MİLLİ GÜVENLİK DEVLETİ
January 4, 2007
Şaban İba
Milli güvenlik kavramı ve ideolojisinin günümüzde tanımlandığı ve anlaşıldığı şekilde ilk ortaya çıkışı ve uluslararası boyut kazanması 2.Paylaşım Savaşı?ndan sonra olmuştur. Savaş sonrasında oluşan yeni dünya koşullarında birçok ülke kendine özgü bir milli güvenlik siyaseti oluşturmaya başlamış ve bu amaçla çeşitli anayasal ve yasal düzenlemeler yapmıştır.
Bu dönemde milli güvenliğin kavramsal içeriği değişen dünya ve ülke koşullarına göre, dar ve geniş anlamlarda olmak üzere iki şekilde tanımlanmıştır. Birincisi, milli güvenliğin sadece askeri sırların açıklanmasına indirgenmesi veya bunalım dönemlerinde bir olağanüstü hal rejimi sonucunda alınacak önlemleri içermesidir. İkincisi de, devlet düzenini korumak amacıyla alınan her türlü önlemi kapsamasıdır.
Daha genel ve somut bir milli güvenlik tanımı l953 yılında ABD Başkanı?nın direktifi doğrultusunda Adalet Bakanlığı tarafından yapılmıştır. ?ABD?nin askeri, ekonomik ve üretici kuvvetini, devletin iç ve dış güvenliğini casusluk, sabotaj, yıkıcı faaliyetler ve devleti zayıf düşürmeye veya yıkmaya yönelik illegal diğer eylemlere karşı, alınacak önlemleri de içine alacak şekilde, korumak ve muhafaza etmek? şeklinde yapılan bu tanım açıklandığı tarihten itibaren uluslararası planda bir çok ülke tarafından benimsenmiştir.
Bu yeni süreç ABD?nin Emperyalist-Kapitalist Kamp?ın liderliğini eline geçirerek dünyanın jandarmalığı görevini üstlenmesiyle birlikte devlet ve toplum hayatında yeni düzenlemeler yapmasıyla başlamıştır. Bunlardan düzenlemelerden biri ve en önemlisi 1947 yılında ABD?nin uluslararası çıkarları ve olağanüstü görevleri doğrultusunda Başkan?a yürütme görevlerinde yardımcı olacak yeni bir kurum olan Milli Güvenlik Konseyi?nin kurulmasıydı. Başkan?ın bir danışma kurulu ve yardımcı kuruluşu gibi çalışacak olan Milli Güvenlik Konseyi?nin görevi yasada özetle şöyle belirtilmişti: ?ABD?nin milli güvenliğini ilgilendiren yerli, yabancı ve askeri konularda tüm bilgileri toplamak, ayırıma tabi tutmak ve değerlendirme yapmak ve daha sonra Başkan?a milli güvenliğe ilişkin olarak önerilerde bulunmak.?
ABD Milli Güvenlik Konseyi, birçok ülkede milli güvenlik ve savunma ile ilgili olarak oluşturulan Kurul, Konsey veya Komite şeklinde adlandırılan benzer kuruluşlara model olmuştur. ABD tarafından geliştirilen milli güvenlik kavramı ve ideolojik söylemi de, uluslararası planda Amerikan siyaset ve hukuk terminolojileri ile ifade edilmeye başlanmıştır.
Bu bağlamda, 1960?lı yıllardan itibaren başta Güney Amerika devletleri silahlı kuvvetleri olmak üzere ABD?ye bağımlı ve yarı bağımlı bütün ülkelerde geçerli hale gelen ?Milli Güvenlik Doktrini? veya ?Milli Güvenlik Devleti? kavramları daha kapsamlı olarak şöyle tanımlanmıştır: ?Milli güvenliği zaafa uğratacak iç ve dış tehlikelere karşı ilgili ülkenin daima uyanık olması, özel anlaşmalar veya ikili ilişkiler çerçevesinde ABD ile işbirliğine yönelmesi; yurt savunması için daima hazırlıklı olmak geleneksel görevi yanında, devlet için tehlike içeren devrimci potansiyellere karşı ordunun özel savaş yöntemleri geliştirmesi, bu amaçla eğitilmesi, düzenlenmesi; devleti ve toplumu denetleyici bir fonksiyon üstlenmesi.?
Bu tanıma uygun olan milli güvenlik kavramı ve ideolojik söylemi Türkiye?de NATO?ya girişle başlamış olmakla birlikte, anayasa ve yasalara girerek somut uygulamaların başlaması esas olarak 27 Mayıs askeri müdahalesinden sonra olmuştur. Bu bağlamda, 1961 anayasasında getirilen ve birbirleriyle örtüşen iki temel hükümden biri; ABD Milli Güvenlik Konseyi?nin bir tür eşdeğeri olan Milli Güvenlik Kurulu(MGK)?nun oluşumudur. İkincisi de, Genelkurmay Başkanlığı?nın Milli Savunma Bakanlığı?ndan alınarak Başbakan?a bağlanmasıdır.
