AK Parti Seçmen Listesine Muhtıra Gölgesi!
June 7, 2007
?Onlar ki, zarar gelmeyeceğini bildikleri için dostlarını, kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşmanlar dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dostlar, düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu.?
AK Parti?nin 22 Temmuz seçimleri için tek elden belirlediği adaylar, muhtıranın bir sonucu mu?
Yeni seçimler için, kuruluş aşamasında emek vermiş ve Milli Görüş geleneğinden gelen çok sayıda ismin liste dışı kalmasını AK Parti?nin askere verdiği bir rüşvet olarak mı algılamak gerekir?
Seçenler, Seçilenler ve Hani Bana Hani Bana Diyenler?
22 Temmuz seçimleri için aday listelerinin partilerce açıklanması sonrasında ülkeyi bir dört yıllığına daha yöneteceği varsayılan isimleri halk olarak öğrenmiş bulunuyoruz. Listelerin tartışma konusu olduğu görülüyor. Bunun nedeni aday listelerindeki isimlerin ve sıralanışların beklenenden çok daha farklı olması. Yaşanılanın bir siyasal tasfiye olduğu düşüncesi ile; parti liderlerinin yayınladığı seçmen listeleri tartışılmakta.
Oysa öncelikle ve esas olarak tartışılması gereken şey; halkı temsil edeceği varsayılan vekillerin isimlerinin üç-beş parti liderinin iki dudağının arasından çıkmış olması. Esas hayret edilmesi gereken şey daha üç gün önceye kadar 70 milyon halkın kendilerini kimlerin yöneteceği hakkında hiçbir fikri olmaması. Adeta saltanatı andıran bir tarzda ?padişahımız efendimizin? belirlediği listeler ile karşı karşıyayız. Hatta içerisinde bulunduğumuz durum siyaset kurumunun halktan kopukluğu anlamında padişahlıktan da geri bir hal içerisinde olduğunu ispatlıyor. Zira biliyoruz ki Meşrutiyet idaresi döneminde, tüm ülkenin padişahın mülkü sayılmasına karşın vekiller görece halkın yerel gündeminde belirlenir; hele azınlıklar ve cemaatler kendi temsilcilerini hür bir şekilde seçerlerdi. Meşruiyet Meclisi?nin bile çok seslilikte Cumhuriyetin 85 yılında kurulan yirmi iki meclisine kıyasla çok ileride olduğu ortada.
Hoş; seçilecek vekillerin ve tümüyle parlamentonun dahi düzen içerisinde ancak sınırlı bir yetki alanı olacağı, istisnasız tümünün rejimin resmi ideolojisi üzerine namus yemini ettirileceği ve son sözün her halükarda silahlı bürokrasinin elinde olacağını, gerektiğinde Anayasa Mahkemesi gibi vesayet tedbirlerinin vekilleri ?düzelteceğini? de biliyoruz. Demek ki yalnızca yatay bir saltanat düzeni ile değil ayni zamanda dikey ve iç içe geçmiş bir saltanat düzeni içerisinde yönetiliyoruz. Yine ?parayı elinde tutan sermayedarların adaylarının her partide liste başı olmaları? da rejimin üzerinde kurulduğu sacayaklarından bir başkasını; bir başka saltanat halkasını işaret ediyor.
AKP?deki Tasfiye Süreci
Listelerin en ilgi çeken ve tartışılan yönünün AKP?li adaylar içerisinden nerede ise tüm Refah Partisi kökenli öncü isimlerin tasfiye edilmiş olması olduğu görülüyor. Ruşen Çakır, Fuat Keyman gibi isimler bu durumu bizzat Tayip Erdoğan?ın arzusu ile gerçekleşen ?AKP?nin merkez partisi konumunu pekiştirme çabası, rejimin merkezine taşınma arzusu? olarak değerlendiriyorlar. Diyorlar ki: ?Demek ki AKP seçimlerde 27 Nisan muhtırasına karşı bir halka gitme stratejisi; ?mağdur edilmiş olma? stratejisi gütmeyi değil de; askeri bürokrasiye ?biz de sizdeniz, bizden korkmanıza gerek yok? mesajı verme stratejisini takip etmeyi planlıyor.?. Ruşen Çakır son durumu ayrıca ?ABD ve AB?ye yani dış egemen çevrelere gönderilmiş bir mesaj? olarak da yorumluyor.
