasından ziyade farklı iki görüşün tartışılmasını ifade eder. Buna karşılık monolog, konuşmada tek veya fazla kişinin olmasından ziyade benimsenen tek ve aynı bir görüş üzerinde konuşulmasıdır. Diyalog fikir ayrılığını, monolog fikir birliğini ifade eder. Diyalog fikir ayrılığı üzerinde konuşma olduğu için bir konuda ayrı iki fikri konuşan ister istemez en az iki kişi veya iki taraf olacaktır. Monolog aynı fikir üzerinde tartışma olduğundan, sayıca birden fazla kişi de olsa, tartışma yine monologdur.
b) Felsefî Anlamı: Felsefî bir kavram olarak diyalogun iki şeklî kullanımı vardır. Birincisi, Eflâtun”un kullanımıdır; ki o, diyalogu felsefî anlamda ilk kullanan filozof kabul edilir. İkincisi Hegel ve Hegelcilerin kullanımıdır, ki Hegel ile diyalog daha geniş kullanım alanıyla Diyalektik adını alır. Şimdi felsefî bir kavram olarak diyalogun bu iki kullanım şeklini kısaca açıklamaya çalışalım.
1- Eflâtun ve Doğrunun Tespit Yöntemi Olarak Diyalog: Bilindiği gibi Eflâtun”un eserlerinin büyük bir kısmına “Diyalog” adı verilir. Çünkü Eflâtun eserlerinde diyalogu doğrunun tespitini yapmada felsefî bir yöntem olarak kullanmıştır. Eflâtun ele aldığı bir mesele hakkındaki doğru görüşü bir kişinin ağzından ve yanlış görüşü başka bir kişinin ağzından söyletir ve bu iki kişiyi doğru görüşün doğruluğunun ortaya çıkmasına kadar uzun uzadıya tartıştırır. Sonunda doğru görüşü savunan, yanlış görüşü savunanı ikna eder. Böylece ele alınan mesele hakkındaki doğru görüş, ki bu Eflâtun”un kendi görüşüdür, ortaya konur.
2- Hegel ve Doğrunun Doktrini Olarak Diyalog: Hegel”de diyalog, bir yöntem değil bizzat doktrinin, yani bir konu hakkındaki öğreti veya nazariyenin kendisidir. Hegel”e göre başlangıçta hiçbir felsefî fikir tam doğru veya tam yanlış değildir; o halde bir konu hakkındaki tez ile o tezin karşıtı veya zıddı olan tez birleştirilmelidir. Bundan daha doğru olan sentez doğar. Bilindiği gibi Hegel bunu: Tez, Antitez ve Sentez şeklinde ifade eder.
Ne var ki Hegel”e göre iki zıt fikrin diyalogunun sonucu ortaya çıkan sentez son durak değildir. Sentez, yeni bir tezdir; bu yeni tezin yeni anti-tezi vardır. Bunlar da sentezlenerek yeni bir senteze ulaşılır. Bu tez-antitez-sentez işlemi, sürekli yenilerek devam eder gider ki, buna Hegel diyalektik der. Diyalektik son bulunca tam hakikat kendini gösterecektir. Burada hegelci diyalektik anlayışının teferruatına girmeye gerek yoktur.
Aslında Hegel”in bu diyalektik anlayışı, Eflâtuncu diyalog anlayışının genelleştirilmiş bir şeklinden ibarettir. Hegelci bu diyalektik anlayışının Batı”da doğruluk, hakikat, bilgi ve din konusunda farklı göreceli, şüpheci ve inkârcı felsefî olan ve olmayan anlayışların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Hakikatin ve doğruluğun sabit olmadığını savunan tarihselcilik ve hermenötik akımları, hegelci diyalektiğin çağımızdaki şüpheci dünya görüşlerindendir. Matematikçi filozof Edmun Husserl”in haklı olarak septik diye nitelediği bu akımların söyledikleri, W. M. Watt gibi oryantalistlerin teşvikiyle Fazlur Rahman Türkiye”deki ve İslâm dünyasındaki onun takipçileri tarafından Kur”an-ı Kerim”i anlamanın yegane yöntemi olarak kabul edilmiştir.
