„Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim“ Paneli Yapıldı

Aralık 10, 2006

  Özgür-Der’in düzenlediği „Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim“ başlıklı Panel, Bayrampaşa Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Panel süresince Çeçenistan yararına yemek kermesi ve Çeçenistan’la ilgili bir resim sergisi de düzenlendi.
Murat Özer’in yöneticiliğini üstlendiği oturumlar Kur’an’ı Kerim okunması ve Mehmet Pamak’ın selamlama konuşmasıyla başladı. „Milli Eğitim Sistemi Nasıl Bir İnsan Tipi Yetiştirmeyi Hedefliyor?“ konulu ilk oturumda Öğretmen-Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi konuşmasına „Resmi ideolojiyle hesaplaşmadan özgürlükçü bir hedef ortaya konamaz“ tespitiyle başladı. Kamusal Eğitim’in sadece öğrencileri değil aileleri de biçimlendirmek ve tektipleştirmek amacıyla düzenlendiğini ifade eden Tanrıverdi, bireye, aileye ve topluma özgüven yitimi aşılandığından bahisle, üç kutsalın toplumun şekillenmesinde başat unsurlar olduğunu vurguladı. Bunları ‘Ulus’, ‘Devlet’ ve ‘Devlet başkanı’ olarak sıralayan Tanrıverdi, tevhidi tedrisatın uygulanmasını 1947 öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırdı. İlkini din dışı, ikinci dönemi ise 60’lardaki anti-komünist duyarlılığın kışkırtılması için dinin devletin belirleyiciliğine sokulması olarak tanımlayan tebliğci, alternatif üretimlerin gerekliliğine vurgu yaptı.
Müzakereci Gülsüm Alpay, Egemenlerin öğrencileri sorgulamayan, herhangi bir talebi olmayan nesnelere çevirmek istediğinden bahisle, bu durumun eğitimciler için de geçerli olduğundan bahsetti. Apolitizasyonun gençleri bencil, tektip, tecrit edilmiş bir itaat kültürüne soktuğunu ifade eden Alpay, başörtüsü direnişlerinin fıtrata tabii olmayı ve militarizme karşı çıkmayı öğretmekle kalmayıp, ‘İtaat etmeme kültürünü“ de beraberinde getirdiğinden söz etti.
İkinci müzakereci Ersoy Göveç ise konuşmasına Askeri okullar, YÖK vb kurumların tevhidi tedrisata aykırı oldukları tespitiyle başladı. Çokkültürlü eğitim sisteminin gerekliliğine vurgu yapan Göveç Yeni Öğretim Yılı Programında teorik olarak pekçok olumluluğun bulunduğunu, ancak bunların pratiğe yansımadığını belirtti. Bu programda şartlandırılmaya karşı ve sorgulamayı ön plana çıkaran maddelerden örnekler verdi. Derslerin ve ders kitaplarının niteliksizliğine vurgu yapan Göveç, üniversite sınavında somut bilgiler istendiğini ancak mevcut eğitimin bu mantıkla çeliştiğini vurguladı. 8 yıllık eğitimin yol açtığı sorunlardan da bahseden Göveç, cinsel taciz ve sorunlu öğrencilerin kurban edilmeleri konularına da değindi. „Nasılsınız?“ diye soran eğitimciye „Sağol!“ diye cevap vermenin askeri bir ritüel olduğunun üzerinde duran konuşmacı „Haydi Kızlar Okula“ diyenlerin Başörtülüleri yok saydığını da vurguladı.
„Eğitimde Ulusal Sembol Fetişizmi ve Yol Açtığı Zihinsel Kirlilik“ başlıklı ikinci oturumun tebliğcisi Kenan Alpay idi. Alpay konuşmasının genelinde „Ulu Önder“, „Ulus vatan“, „Ulus Bayrak“, „Ulusal Marş“, „And“ ve „Anıt Kabir“ fetişizminden örnekler verdi. Bütün bu ögelerin yegane amacının yarı ilah bir kişi kültü üzerinden ilkelerin, resmi ideolojinin ve devletin bekası olduğunu vurgulayan Alpay, törensel seküler ayinlerden tarihsel ve çağdaş örnekler sundu. Alpay 10 Kasım’ı „bitmeyen ulusal matem“, anıtkabiri „modern türbenin seküler ayin yeri“ ve „ebedi şefin ebedi istirahatgahı“ gibi nitelemelerle betimlerken, ulusun ve ulus devletin inşasında bütün bunların ifade ettiği anlamlar üzerinde durdu.
