Sorunlu Yorumlar, Sorunlu Yaklaşımlar

Mayıs 7, 2007

Emperyalist dünya, jeopolitik/jeo-stratejik çıkarmalarını güvence altına alabilmek için, kötülüğe dayalı, felaket kaynağı olan şeytani politikalar üretiyor. Bu politikalar daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak geliştiriliyor. Ortadoğu yeni bir trajediler dönemine daha giriyor. Nüfuz alanları savaşları, kaynak ve pazar savaşları büyüyor. İçerisinde yaşadığımız dönem deha çok enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmalar/rekabetler dönemi olacak.

Atasoy Müftüoğlu

İslam dünyası toplumlarında umutlarla gerçeklikler sürekli olarak birbirine karışıyor. Toplumlarımızda kimi kesimler hayatı/dünyayı kavramsal bir çerçeve içerisinde yaşarken, kimi kesimler hayatın bütün renkleriyle, sorunlarıyla, acıları ve hüzünleriyle birlikte yaşıyor. İslam dünyası toplumları, günümüzdeki gelişmeler karşısında siyasal bir iradesizlik ve siyasal bir sessizlik içerisinde bulunuyor.Kişisel ihtiraslar, ırkçı ve mezhepçi ihtiraslar toplumsal çöküşlere neden oluyor.Bu çöküş sebebiyle, İslam toplumlarının, kültürel ve uygarlığının bütün mukaddeslerinin dokunulmazlıkları hayasızca çiğnenebiliyor. Toplumlarımızda ruh karatıcı olaylar yaşanıyor. Ben merkezcil yanılsamalar bireyleri olduğu kadar, toplumlarda yalnızlaştırıyor.

 

Modern mitlerin ve yapıların baskılarında bağımsızlaşmadığımız için, yeteri kadar açık olmayan, edilgen ve bulanık bir dini söyleme yaslanıyoruz. İslam’ı yalnızca bir kalp/gönül ilgisine, indirgeyen bu bulanık söylem, temel İslami kuralları, çerçeveleri hafife alıyor, temel tevhidi sınırlara kayıtsız kalıyor. Deruni hayatla, gerçek hayatı; deruni düşünceyle gerçek düşünceyi bütünleştirmek gerekiyor. Sezgi, duygu, akıl ve bilinç dünyalarını birlikte algılamak ve yaşamak geliyor. İman’la bütünleşen bir akla sahip olmak geliyor. Kişilik, karakter, ruh ve takva soyluluğunu birlikte teslim etmek gerekiyor. İslam’ı yalnızca ruhsal bir tatmin, arınma aracı olarak görmeyiz, güzel ahlakla ve uhrevi sorumlulukla sınırlandıramayız.

 

Dünyevi, toplumsal, tarihi sorumlulukları üstlenmekten vaz geçen bir İslam algısı düşünülemez.

 

Müslüman olmak demek büyüm bir ilahi lütfe mazhar olmak demektir. Ne pahasına olursa olsun İslam’ın hakkını bütünüyle vermemiz gerekir.

 

Günümüzde hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda Müslümanlar olarak faşist bir ortamın, İklimin baskısı altındayız. Sürekli olarak, yoğun bir biçimde, ideolojik ırkçılıklara, şiddete, dışlanmalara maruz bırakılıyoruz. İdeolojik ırkçılık, ayrımcılık karşısında İslami kesimler derin travmalar yaşıyor. İslam’a karşı, Müslümanlara karşı ciddi bir bilgi kirliliği, yakalamış kirliliği var. Müslümanlara karşı sistematik bir biçimde sürdürülen ideolojik ırkçılık karşısında, Türkiye’de her zaman yaşadığımız üzere “ifade özgürlüğü” , “hak özgürlüğü” savunucularının utanç verici bir sessizlik içinde bulunduğunu görüyoruz. Sözünü ettiğim “ifade ve hak özgürlüğü” savunucuları, İslam ve Müslümanlar karşısında militarist ve faşist kişiliklere dönüşüyor. Her tür bilgeliği bütünüyle yok eden müdahalelere tanık oluyoruz. Müslümanlar pek çok vesileyle oryantalist bir mantıkla, ya da sömürgeci bir mantıkla yargılanabiliyor, aşağılanabiliyor. Hepimiz, her zaman sorumlu ve hastalıklı bir tavırla, karşılaşabiliyoruz, sorunlu yorumlara, yaklaşımlara muhtaç olabiliyoruz.

