İktibas dergisi Ocak-2007 sayısı çıktı
Ocak 1, 2007
İKTİBAS, elinizdeki sayı ile birlikte 25. yayın dönemine girmiş bulunuyor. Bu, çeyrek asır demektir. Bizleri bu noktaya ulaştırdığı için Rabbimize sonsuz kereler şükrediyoruz. Bu dergi, O’nun rızasını umarak, başkaca hiçbir beklenti içine girmeden çıkmaya başladı ve bizler de aynı amaçla bu yayını sürdürmeye çalışıyoruz. Bizler İKTİBAS olarak, bu 25 yıllık uzun ve yorucu koşuda, bildiğimiz doğruları sizlerle paylaşmak istedik ve bu konuda elimizden geleni de yapmaya çalıştık. İKTİBAS, sizlerin de yakinen bildiği gibi, temel işlevi ‘fikir vermek’ olan bir dergi olarak yayın faaliyetini sürdürmektedir. Çıkar kaygısı gütmeden, kişileri değil Allah’ı razı etmeyi amaçlayarak yürüttüğümüz bu faaliyetin bunca yıldır devam ediyor oluşunun temel nedeni de, elbette ki sağlam düşünsel temellere dayalı olarak yayın yapılıyor olmasıdır. İKTİBAS, bugüne kadar, heyecanlara prim veren bir dergi olmadı ve Allah’ın izniyle bundan sonra da olmayacak. İKTİBAS, doğruların kılıcı kendisini kesse dahi, doğrudan ayrılmamayı ilke edindi ve Allah’ın izniyle bundan sonra da böyle olacak. İKTİBAS, bildiği bir doğru varsa onu yazmaktan asla çekinmedi ve bundan sonra da Allah’ın izniyle böyle olacak. Okuyucularımıza ve bütün kamuoyuna şu hususu bir kez daha duyuruyoruz ki, doğrular, bütün müminlerin malıdır. Biz de varsa, bunları başkalarına ulaştırmak bizim görevimizdir, siz de varsa bunları bize ulaştırmak sizin görevinizdir. Aynı şekilde yanlışlar da, bir an önce kurtulmamız gereken şeylerdir. Yanlış biz de varsa, bizi uyarmak sizin görevinizdir, siz de varsa, sizi uyarmak bizim görevimizdir. Bu bilinçle hareket eden İKTİBAS, bugüne kadar okuyucusundan gelen uyarıları da dikkate almıştır ve bundan sonra da almaya devam edecektir.
Aziz okuyucularımız,
25 yıllık yayın faaliyeti döneminde İKTİBAS, bilhassa Tevhidi düşüncenin safiyeti konusundaki titizlenmesi ve kitlelerin farklı yönden esen rüzgarlar karşısındaki savrulmalarından etkilenmeyip, tevhidi duruşunu korumaya gösterdiği özen ile dikkatleri çekmiştir. Bu değerlendirmeyi, farklı kesimden bir çok kişinin yaptığını da burada zikretmek istiyoruz. İKTİBAS, demokrasi kavramının ortalığı kasıp kavurduğu dönemlerde, bu kavramın ‘hevaya tabi olmak’tan başka bir anlamı olmadığına vurguda bulunmuştur ve büyük kitlelerin savrulduğu bu noktada tevhidi duruşunu korumasını bilmiştir. Yine kitlelerin şirke bulaşmasının sorumlularından olan tasavvuf kavramını da, hiç kimsecikler bu konuda eleştiri yapmayı düşünmezken bile, tevhid açısından eleştirmiş ve bu noktadaki kararlı tutumunu da sürdürmesini bilmiştir. Konjonktür değişip de demokrasi tartışması yerine bu kez ‘özgürlük ve insan hakları’ kavramlarının popülerleştiği dönemlerde de, tıpkı demokrasi kavramına karşı gösterdiği hassasiyeti bu kavramları da tevhidi açıdan eleştirerek