İslam Devleti ve İlk Anayasa (Medine Vesikası)
Şubat 18, 2007

Hicret gerçekleştiği zaman, Medine yaşayan iki büyük Arap kabilesi Evs ve Hazreç, amansız bir rekabet içindeydi. Mekke’nin aksine merkezi güçlü bir otorite yoktu. Medine çevresinde yaşayan bedevi kabileler ve Yahudiler Bu güçlü kabilelerden yalnız birisi ile müttefik idi. Bu Medine’de hassas bir güç dengesi oluşturmuştu. Medine’ye Resul (s.a.v.) önderliğinde Hicret eden Müslümanlar her iki grupla dostluk içinde olan yani tarafsız ve adil bir zümre olarak sosyal hayata dahil oldular. Bu durum Resulullah’ın (s.a.v.) Medine toplumunda hakim ve hakem konumuna gelmesini sağladı. Mekke’de, Müşriklerin sunduğu kabul edilmesi imkansız şartlar ve bu şartlara karşılık kendi şartlarını kabul ettirme imkanı olmadığından her hangi genel bir anlaşma yapmayan Resulullah (s.a.v) Medine’de kabileler arasındaki güçlü rekabetin kendisine verdiği inisiyatif ile Medine’de
toplumsal hayata dahil olan tüm tarafların uyacağı ve şartlarını bizzat kendisinin belirlediğini bir anlaşma hazırladı. İslam adaleti çerçevesinde hazırlanan anlaşmayı tüm taraflar imzaladı. Medine vesikası olarak bilinen bu anlaşma İslam devletinin İlk anayasası olarak kabul edilebilir.
Hicretin ilk günleri hazırlanıp imzalandığı göz önüne alındığında bu anlaşmanın Kur’an ın inzalinin tamamlanmadan yapılmış bir anlaşma metni olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Vahyin Ehl-i kitap tanımlaması içinde olan Medine Yahudilerine toplumsal hakları hainlik etmedikleri ve zulmetmedikleri sürece Müslümanlarla eşit bir şekilde tanınmış dinlerini özgürce yaşamaları güvence altına alınmıştır (1) .
Anlaşama da geçen “Siz Müslümanlar her ne zaman bir konuda ihtilafa girerseniz onu Allah’a ve Muhammed (s.a.v)in Hakemliğine götürün.(1)” hükmünden de koyalca anlaşılacağı üzere bu anlaşmada hakim ve hakem taraf Resulullah (s.a.v) yani Müslümanlardır. Anlaşma metninin tamamı göz önüne alındığında İslam ve Müslümanlar aleyhine en küçük olumsuz bir hüküm içermediği görülmekte.
Bununla birlikte İslam Toplumunun tüm hakları kesin bir dil ile vurgulanmakta, hiçbir taviz verilmeksizin güvence altına alınmaktadır. birkaç yerde vurgulanan bu husus şöyle açıklanmakta “Allah’tan sakınan müminler, kendi aralarında zulmeden haksızlık eden yada zulüm ve haksızlık etmek isteyen yada Müslümanlar arasında fesat yada günahı yaygınlaştıran kargaşa çıkarmaya çalışan kimseye karşı birlik halinde karşı çıkacaklar. Bu günahkar, zalim ve mütecaviz kişi onlardan birinin evladı dahi olsa hepsinin eli ona karşı kalkacaktır. Hiç bir Mümin Bir Kafirin kan davasından ötürü bir başka mümini öldüremez. Ve bir Mümine karşı bir kafire yardım edemez.(1)”
Bunun yanında bu anlaşma ile Medine’de yaşayan müşriklere kısıtlamalar getirilmiştir şu hüküm bunlardan biridir ” Hiç bir müşrik Kureyş’e ait bir malı yada bir insanı kendi himayesine almayacak ve onun ile bir mümin arasında engel olmayacak. (1)” Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ancak anlaşma metni ile sizi baş başa bırakmadan önce son söz olarak şunu belirtmek istiyorum. Vahiy dışı toplumlar ve kültürlerin ana dayanak noktası kendisi gibi olmayanları, farklı olanları dışlamak düşman ilan ederek yok etmeyi hedeflemektedir. Bilimsel batı Felsefesinin ! bir ürünü olarak Ortaya atılan medeniyetler çatışması tezi ve bu teze dayanılarak batı tarafından ortaya konulan Emperyalist saldırılar ve Batı dışı tüm kültürleri yok sayma politikaları bunun apaçık bir ispatıdır. Oysaki vahiy kültürü Adalet barış ve Birlikte yaşama kültürüdür. Birlikte Adil ve hakça yaşamak ancak Vahyin hakim ve hakem rehberliği ile mümkündür. Bunun ispatı Tarih boyunca Kudüs Örneğinde yaşanılanlar, Her üç din tarafından Kutsal ve mübarek bir belge olan Kudüs ve çevresinin Müslümanların Hakimiyetinde olduğu dönemlerin Huzur Adalet emniyet, İslam dışı unsurların işgali dönemlerin de ise vahşet ve zulüm’ün hakimiyetinin yaşanmasıdır.