 

İdeolojik şiddetin, ırkçılığın baskısında bulunan, bu baskılarla başa çıkamayacaklarını düşünen kimi İslami unsurlar; kendilerini baskılayan unsurlarla ve statüko ile uzlaşmayı, diyalogu, statükonun dilini/yaklaşımlarını kullanmayı seçiyor. Bu cemaatler, İslama, Ümmete ve Müslümanlara yabancılaşmak pahasına çirkin bir realpolitik pragmatizme yaslanıyor, çirkin bir samimiyetsizlik içerisinde hemen bir kesim için “hoşgörü” telkin edebiliyor. Kimi İslami cemaatler, içerisinde yaşadığımız küresel koşulları mazeret olarak değerlendirmek suretiyle ölçüsüz bir idare-i maslahatçılığı yöntem haline getiriyor. Şu ya da bu cemaate katılan gençler eleştiri bilinci olmayan, kendi kendilerine soru sorma sorumluluğu taşıyan, etraflarında olan bitenleri sorgulama yeteneği kazanmayan robotlar haline getiriliyor. Bu cemaatler, cemaatten bağımsız var olmayı başaramayan, cemaatten bağımsız düşünmeyi başaramayan gençler yetiştiriyor. Bu tür cemaatlerde gençler hiç bir düşüncelerini somutlaştırma özgürlüğüne sahip değiller. Bu gençler, kendilerini tehlikede koşullandırıldıkları cemaat Liderlerinin ufukları dışında ufuk tanımıyor. Bu gençlerin entelektüel merakları yok. Bu gençler kendilerine koşullandırıldıkları Liderin düşünceleri dışında düşünce tanımıyor, daha ufuklu düşünce alanlarını seçemiyor.

 

Müslüman gençler, şu ya da bu kişiye ait olma bilinciyle, şu ya da bu hizbe ait olma bilinciyle değil, düşünsel ve ahlaki bir tutarlılık içerisinde, Allah’a ve Ümmete ait olma bilinciyle yetiştirilmelidir. Başkalarının, başka yorumların, düşüncelerin, hizmetlerin ve ufukların farkına varamayacak kadar kendilerini önemli bulanlar, ahlaki bir körlük içerisindedirler. Kendi arzularıyla, tutkularıyla, gündemleriyle sınırlı bir hayat ve hizmet tarzını seçenler, diğerlerini hiçbir şekilde fark etmezler, hatırlamazlar, bunlara saygı duymazlar. Müslüman gençler, hizip, cemaat, mezhep partizanlığı yapmadan, kamuoyunu dönüştürebilecek, sorumlu kılabilecek çerçeveler üretmeye cesaret etmeli ve ulusal bencillikleri/fanatizmleri aşarak, bir bütün olarak insanlığı içerisine alan düşünceleri, erdemleri temsil eden bütüncül ufuklar üzerinde derinleşmeli; günümüzün, tarihin, çağın sorunlarına nüfuz yeteneği kazanmalıdır.

 

Kendilerini katı, donmuş ideolojik ve ırkçı sınırlar içerisine hapsedenler gibi, kendilerini katı ve bağnaz hizip ve mezhep partizanlığı içerisine hapsedenler için de, başka seçenekler olmadığı gibi, başka düşünme biçimleri ve değer yaklaşımları da yoktur. İdeolojik bağnazlıkların, hizip ve mezhep bağnazlıklarının, nesnel gerçekleri görmemizi engelleyen bir yanı vardır. Gerek bireysel düzlemde, gerekse toplumsal düzlemde hiçbir bencil ve narsist, hiçbir muhteris asla adil olamaz, her türlü kibirlilik ahlaksızlık ve ufuksuzlukla sonuçlanır.

 

İdeolojik bencillikler ve rekabetler, hizip bencillikleri ve rekabetleri, mezhep bencillikleri ve rekabetleri gelecek umutlarını yok ediyor.

 

Erdemli bir varoluş, ötekini değersizleştirmeye çalışmaksızın gerçekleştirilen bir varoluştur.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?