Abdurrahman Arslan ise, ulus devletin aynı zamanda toplumun kendi kendisine tapınmasını ifade ettiğinden bahisle, iktidar ve iktidarın bilgiyi sunma biçiminin ve bilginin bedenleştirilmesinin arka planındaki Alpay’ın belirttiği hususların felsefi anlamlarının yattığını belirtti. Bu içkinliğin müslümanlar tarafından iyi irdelenmesi gerektiğinin altını çizen Arslan Ulus devletin „Kurtarıcı“, „Bayrak“ ve „Toprak“ olmak üzere üç sacayı olduğunu vurguladı. Pedagojinin ideolojileştirilmesi konusuna önem verilmesi gerektiğinden de söz eden Arslan, Ulus’un sadece sembollerle değil, vecd halini kuşanarak yeniden üretildiğini ve bu üretimin bugün bütün yeryüzünü kapladığını şu ifadelerle özetledi: „Yeryüzündeki bütün zulümler bu kutsal bayrağın altında, kutsal toprağın üstünde ve kurtarıcı adına yapılıyor“ dedi.
Mesut Onat ise aynı sıkıntıların Kürtlerin modernleşmesinde de yaşandığını, İslam öncesi Milli tarihe dayanan algılar üretildiğini vurguladı. Sembollerin soyut değil somut, dokunulabilir olduğunu vurgulayan Onat, sembollerin kollektif duyargalar ürettiğini belirtti. Semboller uğruna can verilmesinin istendiği olgusuna değinen Onat Ders kitaplarındaki bilgilerin içselleştirilmesinin fıtratı bozduğuna ve dünyevileşmeyi artırdığına dikkat çekti.
Pink Floyd Grubunun bir dönem İngiltere’de yıllarca yasaklanan The Wall parçasının klibinin sinevizyon gösterisi olarak sunulduğu kısa aradan sonra „Yakın Tarihin Yeniden İnşası, İnkılap Tarihi ve Militarizmin Okullardaki Uzantısı Milli Güvenlik Dersi“ başlıklı üçüncü oturuma geçildi. Tebliğci Abdurrahman Dilipak „okula karşı, öğretimden taraf“ olduğunu belirttiği konuşmasında, toplum mühendisliği politikaları ile sistematik olarak cahiller üretildiğinden bahsetti. Ulusalcılık’a karşı ne globalizmin ne de lokalizmin çözüm olamadığını eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini belirtti. Dil’in bu husustaki önemine de değinen Dilipak, Hak arama bilincinin de öğretildiği muhalefet bilgisine ihtiyaç olduğundan söz etti. Kemalist ütopyanın başarısızlığına vurgu yapan konuşmacı, din derslerinde ayet ve hadislerden daha fazla M.Kemal’in sözerine yer verildiğini belirtti. Arşivlerin açılmasının gerekliliğini de gündeme getiren Dilipak, geleceğin inşasında geçmişten alınacak derslerin önemli bir yeri olduğunu vurguladı.
Zehra Türkmen Milli Güvenlik Derslerinin tarihçesine değindikten sonra okulların askeri kışla mantığıyla örgütlendiğinden bahsetti. Müfredatını genelkurmayın belirlediği Milli Güvenlik derslerinin 28 Şubattan bu yana kapsamının genişletildiğini, liselere en yakın ordu kumandanlarının bu işi üstlendiğini belirtti. Öğretmenlere siyaset yasaklanmışken, bu derslerde siyaseti yalnız askerler bilir mantığıyla toplumu militarize etmeye yönelik güncel siyasi meselelere değinildiğini vurguladı. Akademik araştırmalarda Milli güvenlik dersi kitaplarıyla ilgili olarak insan haklarına aykırı faşizan, batıl hurafelerle dolu bilgilerin yer aldığının tespit edildiğini belirten Türkmen, bazı liselerdeki Milli güvenlik derslerinde yaşanan zulümlerden bahsetti. „İç düşman“ olarak nitelenenlerin onurlu muhalifler olduğunu vurgulayan Türkmen konuşmasını „Cuntaya Hayır Eğitime Özgürlük“ diyerek tamamladı.