Hegelci diyalektiğin bilim felsefesi alanındaki yansıması, Th. S. Kuhn gibi filozofların bilimsel nazariyelerin oluşumunu “Paradigma” varsayımıyla izahlarında kendini göstermektedir. Bilim onlara göre sürekli yanlışlanan ve bunun için de sürekli bozulan ve sürekli yeniden oluşan paradigmalarla oluşturulmaktadır. Bilimde esas olan yanlışlamadır derler. Postmodern bilim anlayışı olan bu paradigmacılık, aslında bilimde sürekli sorun olmuş olan Ortaçağ hıristiyanlık tarihini aklama gayretinden öte bir şey değildir. Çünkü hıristiyanlık hurafeleriyle oluşturulan Batı Ortaçağ bilimi sürekli yanlışlanmıştır; bu yüzden de bilindiği gibi sürekli kilise-bilim çatışması yaşanmıştır. Kilise, Galile”yi örneğin daha 1986 yılında affedebilmiştir.
Burada hakikatin ve doğrunun sürekli değişkenliğini ve göreceliğini iddia eden bu görüşleri tenkid edecek değiliz. Sadece bir örnekle bu akımların ne tarihen ne de hakikat açısından tutarlı olmadıklarını ifade etmekle yetinelim: Arşimed”in bilim paradigması suyun kaldırma gücünün olduğunu keşfettirmişti; aradan yaklaşık 2500 yıl geçmesine rağmen onu yanlışlayan başka bir bilim paradigması henüz oluşturulamamıştır.
Özetleyecek olursak, diyalog Eflâtun”da olduğu gibi felsefî bir yöntemi olarak iki görüşten birisinin doğrulanması, diğerinin yanlışlanmasıdır. Doktrin olarak Hegel ve sonrakilerde olduğu gibi yanlışla doğrunun birbirine karıştırılarak harmanlanmasıdır.
B- Dinlerarası Diyalog
Dinlerarası diyalog kavramı, aslında Türkiye”de bu şekliyle kullanımı, Vatikan resmi dokümanları açısından doğru bir kullanım değildir. Doğrusu, “dinî diyalog” veya “dinîlerarası diyalog” olmalıdır; çünkü Vatikan”ın kullandığı kavram İngilizcesiyle “interreligious dialog””tur. Dinlerarası diyalog, dinlerin kendilerinin diyalog yapamayacağına göre, zaten anlamsızdır.
Dinlerarası diyalog adıyla yürütülen faaliyet için kullanılan diyalog kavramı, tesadüfen seçilmiş olamayacağına göre, yukarıda kısaca anlattığımız hangi anlamıyla seçilmiştir?
Diyalogun hangi anlamı benimsenerek seçilmiş olursa olsun, neticede diyaloga taraf olanların ortaya atıp tartıştıkları bir mesele olması lazımdır. Taraflar mesele hakkında birbirlerini etkilemeden sadece görüşlerini izhar edip geçiyorlarsa, zaten bu diyalog olmaz. Birinde olmaz diğerinde birbirlerini etkiliyor veya Hegelci anlayışta olduğu gibi farklı görüşlerini sentezliyorlar ise, diyalog mantığına göre zaten bunlardan birisi olması gerekir, kim doğru veya kim yanlış olacaktır? Örneğin İslâm hıristiyan diyalogunu düşündüğümüzde, bir yanda İslâm ve müslümanlar, diğer yanda hıristiyanlık ve hıristiyanlar vardır; sonuçta hangi konu tartışılırsa tartışılsın, madem diyalog mantığı taraflardan birisinin kazançlı diğerinin zararlı çıkmasını öngördüğüne göre taviz veren kim oluyor? Diyelim bazen bir taraf, bazen diğer taraf. Bu durumda taraftarların, doğrulanıp yanlışlanabilen kabul ettikleri inançlarına, dinî inanışlarına iman etmelerinin anlamı ne olabilir? Bu durumu örtbas etmek için özellikle hıristiyanlar biz kelâmî/teolojik ihtilaflı konularda değil, İslâm”daki ve Hıristiyanlık”taki veya genel olarak dinlerdeki ortak ahlâkî ve manevî değerler üzerinde diyalog yapıyoruz diyorlar. Böyle olduğunu kabul etsek dahi, bu diyalog olmaz monolog olur. Kaldı ki hangi konuyu tartışırsanız tartışınız bunun doğrudan veya dolaylı olarak kelâmî konularla ilgisi vardır.
