Darbe Arayışlarına Cevap: ‘Beynelmilel’

Ocak 15, 2007

Son zamanlarda 12 Eylül dönemine ilişkin filmler yeniden vizyonda. Bu filmler bir yandan yakın tarihe ilişkin toplumsal belleğimizi yenilemekte, öte yandan da Kenan Evren’in sadece Marmarisli bir ressam olmadığı hakkında gençlere ipucu vererek oldukça önemli bir misyon üstlenmekteler.
Daha önce ‘Vizontele Tuuba’ filmi 12 Eylül öncesinin miyoz bölünmeye uğramış fraksiyon odaklı siyasi atmosferini naif bir şekilde ele almıştı ve film 12 Eylül sabahı askeri kamyonlara doldurulmuş gençlerin götürülüşü ile bitiyordu. ‘

Beynelmilel’ filmi ise darbe sonrası Adıyaman’da yaşananları ele alan traji-komik çarpıcı bir film. ‘Beynelmilel’in senaryosu doğal akışkanlığı ve ışık tuttuğu toplumsal kesiti ile filmin ötesinde bir belgesel gibi adeta.İnce bir 12 Eylül kritiği olan film ayrıca, AB üyelik sürecinde yaşanan tıkanmalar, Cumhurbaşkanlığı krizi ve kasım ayında yapılması gereken seçim nedeniyle sertleşen ‘siyaset’e karşı parlamenter/sivil sürecin dışında olması gereken kurumları harekete geçirmeye çalışanlara da güzel bir cevap niteliğinde.
Militarizm çözüm değil
Cumhurbaşkanlığı krizine odaklı olarak, son zamanlarda siyasetin tıkandığına dair bir fotoğraf kamuoyuna dayatılıyor. Bundan hareketle rejimi koruma adına, demokratik teamülleri yeniden rafa kaldırma girişimlerine toplumsal tabanda destek aranıyor. Hatta, seçimler yaklaştıkça bazı siyasi partiler varlıklarını borçlu oldukları ‘sivil/parlamenter’ anlayışın dışında kalan ‘militer’ bir söylemden medet umuyorlar. Siyasetin ‘sivilleşmesinden’ birinci dereceden sorumlu olan bu partiler varlıklarını doğrudan halka yaslayacaklarına, ‘ara rejim’ modellerinde rol ve iktidar kapmaya çalışıyorlar.
Bazı siyasi partilerde olduğu gibi kimi toplum kesimlerinde de ‘sivil duruş’un zayıflığı, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin en önemli handikaplarındandır. Bu bağlamda, 12 Eylül fiili darbesinin ardından 28 Şubat’ta yaşanan post-modern darbe de Türk siyasi yaşamında militer söylemin özellikle gençlik arasında olağanlaşmasına ve derinleşmesine katkıda bulunarak sivil anlayışın çözülmesinde etkili olmuştur Darbeler sürecinde sivil siyaset, sivil siyasal kültür ve zihniyetin zarar görmesi, militer söylemlerin toplumsallaşmasına da zemin hazırlamıştır. 1982 anayasasının maddelerinin yarıdan fazlasının değiştirilmiş olmasına karşın, darbe anayasasını sivil bir kurucu iradeyle tamamen değiştirecek bir insiyatifin gelişmemesi ‘12 Eylül ruhu’nu bütün kamu kurumlarında ve toplumsal bellekte canlı tutmaktadır. Toplum, değiştirilmiş versiyonuyla da olsa 12 Eylül anayasasına alıştırılmış, siyasal aktörler sindirilmiş, anti-demokratik zihniyet kalıcı kılınmıştır. Tüm bunların doğal sonucu olarak, son zamanlarda iç ve dış siyasetteki tartışmalar incelendiğinde, demokrasi üzerindeki militer gölgelerin olağanlaştığı, 12 Eylül mirasının tasfiye edileceğine yeni söylemlerle siyasete dönüş yapmaya çalıştığı gözlenmektedir.
Eylülcülere ve AB karşıtlarına dikkat!