SÖZLEŞME METNİ(2)
“Bu, Peygamber Muhammed (s.a.v) tarafından Kureyşli ve yesribli mümin ve müslümanlar, onlara bağlı olanlar, bağlanacaklar ve onlarla savaşanlar arasında yazılmış bir belgedir.
Bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmettirler. Kureyşli muhacirler kendi geleneklerine göre kan diyetlerini kendi aralarında ortaklaşa ödeyecekler ve kendi esirlerini kurtarmak için ödenmesi gereken fidyeyi adaletle ve müminler arasındaki esaslara uygun olarak karşılayacaklar. Ben-i Avf, aralarındaki geleneğe göre kan diyetlerini aralarında paylaştıracak ve her taife kendi esirlerinin fidyesini adalet esasına ve mü’minler arasındaki örf ve adete göre ödeyecekler. Ben-i Saide Ben-i Hars, Ben-i Cuşem, Ben-i Nec-car, Ben-i Amr Bin Avf, Ben-i Nebeyt, Ben-i Evs, her bir taife öncekilerin diyetlerini ve esirlerin fidyelerini Müminlerin arasındaki örfe ve adalete göre paylaştırıp ödeyecekler. Mü’minler, borçlu kimsenin ailesini ve çocuklarını diyet yada fidye ödemeksizin serbest bırakmayacaklar.
Hiçbir mü’min bir diğer mu minin mevlasıyla (ahitleştiği kimseyle) onun izni olmadan ahileşemez.
Allah’tan sakınan müminler, kendi aralarında zulmeden haksızlık eden yada zulüm ve haksızlık etmek isteyen yada Müslümanlar arasında fesat veya günahı yaygınlaştıran kargaşa çıkarmaya çalışan kimseye karşı birlik halinde karşı çıkacaklar. Bu günahkar, zalim ve mütecaviz kişi onlardan birinin evladı dahi olsa hepsinin eli ona karşı kalkacaktır. Hiçbir mü’min bir kafirin kan davasından dolayı bir başka mümini öldüremez. Ve bir mümine karşı bir kafire yardım edemez. Allah için yapılmış olan ahitleşme birdir ve Müslüman ların en düşüğü de eğer bir kimseyi kendi himayesine alırsa herkes onu kabul edecektir. Müminler başkalarından ayrı olarak birbirlerinin velisidirler. Yahudilerden bizim peşimizden gelen her kişi hainlik etmediği ve zulmetmediği sürece bizim yardım ve haklarımızdan eşit şekilde yararlanacaktır. Müslümanların barışı birdir, herkesi kapsar (bir kişi barış yapsa herkes kabul edecek). Allah yolunda savaş zamanında da müminlerden birisi ile barış yapmak diğeri ile yapmamak olmaz. Aksine, barışta herkesin arasındaki adalet esasına riayet edilecek. Bizimle birlikte savaşan savaşçılardan her bir grup diğer bir grubun yerinde olacaktır.
