Abbas cuntası
Aralık 20, 2006
İşgalci Siyonist devlet ve onu himaye eden uluslar arası emperyalizm Filistin’deki HAMAS hükümetinin ekonomik ambargo yoluyla çökertileceğini ve kendi isteğiyle çekilmek zorunda kalacağını umuyordu.
O durumda HAMAS’ın siyasi alanla ilgili tüm faaliyetlerinin etkisiz hale gelmesi, sonra kademeli bir şekilde köşeye sıkıştırılması ve böylece marjinalleştirilmesi bekleniyordu. Fakat HAMAS hükümeti baskılara boyun eğmeyerek sürekli çözüm arayışı içinde olmayı tercih etti. Ambargonun kırılması amacı ise bu arayışın ana eksenini oluşturuyordu.
HAMAS gerek ambargoyu kırmak, gerekse Filistin cephesini güçlendirmek için ulusal ittifak hükümetini de bir formül olarak her zaman gündeminde tuttu. Tek başına hükümet kurmasına fazlasıyla yetecek çoğunluğu elde etmesine rağmen seçimden hemen sonra ulusal ittifak hükümeti kurma çabalarını başlattı ve hiçbir zaman bu formülü reddetmedi. Fakat bu konuda yapılan görüşmelerde sürekli önüne ABD-İsrail dayatması olan üç şart kondu: İsrail’in tanınması, 1993 Oslo İlkeler Anlaşması’yla başlayan süreçte imzalanan tüm anlaşmaların kabul edilmesi, silahlı kanadın dağıtılması. HAMAS bu şartları kabul etmenin kendini inkâr etmek ve sürdürdüğü mücadeleyi haklı kılan gerekçelerin başta gelenlerini ortadan kaldırmak anlamına geleceğini biliyordu. Dolayısıyla kabul etmesi mümkün değildi. Gerçek böyle olduğu halde görüşmelerdeki tıkanmalar sürekli belli isimler veya makamların paylaşılmasındaki anlaşamamadan kaynaklanıyormuş gibi yansıtıldı.
Siyasi alanda bunlar yaşanırken Başbakan İsmail Heniyye’nin önemli bir diplomatik atak yapması onun hükümetini boğmaya çalışan güçleri rahatsız etti. Çünkü elde edilen sonuçlar ambargonun kırılması anlamına geliyordu. Biz elde edilenleri geçen Cumartesi yayınlanan yazımızda özetle verdiğimizden tekrarına gerek görmüyoruz. O yazımızı Web sitemizden de okuyabilirsiniz.
Heniyye’nin atağı ve elde edilen sonuç iki yönden anlam taşıyordu. Birinci olarak, işgalci Siyonist devletin ve onu himaye eden emperyalist güçlerin ekonomik baskılarının sonuç vermediğini, ekonomik kuşatmanın artık yarıldığını, bu amaçla örülen duvarın ciddi şekilde su almaya başladığını ortaya koyuyordu. Kuşatmanın yarılması ise zamanla tamamen etkisiz olması sonucuna götürecekti. İkinci olarak, HAMAS, ilkelerinden taviz vermeyerek, önüne konan üç şartın hiçbirini kabul etmeyerek bu çözümü bulmuştu. Bu ise onun ilkelerine sahip çıkma kararlılığını koruyabildiğini gösteriyordu. Kararlılığını koruyarak başarılarını sürdürmesi durumunda arkasındaki halk desteği artacak ve işgalci Siyonist devlet bu kez kendisiyle pazarlık masasına oturan, onu meşru kabul eden bir tarafla değil, bunu reddeden çetin bir tarafla uğraşmak zorunda kalacaktı. HAMAS’ın Filistinli tutsakların serbest bırakılması talebi yerine getirilmediği sürece elindeki esir işgalci askeri bırakmamakta ısrar etmesi de Siyonist saldırganların onunla uğraşmalarının ne kadar zor olacağını göstermesi açısından zikre değer.
Bütün bu sebeplerden dolayı HAMAS hükümetinin başarılı ataklarının önünün kesilmesi için mutlaka bir şeyler yapılması gerekiyordu. Onun halkın değerleriyle bütünleşen çözüm formüllerinin tutması ve ekonomik kuşatmanın yarılması durumunda iş daha da zorlaşacaktı.
İşgalci Siyonistler Kasım ayı başında Beyti Hanun’a yönelik olarak başlattıkları Güz Bulutları Operasyonu’nun bir benzerini planlamak istemediler. Çünkü mücahitlerin kararlı direnişleri, bir bayan milletvekilinin organize ettiği iki bin hanımın kahramanca mücadelesi, biri 18 diğeri 64 yaşında iki bayanın gerçekleştirdiği şehadet eylemleri saldırganların gözlerini korkuttu. Güney Lübnan’da karşılaştıkları sonucun bir benzerine doğru gittiklerini gören saldırganlar askerlerini çekip uzaktan haince top ve füze saldırıları düzenleyerek savunmasız insanları katletme yoluna gittiler. Ama buradaki direniş ve özellikle Güney Lübnan yenilgisinin oluşturduğu psikolojik hava, işgalcileri sürekli askerî formüllere başvurma konusunda daha ihtiyatlı davranmaya zorladı.
Bu durumda işgalci saldırganların işlerini rahatlatacak oyun, Filistinliler arasında fitne çıkarmak, onları birbirine kırdırarak zayıf düşürmek ve mevcut hükümetin başarılı ataklarının önünü kesmek olacaktı. Bu sebeple fitne oyununun sahneye konması daha İsmail Heniyye ülke dışındayken başladı. “Neden birileri bu oyuna âlet olabiliyor, onlar Filistinli ve Filistin davasının bir parçası değil mi?” diye sorulabilir. İnşallah bu sorunun cevabını müteakip yazımızda vermeye çalışacağız.
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