Oktay Altın bütüne yönelik toptan eleştiriler ortaya koyarken, parçaların ihmal edilmesi riskinin olduğunu, parçalara vurgu yapılmasının arkasında durma sorumluluğunu serdedeceğimiz talepler oluşturacağını belirtti. İnkılap Tarihi kitaplarındaki Türk tarih tazinin daha çok Tatar Kökenli Türk tarihçiler tarafından üretildiğini belirten Altın, bunlar arasında Zeki Velidi Togan ve Yusuf Akçura’nın isimlerini saydı. Türk Ocakları yerine kurulan Türk Tetkik Cemiyetinin ve bir ilki ifade eden „Türk Tarihinin Ana Hatları“ kitabının önemli olduğunu vurgulayan Altın, bu çabanın bir nesli inşa etmenin aracı olduğunu ama zanni ve dogmalarla dolu, bilimsellikten uzak yaklaşımları içerdiğini belirtti.
„Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin Eğitim Sistemindeki İşlevi“ başlıklı son oturumun tebliğcisi Beytullah Emrah ise, ‘Eğitime Pedagojik Yaklaşım’ söyleminin koca bir yalan olduğunu belirttikten sonra, ideolojik eğitim politikalarının 1924-50 arası, 1950-80 ve 1980’den günümüze olmak üzere üçe ayrıldığından bahsetti. İlk 5-6 yılın ardından 1930’lu yıllardan itibaren din yerine „Türk Ahlakı“ derslerinin oluşturulduğunu, 50’lerle birlikte Diyanet İşlerine kitap bastırılarak Din Kültürü ve Ahlak Dersi adı altında seçmeli olarak okutulduğunu vurguladı. 50-80 arası ders kitaplarının sünni-hanefi ilmihal bilgileri sunduğunu belirten Emrah, bu kitapların içeriklerinden bahsetti. 1980 sonrası yapılan iki önemli din eğitimi seminerini geniş bir tarzda konu edinen Emrah, bunlardaki ortak vurgunun „Bölünmez bütünlüğün din eğitimi ile sağlanması“ olduğunun altını çizdi. Vatan, millet, bayrak, bucak, gazi, şehid gibi kavramların bu seminerlerde kutsal ilan edilerek, mevcut politikaların çimentosu haline getirildiğini belirten Emrah’tan sonra söz alan Mustafa Aldı, din eğitimi ve dini eğitimi birbirinden ayırarak, sistemin asla dini eğitim verme amacında olmadığını belirttikten sonra ‘Cumhuriyet Çocuğunun Din Kitabı’ başlıklı kitabın müellifi Muallim Abdulbaki (Gölpınarlı) den itibaren din dersi kitapları ve din eğitimi politikaları hakkında tarihsel arka plana vurgu yaptı. 1939’da kaldırılan din derslerinin köyler için geçerli olmadığını belirten Aldı, 1947’den itibarense din dersi politikalarındaki değişimin uluslararası arenaya bağlı olarak gündeme geldiğini vurguladı. Recep Peker, H. Suphi Tanrıöver, Sebilürreşad ve Şemsettin Günaltay üzerinden sunduğu örneklerle seküler milliyetçiliğin anlam boşluğuna alternatif üretimlerin tartışmalarından örnekler sundu.
Son müzakereci Arif Çifçi 80’li yıllardan itibaren yükselen İslami hareketliliğin devlet politikaları üzerindeki etkilerinden bahsettikten sonra 2001 yılında eğitimciler arasında yapılan bir araştırma anketinden çarpıcı sonuçlar sunarak müzakeresini tamamladı.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?