Anayasa da yapılan bu iki temel değişiklik; ordu, devlet ve siyaset ilişkileri bakımından Türkiye?de yeni bir dönemin, başka bir ifadeyle yaklaşık 10 yılda bir yapılacak olan askeri müdahaleler döneminin başlaması anlamına geliyordu. 27 Mayısçılar ?askeri otoritenin sivil otoriteye tabi olması? bakımından son derece önemli olan 1950-60 yılları arasındaki 10 yıllık uygulamayı değiştirmiş ve yeniden orduyu devlet içindeki özerk konumuna yükseltmişlerdi. Böylece, ordunun İç Hizmet Yasası?ndaki ?cumhuriyeti koruma ve kollama görevi?ni kullanarak askeri müdahaleler yapmasının hukuki zemini yaratılmıştı. Sonraki süreçte askerler, her müdahale döneminde anayasal ve yasal düzenlemelerle ordunun devlet içindeki özerkliğini güçlendirmişler ve özellikle kendilerinin sürekli olarak temsil edildikleri MGK?nu olağanüstü yetkilerle donatarak orduyu ?askeri ve politik bir odak? haline getirişlerdi.
MGK?dan önce, aralarında kuruluş ve yetkiler bakımından benzerlik bulunan ?Milli Savunma Yüksek Kurulu?(MSYK) vardı. l949 yılında kurulan MSYK, ?Devlet işlerinin en başında gelen topyekun milli savunma görevlerini yerine getirmek üzere? kurulmuştu. 1961 anayasasında MGK, ?Milli Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcılık etmek üzere, gerekli temel görüşleri Bakanlar Kurulu?na bildirir? şeklini almıştır. 1962 yılında çıkarılan MGK Genel Sekreterliği Kanunu?nun gerekçesinde, ?İkinci Dünya Harbi?nden sonra ileri memleketlerin benzeri teşkilatları üzerinde yaptıkları revizyonlar ve bu konuda MSYK?nun 10 senelik tatbikatından elde edilen tecrübeler de dikkate alınmıştır. Bu suretle bu tasarı, devletin maddi ve manevi bütün varlıklarının her türlü tecavüzlere karşı korunması ve yüceltilmesi amacıyla takip edilecek politika, prensip ve planların tespiti işleri ile bu konudaki hazırlık ve çalışmaları tanzim edecek esasları derlemiş bulunmaktadır? denilmiştir.
12 Mart 1971?de yapılan anayasa değişikliğiyle ?MGK, Milli Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiye eder? şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 1982 Anayasasının özüne sindirilen Milli Güvenlik Kavramı, MGK?nun görevleri içinde ve genişletilerek tarif edilmiştir. Buna göre ?MGK, devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulaması, ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınması zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca ?öncelikle dikkate alınır? şeklinde tarif ve tespit edilmiştir. Böylece, MGK?nın yetkileri ?iç ve dış güvenliğin? sınırlarını da aşacak biçimde genişletilmiş ve ülkenin her türlü sorunuyla ilgilenebilen bir kurum niteliğine kavuşturulmuştur. Kararları da öncelikle uyulması zorunlu kararlar? haline gelen Kurul, ülkenin her sorunuyla ilgilenmeye, kararlar almaya, günlük politikayı günü gününe izlemeye ve ayda bir düzenli toplantılar yapmaya başlamıştır.
12 Eylülcülerin mevcut devlet biçimini yetkinleştirme çabaları ise, egemen ulus ve devlet şovenizminden kaynaklanan Türk siyaset tarzına uygun düşen ?milli devlet-güçlü iktidar?, kavramlarına; Kemalizmin bürokratik ve militer geleneklerine; tekelci sermayenin siyasal tercihlerine ve daha somut biçimlerinin benzer ülkelerde görüldüğü gibi ?Milli Güvenlik Devleti? ideolojisine uygun düzenlemeleri içermiştir. Bu bakımdan, 1982 Anayasası bir tür ?Milli Güvenlik Anayasası? olarak hazırlanmış, anayasada tanımlanan Milli Güvenlik İdeolojisi tüm yasalara ve anayasa ile oluşturulan bütün kurumlara girmiştir. Anayasada tanımlanan ?devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü? diye başlayan bir söylem, MGK?nun ve tabi ki devletin resmi ideolojisi ve siyaseti haline getirilmiştir.
TC devletinin tarihsel süreci ve geleneksel yapılanması düzeyinde fonksiyonel olarak sürekli geliştirilen ve yetkinleştirilen bir anayasal kurum haline gelen MGK?nun konumunu somut olarak belirlemek gerekirse şunlar özetlenebilir: a)Gerek bürokratik ve askeri yapısıyla ve gerekse meclis ve hükümet üstü yetkileriyle devlet içinde oligarşik bir nitelik kazanmıştır. b)Kısa zamanda yasama, yürütme ve hatta yargının üstünde olan, devletin güvenlikle ilgili tüm gizli kararlarını alan, en dar, en yetkili ve gerçek erki elinde bulunduran bir kurum hilene gelmiştir. c)Ordunun devlet içindeki özerk yapısıyla da örtüşerek ?demokratik parlamenter sistem? bakımından hiç bir şekilde izah edilemeyecek Milli Güvenlik Devleti?ne özgü bir sistemin yürütme gücünü oluşturmuştur.