Bu bağlamda, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde demokratikleşme yönünde hukuksal reformların yanı sıra, kurumsal altyapısını düzenleme çabası ‘Eylülist’ arayışları kamçılamaktadır. AB’ye yönelik son dönemde gelişmeye başlayan toplumsal tepki bu kesimler tarafından bir fırsat olarak görülmektedir. Bu nedenle, Türkiye’de siyaset AB karşıtlığı üzerinden yeniden şekillendirilmeye çalışılmakta ve bazı siyasi partiler bu yönde popülist, kestirme politikalar izlemeyi tercih etmektedirler. AB’ye yönelik toplumsal destek azaldıkça izolasyonist ve milliyetçi/otoriteryen siyasi söylemlerin yükselmesi dikkat çekicidir. Reformist kesimler bu ilişkiyi iyi görmelidir. AB’nin Türkiye’ye yönelik kimi tutarsız ve haksız politikalarına tepki olarak AB karşıtı bir pozisyon almak ve söylem geliştirmek Türkiye’yi içe kapamak ve demokratik reformları rafa kaldırmak isteyenlerin işine yarayacaktır.
AB sürecinde anayasa dahil 12 Eylül’den kalan kimi anti-demokratik yasaların değiştirilmiş olması reformların kurumsallaştığı ve içselleştirildiği anlamına gelmez. Tarihsel korkular ve toplumsal saplantılar üzerinden hâlâ demokrasi ve sivil siyaset konusunda tereddüt içinde olan kesimler var bu ülkede. 12 Eylül ruhu ve/veya 28 Şubat süreci hâlâ dirilebilecek kurumsal ve toplumsal aygıtlara sahip. Bu açıdan, yakın tarihe ışık tutacak, toplumsal belleğimizi harekete geçirecek filmler sanıldığından da önemli bir misyon taşıyorlar. ‘Beynelmilel’ filmi teröre bulaşmamış kesimlerin bile, askeri yönetim altında nasıl bir mağduriyet yaşadığını, rayından çıkarılmış ‘siyaset’in toplumsal faturasının ne denli büyük olabileceğini bize yeniden hatırlatıyor. Geçen yıl izlenme rekorları kıran ‘Babam ve Oğlum’ filminde de siyasette ‘olağanüstü’ durumların birey, aile ve toplum üzerindeki maliyetine tanıklık etmiştik. Ancak, sivil siyasette militer söylemlerin olağanlaşması, darbelerin siyasi, psikolojik ve ekonomik tahribatını görünmez kılmakta ve demokrasilerin vazgeçilmez kuralı olan ‘hesap sorma’ geleneğini de zayıflatmaktadır. Hatta 12 Eylül müdahalesinden yara almış insanların bile, ‘sivil’ anlayışa sahip çıkacaklarına, kendinden kabul etmedikleri kesimlere karşı baskı uygulayan post-modern (!) darbelere destek verebilmeleri de giderek zayıflayan demokratik bilincimizin ve ikiyüzlülüğümüzün somut göstergesi olsa gerek. Sadece kendine demokrat olanları kimse ciddiye almaz, hele darbeciler…
Beynelmilel filmi yakın tarihi ele alarak, seçilme yaşının 25’e indiği bu yeni dönemde gençlere anti-demokratik ‘olağanüstü hal’ gerçeğinin öğretilmesine, militer anlayışın birey ve toplum üzerindeki tahribatının geniş çaplı sorgulanmasına vesile olmaktadır. Yakın tarihin gözden geçirilmesi, demokratikleşmeyi ‘dış mihrakların dayatması’ olarak ifade eden, Türkiye’nin dışa açılmasından ve değişiminden rahatsız olan kesimlerin söylemlerindeki ‘militer’ arkaplanı aydınlatabilmek için elzem. ‘Beynelmilel’ bu yönde atılan önemli bir adım. Toplumsal sorunların çözüm yolunun hiçbir zaman ‘darbe’ olmadığını, olamayacağını komik bir dille anlatıyor ‘Beynelmilel’; hukukun yerine korku ve şiddetin kol gezdiği, herkesin bir tür ‘ortaoyunu’na zorlandığı, gerçek yaşamın bir şekilde ve imkansızca askıya alınmaya çalışıldığı darbe dönemlerinin ‘absürd’ ve acımasız aktörleri sorunları çözemez, çünkü bizatihi onlardır sorun. Bugün artık, ‘olağan’ demokratik koşulların ve ‘beynelmilel’ hak ve özgürlüklerin asker/sivil tüm toplumsal kesimler tarafından içselleştirilmesi, özgürlük, çoğulculuk ve uzlaşı ilkelerine dayalı sivil çözümlere alışmanın zamanıdır.
DOÇ. DR. ZEYNEP DAĞI – Zaman Gazetesi

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?