göstermiştir. Yine siyasi bilinç noktasında ciddi sorunları olan kitlelerin ayaklarını kaydıran ‘hoşgörü ve diyalog’ kavramlarını da net ve tutarlı biçimde eleştiren ve bu bağlamda yapılan Konsilvari çalışmaları da deşifre edip, kamuoyunun bilinçlenmesine yardımcı olan da yine İKTİBAS’tır. Bu ve benzeri pek çok konuda İKTİBAS’ın, (bazılarının ketmetme gayretlerine rağmen) genel Müslüman kamuoyunun bilinçlenmesinde azımsanmayacak katkıları olmuştur. Ve vicdan sahibi kişiler, zaman zaman bu gerçeği bizlere de iletmektedirler. Peki bütün bu netameli konularda İKTİBAS, nasıl olup da doğru çizgiden ayrılmayıp kararlı tutumunu sürdürebilmiştir? Bu sorunun tek cevabı şudur: bu sonuç, doğrunun (yani Hakk’ın), evet sadece doğrunun izinden gitme kararlılığı sayesinde hasıl olmuştur. Aynı sonuca, aynı tavrı gösterebilen herkes de ulaşabilir. Kim Hakk’a tabi olursa, El-Hakk olan, ona yardım edeceği sözünü vermektedir. Çok şükür ki, bizler, Rabbimizin bu sözünün, başka kullarında görüldüğü gibi, İKTİBAS örneğinde de gerçekleştiğini görüyoruz ve bu yüzden O’na hamd ediyoruz. Ve bütün Müslümanlara da, bu yolu takip etmelerini, bu uğurda güçlerinin son kertesine kadar çalışmalarını salık veriyoruz. Kim Hakk’ın yolunda yürürse, o, asla kaybedenlerden olmayacaktır, diyoruz.
Değerli okuyucularımız,
Bu ilkeler ışığında yürüttüğümüz yayın faaliyetinin 25. yılının bu ilk sayısında, gündemin öne çıkan üç maddesini YORUM bölümünde değerlendirmeye çalıştık. Bunlardan ilki, Saddam’ın asılarak idamıydı. Yapılan pek çok duygusal yorumun aksine, biz, Amerika’nın onayıyla gerçekleşen bu idamın ardındaki muhtemel nedenleri irdelemeye çalıştık ve bu idamın, zulümle abad olunmayacağını bir kez daha gösterdiğine dikkatleri çektik. Ayrıca zulme ortak olanların iktidarının kalıcı olamayacağını, halkından destek almayan rejimlerin er veya geç çökeceğini de vurguladık. İkinci konu ise, Filistin’de meydana gelen son gelişmelerdi. Özerk Yönetim’in başkanı Mahmut Abbas, erken seçime gidilmesi yönünde bir karar aldı ve bunun ardından Hamas ve FKÖ çatıştı. Aslında sistem-içi kanalları kullanarak iktidara gelen Hamas’ın, sistem-içi bir aktör olma yönünde, kendisinden beklenildiği ölçüde yeterlilik gösterememesi üzerine, bu tür bir ‘darbe’nin gerçekleşebileceği bekleniyordu. Zira ipler, hükümeti feshetme yetkisi olan Abbas’ın elindeydi. O da, şartları uygun gördü ve böyle bir karar aldı. Bize göre, bu karar, olabilecek doğal sonuçlardan biriydi. Fakat bu kararın gösterdiği açık gerçek de şuydu: Bölgede İslam adına mücadele verdiğini söyleyen gruplar, mücadelenin ‘liderliği’ni ele geçirecek şekilde doğru stratejiler takip etmedikçe ve iç zaaflarını halletmedikçe, Filistin’de beklenildiği şekilde İslami mücadelenin başarıya ulaşması zordur. Yorumumuzda bu hususun altını çizmeyi gerekli gördük. Üçüncü konu ise, BM’nin, İran’ın nükleer programını