Ruşen Çakır milletvekili aday listelerinin ayni zamanda ?Erdoğan?ın 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesine tepkisi? olduğu görüşünde. Zira 1 Mart Tezkeresi?ne hayır oyu veren isimlerin hemen tümü tasfiye edilmiş bulunuyor. Çakır böylece ?AKP?nin parti disiplinini ve lidere bağımlılığı artırdığını? söylerken şunu da ifade etmekte: ?Erdoğan bu politika ile bir riske girmiş ve kumar oynamıştır. Yeni vekiller siyasete bizzat kendisi tarafından sokuldukları için lidere sadık olacaklardır olmasına da ama ayni zamanda yeni isimler siyaseti bir ?dava? olarak görmemektedirler. Erdoğan Milli Görüşten ayrılarak AKP?yi kurduğu ?sakallı? tabir edilen arkadaşlarını tasfiye ederek dava arkadaşlarını, gerektiğinde ?dava? için çok şeyi feda edebilecek dostlarını seyrekleştirmiştir. Yeni vitrin isimlerin herhangi bir kriz döneminde gemiyi ilk önce terk etme ihtimalleri yüksektir.?
Türkçeleştirelim: AKP seçimler için ortaya koyduğu vekil profilleri ile sığınmacı ve darbe tehditlerine karşı partisini egemenlere beğendirmeye çalışan bir hattı çiziyor. Namazsız, abdestsiz adayları milletvekili yaparak darbecileri kızdıran ?başörtülü eşi olan cumhurbaşkanı? tartışmalarını aşmak istiyor.
Bu tablonun acziyet içerdiğini, özgürlükçü talepleri değil statükonun baskılarını temel aldığını, darbeciliği geriletemeyeceğini, taleplerde gerilemeyi ve ?halkın 28 Şubat?la alınan haklarının geri verilmesi taleplerini rafa kaldırmayı? ifade ettiğini söyleyebiliriz. Ancak AKP?nin siyasal çizgisinin tutarlılığına dair tüm bu analizi yapmanın gerekli olmadığını düşünüyorum, bunun üzerinde çokça konuşuldu. AKP şimdiye dek kendini ve iktidarını; yerel ve küresel istikbar ile muvazaalı ilişkiler geliştirme üzerinden kurgulamış bir parti; son durum da bunun yeni bir yansıması.
Merkez Denilen Heyula
Birçok kişiyi şaşırtan listelerle ilgili bir başka durum ise ?merkez sağda? denilen birçok siyasetçinin ?merkez sol? denilen partilerden, ?merkez solda? denilen pek çok adayın ise ?merkez sağ? denilen partilerden milletvekili adayı olması.
Bu durum Türkiye?de siyaseti ?sağ ve sol? iki cephenin birbirine alternatif olduğu özgür bir siyaset ortamı olarak gören şaşıbeş kişiler için oldukça şaşırtıcı olabilir ama bizler için hiç de değil. Türkiye?de siyasetin iki ucunun olduğu; birinin resmi ideolojiye tam biat diğerinin ise muhalif hareketler olduğunu, bu işin sağı-solu olmadığını, Türkiye?de sağ-sol değil muhalifler-resmi ideoloji ayrımı olduğunu, resmi ideolojinin gerçek siyasal alternatifleri yani sosyalistleri, Kürt milliyetçilerini veya İslami hareketleri düşman saydığını biliyoruz.