Öte yandan yaklaşık 30 yılı aşkın fiilî diyalog geçmişinin bugün geldiği noktayı değerlendirdiğimizde, tam aksi bir durumla karşı karşıyayız. Diyalogcu müslüman kesimin söylemlerine, yazıp-çizdiklerine baktığımızda İslâm”ı diğer bütün dinlerden ayıran en temel akide Tevhid”i bile neredeyse Teslis”in vaftiz suyuyla sulandırma aşamasına geldiğini görüyoruz. Konuyla ilgili diyalogcu müslümanların geldikleri noktayı ve verdikleri tavizleri başka bir yazının konusu yapacağımızdan burada daha fazla bir şey söylemek istemiyoruz. Bu açıdan baktığımızda yapılan gerçek anlamıyla kuşkusuz diyalogdur. O halde bu faaliyetler için seçilen diyalog kelimesi tesadüfen değildir.
Bu arada dinlerarası diyalog kavramıyla ilgili başka bir konuya da işaret etmede fayda vardır. Türkiye”de dinlerarası diyalog olarak bilinen bu kavramın, Vatikan”ın resmî kullanımı ile tam böyle değildir. Vatikan”ın kullanımı, Dinîler veya Dindarlararası Diyalog”tur: “Interreligious Dialogue”. Aslında bu Vatikan kullanımı birçok açıdan daha doğrudur. Her şeyden önce dinleri diyaloga sokan din mensuplarıdır; dinlerin kendisi değildir. İkinci ve daha önemli bir neden, kavramı böyle kullanmakla hıristiyanlar, her vesileyle söyledikleri ve diyalog sürecinde de zaman zaman ifade ettikleri gibi, insanlığın tek kurtuluş dinin hıristiyanlık olduğunu öne sürdüklerinden hıristiyanlığı hiçbir dinle eş tutmak istememeleridir.
Konuyla ilgili başka önemli bir noktaya daha işaret etmek gerekir. Bu, dinlerarası diyalogun, Batı”da son dönemlerde artan Doğu dinlerine ve bu arada İslâm”a yönelişlerin önünü kesme gibi psikolojik bir ortam yaratmasıdır. Böyle bir yan etki, baştan düşünülsün veya düşünülmesin sonuçta taraflar dinlerarası diyalog yaparak ortak değerlerini öne çıkaracaklarına göre, bu insanlarda bir dinden diğerine geçmeye gerek yoktur; bütün dinler aynıdır gibi bir psikolojik etki yaratacağı gibi, tam aksine dinlere bağlılığı gevşeterek, bir dinden diğerine geçişi de kolaylaştıracaktır. Tabii bu son durumdan, kim daha çok misyonerlik yapabilirse, o kazançlı çıkacaktır.
Dinlerarası diyalogun Batı”da halk arasında nasıl bir etki yaptığını bilmiyoruz; fakat Türkiye”de ve diğer İslâm ülkelerinde diyalog sonrası hızlandırılan misyonerlik faaliyetlerine paralel olarak hıristiyanlaştırılanların sayısının artış gösterdiği bir gerçektir. Dolayısıyla dinlerarası diyalogun, İslâm dünyasında İslâm”a bağlılığı gevşeltici ve koparıcı psikolojik bir etki yaptığından söz edilebilir.
Dinlerarası Diyalog ve iç yüzü(2)
Sadece Türkiye’de değil Doğu’da ve Batı’da çoğunluğun bilmediği diyalogun bu farklı yüzlerinden burada üçü üzerinde duracağız.
Dinlerarası Diyalog ve iç yüzü (3)
17 Mayıs 1964’te kurduğu “Hıristiyan Olmayan Dinler Sekreteryası” başkanı olarak atanan kardinal Paula Marella’dan yahudilerle ilgili yeni bir taslak metin hazırlaması istenmiştir.
Dinlerarası Diyalog gerçeği-1 “ için “3 yorum var ”
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?

Dinlerarası Diyalog gerçeği

Dinler arası dialog’un aktörlerine baktığımız da bu projenin iç yüzü daha net gözüküyor.Yer yüzünden kovulan, vicdanlara ve gökyüzüne hapsedilen dinler.
En iyisi “senin dinin sana,benim dinim banadır” diyelim.
Sa,
Mehmet bayraktarin Dinlerarası Diyalog ve iç yüzü (2) ve(3) dosyalarina ulasilamiyor.
bu konuda yardimci olabilir misiniz?
tesekkurler.
Prof. Dr. Mehmet Bayraktarın Dinlerarası dialog ve iç yüzü adlı 3 bölüm halinde yayınlanan makalesini Dünya bülteninde iktibas etmiştik yayın haklarını gözettiğimiz için 2 ve 3 bölüm için ilgili siteye sağdece link verdik. Ancak Dünya Bülteni Söz konusu makalenin yayından kaldırılmış