Müminler, Allah yolunda kendilerinden akıtılan kanlar konusunda diğer bazısını engellerler. (Birisi diğerinin yerini alacak). Muttaki müminler en doğru ve en sağlam yol üzerindedirler. Hiçbir müşrik, Kureyş’e ait bir malı yada bir insanı kendi himayesine almayacak ve onun ile bir mümin arasında engel olmayacak. Her kim günahsız yere bir mü’mini öldürür ve bu öldürme onun üzerine ispatlanırsa onun öldürülmesine karşılık kısas uygulanır, (aynı şekilde öldürülür). Ancak öldürülen kişinin akrabaları razı olurlarsa öldürülmeyebilir. Müminlerin tümü bu katile karşı olacaklardır. Onun aleyhine kıyam etmeyen başka bir davranış onlara yakışmaz. Bu sözleşmeye “evet” diyen, Allah’a ve ahret gününe iman eden her bir mü’min, bir bid’atı ortaya çıkaran (kötü bir davranışta bulunan) bir kimseye yardım etmemeli yada onu himayesine almamalıdır. Böyle bir kimseye yardım eden yada onu himaye eden bir kişi olursa Allah’ın lanet ve gazabı kıyamet gününe dek onun üzerine olsun. Böyle bir kişiden yapmış olduğu bu kötü davranışına karşılık herhangi bir mal veya buna benzer bir şey alınmayacak (Bilakis hakkettiği cezayı almalıdır). Siz Müslümanlar, her ne zaman bir konuda ihtilafa girerseniz, onu Allah’a ve Muhammed (s.a.v)’in hakemliğine götürün. Müslümanlarla birlikte savaşa katılan Yahudilere infak edilecek. Ben-i Avf Yahudileri müminlerle bir tek ümmettirler. Yahudiler kendi dinlerinin gereklerini takip eder, Müslümanlar, da kedi dinlerinin gereklerini takip edecekler. Ancak zulüm eden yada bir günahı irtikaba eden (başlatan) bir kişi bundan istisnadır ki bu durumda kendisini ve kendi halkını helak etmiş olacaktır. Ben-i Neccar Yahudileri (toplumsal haklar konusunda, Ben-i Avf Yahudileri gibi olacaklardır. Ben-i Hars ve Ben-i Saide Yahudileri, Ben-i Cuşem Yahudileri, Ben-i Evs Yahudileri ve Ben-i Sa’labe Yahudileri de Ben-i Avf Yahudileri gibidirler. Ancak zulüm eden ve bir günahı işleyen kişiden başka. Bu durumda kendisinden ve halkından başkasını helak etmemiş olacaktır. Cefne, Ben-i Sa’lebe’nin bir kolu (kabilesi) dur. Hukukta onlar gibidir. Ben-i Şuteybe, toplumsal hukukta Ben-i Avf Yahudileri gibidirler. “Ahde bağlı kalmak sözleşmeyi ihlal etmeğe engel olacaktır.” Ben-i sa’lebe’nin dostları da onların kendileri gibidirler. Yahudi kimseler de onlar gibidirler. (Bu sözleşmenin haklarından yararlanacaklar.) Muhammed (s.a.v)’in izni olmaksızın onlardan herhangi bir kimseyi bu sözleşmeden çıkarmamak gerek. Hiç kimseyi ceza olarak yaralamamak gerek (vücudunda yara açmamak gerek). Sebepsiz yere bir başkasını öldüren bir kimse kendisini ve halkını da ölüme atmıştır. Ancak bir zulme uğramış ise bu istisnadır. Allah bu sözleşmeye sadık kalanlarla beraberdir. Yahudilerin nafakaları Yahudilere ait, Müslümanların nafakaları da Müslümanlara aittir. Onlar, bu sözleşmeyi imzalayanlarla savaşanlara karşı savaşmalıdırlar ve onlara boyun eğenlere iyi davranıp yardım etmelidirler. Ahde bağlı kalmak, sözleşmeyi ihlal etmeğe engeldir. Taraftarları sözleşmeye riayet etmeyenler bir günah işlemezler. Ancak o da mazlumun sözleşmesi olmaktadır.
Müslümanlarla birlikte düşmana karşı savaştıkları sürece Yahudilere infak edilecektir”
Yesrib’in içi bu sözleşmeye imza atanlar için haram sayılmaktadır. (Hiç kimse orada bir başkasına eziyet edemez) Komşusu da bir zarar vermediği ve bir günah işlemediği sürece kendisi gibi insandır.
Sahibinin izni olmaksızın evlere izinsiz girilmeyecek. Bu sözleşme hakkında kabul edenler arasında bir ihtilaf meydana gelirse ve bu ihtilafın bir kargaşalık ve fesada dönüşeceğinden korkulursa Allah’ın ve peygamber (s.a.v)’in hakemliğine başvurulacaktır. Kureyş liler ve kureyş lilere yardım edenler himaye edilmeyecek. Ansızın Yesrib’e saldıran kimselerle savaşılacaktır. Şayet barışa yanaşırlarsa barış yapılacaktır. Eğer böyle bir şeyi yaparlarsa barışı kabul etmek müminlerin elindedir. Bu sözleşmeye imza atanlar kendi kavimleri adına da atmış sayılırlar. Evs Yahudileri ve dostları bu sözleşmede yer alan haklardan yararlanacaklardır. Bu sözleşmeye sadık kalanlarla iyi geçinilecektir, Allah, bu sözleşmeye sadık kalanlarla beraberdir. Bu sözleşme günahkar ve zalim kimseyi korumaz. Yesrib’den çıkan ve onda kalan herkes amandadır. (güven içindedir). Ancak zulüm eden ve günah işleyen kişi bunun dışındadır. Allah, iyilik yapan ve Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanların koruyucusudur. Muhammed (s.a.v) Allah’ın resulüdür.”
İslam Devleti ve İlk Anayasa (Medine Vesikası) “ için “ilk yorum ”
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?



[…] haklarından mahrum edilmiyorlardı. Müslümanların imzaladığı ilk anayasanın içeriğinide buraya tıklayarak objektif olarak […]