sürdürmesi nedeniyle, İran’a yönelik ticari yaptırımlar uygulanması kararı almasıydı. Bu karar da, aslında Amerika’nın bir süredir uyguladığı politikanın gereği olarak alınmıştır. Bu politikada, konjonktürel şartlara göre, sık-gevşet taktiği uygulanmaktadır. Bu aşamada, öyle görünüyor ki, ’sıkma’ yönündeki uygulama devrededir ve İran üzerindeki ‘baskılar’ artacaktır. Fakat bunu, kısa vadede bir askeri müdahalenin başlatılacağına yormamak da gerekir. Çünkü şartlar henüz bunun için olgunlaşmamıştır. KAVRAM bölümünde ise, Hakk’ı işledik. Allah’ın isimlerinden biri olan Hakk’ın, onun kelamı için de geçerli olduğunun altını çizdik ve Kur’an’ın, bizatihi hakikat olduğunu, hidayete ulaşmak isteyenlerin ona tabi olması gerektiğini, bunun dışındaki ideoloji ve dinlerin sapkınlıktan başka bir şey olmadığını vurguladık. Ayrıca bu kavramın, ‘insan hakları’ nosyonunda ifadesini bulan ‘haklar’la hiçbir ilişkisinin olmadığına, bilakis kulun yerine getirmesi gerekli ‘ödevlere’ işaret ettiğine dikkatleri çektik. DÜŞÜNCE yazıları bölümünde, Arif Kaya, “On İki Yıl Sonra” başlıklı yazısında, rahmetli Ercümend Özkan’ı ve İktibas’ı değerlendirdi. Mukaddes Özkan, özgürlükçü düşüncenin toplumda açtığı yaralara dikkat çektiği yazısında, İslami yaşam tarzından uzaklaşmanını kaçınılmaz sonucu olarak, toplumun dejenerasyona ve musibetlere uğradığını vurguladı. Atasoy Müftüoğlu ise, siyasi bilinçsizlik ve ufuksuzluk nedeniyle sorunlarına çözüm bulamayan İslam dünyasında, Müslümanların sorumluluklarının ve potansiyellerinin farkına varması durumunda ümitvar olunabileceğine dikkat çekti. Hüseyin Alan ise Saddam’ın idamından sonra erkeklik gösterisinde bulunanların, Amerika’ya zulmünde ortak oldukları için, benzer bir akibetle karşılaşabileceklerine işaret etti. ÇEVİRİ bölümünde Kamil Cengiz, Türkiye’nin AB üyeliğinin önemine değinen ve Irak Savaşı’nın Amerika için kazanılmış bir muhabere olmadığını savunan iki yazıyı sizler için tercüme etti. LOKAL ETKİNLİKLERİ bölümünde, Erhan Aktaş’ın “Kur’an Meallerinde Anlayış Faktörü-II”, M. Kürşad Atalar’ın, “Post-modernizm: Modernitenin Mistikleşmesi” ve Ali Kaçar’ın “Lübnan’ın Dünü ve Bugünü” başlıklı konuşmalarının özetini bulabileceksiniz. SANAT-EDEBİYAT bölümünde, Ali Murat Güven’in, madalyon.gen.tr’de yayınlanan “Fatih Sultan Mehmet ve Kont Drakula” adlı yazısı ile M. Atilla Maraş’ın “Batı Haberleri” ve Murat Kirişçi’nin “Ahiret Yolculuğu” adlı şiirlerini bulabilirsiniz. MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde cihada katılanlar ile katılmayanlara verilecek karşılığın ne olduğu ve hadisler bağlamında sünnetin şer’i bir kaynak-olup olmadığı yönündeki sorularınızı cevapladık. GÜNDEM bölümünde ise, geçtiğimiz ayın önemli konu başlıklarına ilişkin haber ve yorumları bulabileceksiniz. Umuyoruz ki beğeneceksiniz.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