Çalışmalarında ve teşkilatlanmasındaki gizlilik statüsü nedeniyle MGK?nın kurumlaşmasının gerçek boyutu bilinmemekte, ayrıca kurum üzerinde idari, mali ve siyasi hiçbir denetim yapılamamaktadır. Kurumun üzerinde sadece ordunun ve dolayısıyla Genelkurmayın etkisi süreklidir. Demirel?in ?Kuruluşundan beri devletin hafızasıdır. Devletin güvenliğini ilgilendiren her şey onun gizli kararlarında mevcuttur? dediği Milli Güvenlik Kurulu rejime adeta bir ?gizli askeri devlet? veya ?Milli Güvenlik Devleti? ya da son yıllarda yaygın şekilde kullanılmaya başlayan ? Derin Devlet? niteliği kazandırmaktadır. MGK, hükümetin ve parlamentonun üstünde ?devletin kaderinde? söz sahibi olan fakat, hiçbir siyasal sorumluluk taşımayan ?bürokratik bir üst kurum? niteliğindedir ve devlet işleri esas olarak bu Kurul tarafından yürütülmektedir.
MGK bünyesinde kurulan çok sayıdaki birimlerden iki tanesi önemlidir. Bunlardan biri, Milli Güvenlik Akademisi?dir. Millî Güvenlik Akademisine, ?General/Amiral veya en az yarbay rütbesinde bulunan subaylar ile Genel ve katma bütçeli dairelerle kamu kurum ve kuruluşlarında müsteşar, büyükelçi, elçi, müsteşar yardımcısı, vali, vali yardımcısı, kaymakam, genel müdür, genel müdür yardımcısı, bölge müdürü, işletme müdürü, daire başkanı ve emsali görevlerde bulunan veya sayılan bu görevlere atanmaya aday durumunda olanlar? kabul edilmektedir. Akademiye katılacak ?Sivil Müdavimler?in seçimi MGK Genel Sekreterliği tarafından yapılarak Genelkurmay Başkanlığına bildirilmektedir. Akademi gerek siviller ile askerler arasında kurulan somut ilişkiler ve gerekse eğitilen sivillerin görevlerini milli güvenlik ideolojisine göre sürdürmeleri ?derin devlet? ilişkilerinin bir biçimini oluşturmaktadır. İkincisi de, Kriz Yönetim Birimi?dir. Bu birimle MGK, ülkede ?sivil yönetim ve otoritenin? temsili görünümünün arkasında ?gerçek yürütme gücünü? temsil eder gibidir. Çünkü, anayasaya göre yürütmeyi temsil eden Hükümet, bu yasa ile ülkede ortaya çıkan ve çıkabilecek her türlü kriz durumunun yönetimini ve çözümünü MGK?na devretmiştir.
Milli Askeri Stratejik Konsept(MASK) ve Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi(MGSB), milli güvenlik devletlerinde ordunun devleti ve toplumu yukarıdan aşağıya doğru denetleme fonksiyonuyla ilgilidir. Çünkü bu tür devletlerde ordu bir siyasal odak/parti gibi davranmakta ve ordu, devlet içindeki özerkliği nedeniyle günlük hayatın her alanına müdahale edebilmektedir. Dolayısıyla ordu gerçek gücü daima elinde bulundurmakta, mecliste grubu bulunan partiler ise askeri vesayetçiliği ve icazetçiliği kendilerine meslek edinmiş bir tarzda siyaset yapmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye?de Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan MASK?ler çerçevesinde hazırlanan ve MGK kararları haline gelen MGSB?leri, parlamentoyu, hükümeti ve devletin tüm kurullarını bağlayıcı nitelikte bir ?gizli anayasa? niteliğindedir. MGSB, devletin bir tür gizli anayasası olarak yenisi hazırlanana kadar yürürlükte kalmakta, yasama, yürütme, yargı başta olmak üzere devletin tüm kurum ve kuruluşları bu belgeye göre faaliyet sürdürmektedirler.
Türkiye, üyeliğe kabul edildiği günden beri NATO?nun tüm askeri ve politik stratejik, taktik konseptlerinin muhatabı ve asli unsurudur. Bu nedenle Türkiye 1952 yılından beri ulusal güvenlik stratejilerini ABD ve NATO stratejik konseptlerine göre oluşturmaktadır. NATO?nun Yeni Stratejik Konseptleri ve buna bağlı olarak üye ülkelerin MASK?leri ulusal ve uluslararası tehditleri ve bu tehditlerin önceliklerini saptamaktadır. Gerek MASK ve gerekse MGSB, NATO?daki konsept değişikliklerine göre her seferinde yeniden düzenlenmekte, yani güncelleştirilmektedir.
MİLLİ GÜVENLİK DEVLETİ “ için “ilk yorum ”
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?



ya kardeşim kısa dedik bide uzun yazsaydık ne çıkacaktı acaba vöh be bu ne büle isan kısa yazar biraz