AKP dahil tüm partilerin ağzına doladığı ve putlaştırdığı ?merkez? kavramı ve ?merkezde olmak? hevesi ise, açık konuşalım; darbeci 12 Eylül rejimini, Kemalist dayatmacılığın perde önü siyasetini ifade ediyor. AKP bu yönü ile muhalif kesimlerin ve taleplerin 12 Eylül rejiminin çizdiği sınırlarda temsilini ve muhalif taleplerin rejime eklemlenmesini ifade ediyor.
Herhalde listelerdeki tek olumlu durum ise meclise girdikten sonra dost ve metres tutan, zina ederek kamuoyunda rüsva olan AKP?li isimleri dışlaması. Gerçi onlar yerine listeye konulan isimlerin zina etmemek gibi bir takıntıları olmadığı da ortada. Evet Halil Ürün gibi isimler açısından zina etmek, dost tutmak iddiaları bir çelişki idi. Ancak yeni gelen ?liberal merkez? adaylar için gayet ?liberal bir yaşam tarzı? pek makbul bir durum. Yani Tayyip Erdoğan partisini ?çapkınlığı? eline yüzüne bulaştıran ?acemi zinakarlardan? arındırıp, ?profesyonel çapkınlar? ile taltif etmiş görünüyor.
AKP?nin İkinci Döneminde Umut Yok
Listelerde ve AKP?nin son politik ataklarında; İslami kimliğimiz, siyasal duruşumuz ve halka sunduğumuz mesaj açısından hiç de şaşırtıcı bir durum yok. Bir kirli seçme-seçilme oyunu olan bu oyundan darbeciliğe karşı alternatif bir duruş, fıtrata uygun özgürlükçü bir seçim çıkmayacağı ortada.
Bizim açımızdan tespit etmemiz gereken durum AKP?nin ikinci döneminin ilkinden daha karanlık göründüğü. Gerek özgürlükler ve darbeciliğin geriletilmesi adına gerekse de İslami kimlik unsurlarının korunması adına ilk dönemden çok daha umutsuz bir tablo göreceğiz. Görülen o ki AKP ikinci döneminde darbe tehditleri karşısında egemenlere şirin görünmeyi önemseyen, Yeni Polis Yasası?nda görüldüğü üzere özgürlükleri güvenlik çağrılarına feda eden, 1 Mayıs zulmünde görüldüğü üzere polis devletini güçlendiren, başörtüsü-YÖK gibi zulümleri ortadan kaldırmayı aklından bile geçirmeyecek bir çizginin takipçisi olacak. Vitrin ve öz değişimleri ile egemenlere şirin gözükmenin, darbe tehdidini uzaklaştırmanın yolları aranacak. Belki bu süreçte İLKAV, Mehmet Pamak örneği gibi İslami kimliği ile bilinen bizlerden birtakım yeni kurbanlar da verilecek bürokratik tanrılara?
Dahası bu yeni dönemde darbeci egemenlerin ülkeyi 2002 krizine sürüklemiş olmanın getirdiği psikolojik zayıflıklarını da aştıklarını göreceğiz gibi. Şemdinli?de kaybedilen iktidarın daha kesif sonuçları ile karşılaşacağız.
Tabi tüm bu tartışmalar Irak?a savaş açmayı iştahla arzulayan, savaş ortamında seçimleri ve siyasal sistemi tümü ile askıya almaya heveslenen ve bayrağa sarılı asker tabutları üzerinden güç devşirme planları yapan askeri bürokrasinin tuzakları üzerinden düşünerek yeniden yorumlamak da mümkün.
Belki yazıyı muhalifleri temsil ettiğini iddia eden AKP?nin tavrına dair bir hikmetli sözü hatırlatarak bitirebiliriz. AKP?nin içerisinde düştüğü son vitrin tartışmaları karşısında Ebu Müslim el-Horasani?nin şu sözü geliyor akla:
?Onlar ki, zarar gelmeyeceğini bildikleri için dostlarını, kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşmanlar dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dostlar, düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu.?
Abdullah Sayar / HAKSÖZ-HABER
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


