Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim Sistemi ve Din Eğitimi
Aralık 4, 2006
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İlkav) tarafından “Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim Sistemi ve Din Eğitimi” paneli düzenlendi.Kocatepe Kültür Merkezi’nde yapılan panelde ilk olarak, Kur’an-ı Kerim okundu. İlkav Başkanı Mehmet Pamak, panelde yaptığı konuşmada, Türkiye’de ahlâki ve kültürel yapıda büyük erozyon yaşandığını belirterek, bu durumun mevcut eğitim sisteminden kaynaklandığını savundu. İlkav Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Pamak, “Despot oligarşinin itaatkâr vatandaş yetiştirmek için eğitim sistemini bir araç olarak kullandığını belirterek, “Osmanlı’da batılılaşma ilk defa Harbiye, Mülkiye ve Tıbbiye gibi eğitim kurumları ile başladı. Bu kurumlarda yetişen, pozitivist batıcı eğitim almış kesimler ilk darbeyi 1908’de yaptılar. Bu dönemde batı karşısında ‘Batının sadece tekniğini alalım’ diyen kesimle, aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu ‘Hayır, her yönüyle batılılaşmalıyız’ diyen kesim arasında bir mücadele yaşandı. Sonunda batıcılar galip geldi. Bugünkü ulus devletini kurdular” diye konuştu.
“Devlet, ‘okul’u kendisine sorgulamaksızın tabi, uslu vatandaşlar yetiştirmek için bir atölye olarak görmüştür” diyen Pamak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu amaçla zorunlu ideolojik eğitim sistemi getirilerek, insanlar çocukluktan itibaren tek tipleştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye’de eğitimin sorunları tartışılırken, hep olayın teknik boyutu ele alınmaktadır. Oysa bir o kadar da önemli olan eğitimin sivilleştirilip özgürleştirilmesi, askeri vesayet altından kurtarılması meselesidir. Askerin kurduğu ve dayattığı ulus devlet, egemenliği altındaki halkı uluslaştırmak üzere yine kendisi tarafından tercih edilen resmi ideoloji ekseninde jakoben modernleşme projesini ortaya koydu. Zorunlu eğitim bu amaca hizmet etmektedir.”
„Yolsuzluk, fuhuş, uyuşturucu gibi toplumu kemiren olumsuzlukların mevcut eğitim sisteminden kaynaklandığını“ ifade eden Pamak, şu görüşleri savundu: „Generalleriyle, YÖK’le ve Cumhurbaşkanı ile İslâm’a ve Müslümanlara ‘irtica’ yaftasıyla saldırılmaktadır. Gelin, elinizdeki silahı, yetkileri bırakın. Şiddet değil, silah değil, düşünceler konuşsun. Birlikte özgürce tartışalım, özgürlüklerin yolunu açalım.“
Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi de, ulus devletin sürü kültürüyle hareket eden bir toplum istediğini, bunu gerçekleştirmek için de araç olarak okulları kullandığını dile getirerek, okullarda din dersi eğitiminin de verilmediğini söyledi. Tanrıverdi, “Bu halk sizden din dersi adı altında böyle bir eğitim istemiyor. Anavatan Partisi Milletvekili Züheyr Anber’in Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleriyle ilgili verdiği bir soru önergesine Milli Eğitim Bakanı, laikliğin dersin başlıca konularından olduğunu ve öğrencilere din dersi yoluyla laikliğin benimsetilmeye çalışıldığını söylemişti. Oysa bu halk sizden laiklik anlatmanızı değil, Kur’an, tefsir gibi dersler istiyor. İmam Hatip okullarına ve Kur’an kurslarına gösterilen ilgi de bunun göstergesidir” diye konuştu. Tanrıverdi, muvazzaf subaylar tarafından verilen milli güvenlik derslerinin de kaldırılması gerektiğini ifade etti. (Vakit)
ALİ DEĞİRMENCİ:İDEOLOJİK KUŞATMA VE BASKININ ÖZGÜRLÜKLERİ YOK ETTİĞİ BİR EĞİTİM SİSTEMİNDE YETİŞEN NESİLLERİN PANORAMASI
Resmi ideoloji öteden beri, okulları, eğitim-öğretim kurumlarını çocukların ve gençlerin, taze dimağların sakat bir toplum mühendisliği ekseninde biçimlendirildiği yerler olarak görmektedir. Onları, seküler ve materyalist bir zihniyet eşliğinde adeta tezgâhtan geçirmeyi, sisteme sadık köleler olarak yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bozulan insani iklim, öğretmenlerin de öğrencilerin de ifsadını yahut bir sorunlar yumağı içinde boğulmalarını getirmektedir. Gelinen noktada, eğitim-öğretim yoluyla bir toplum nasıl imha ve ifna edilir, sorusunun cevabı prova edilmektedir adeta. Kirli anlayışlar eşliğinde şekillenen bakış açıları ham bahçeyi hem bahçıvanı hem de yetişmesi beklenen çiçekleri zehirlemekte; ortaya insana dehşet veren sonuçlar, görüntüler, çirkinlikler çıkmaktadır.
Okul bir öğrenme, aydınlanma, ıslah yeri olması gerekirken; kolektif bir kirlenmeye, yozlaşmaya, yabancılaşmaya yol açmaktadır. Duyarlı aileler, sayılamayacak kadar çok nedenden ötürü, çocuklarını okula göndermekten korkar hale gelmişlerdir artık.
Eğitim-öğretime en az kaynak ayıran ülkelerden biri olan Türkiye’de yetersiz eğitim koşullarının da etkisiyle temel bilgilerin edinilmesi noktasında bile büyük açmazlar yaşanmaktadır. Bu cümleden olarak, liselere giriş sınavlarında son üç yılda yaklaşık 200 bin öğrenci, üniversitelere giriş sınavlarında ise her yıl ortalama 40 bin öğrenci sıfır çekmektedir.
Eğitim sisteminin ve medyanın meydana getirdiği kirlenme, artık ilköğretim çağından itibaren sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığına yol açmakta; zihinlerin yanı sıra gencecik bedenler de uyuşturulmaktadır. Birçok uygulama ile ahlaksızlık yaygınlaştırılmakta, çocukların ve gençlerin düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaşarak sisteme kravatlı ya da kurdelalı köleler olmaları beklenmektedir. Fuhuş, teşhircilik, çocuk pornosu, öğrenci-öğretmenlik ilişkilerindeki çarpıklık, satanizm gibi konularla ilgili çirkin haber ve görüntüler artık her gün karşımıza çıkmaktadır. Televizyonun, dizilerin, televole toplumu oluşturma çabalarının da etkisiyle çocuklar olumsuz tiplere özendirilmekte; şiddet ve çeteleşme olgusu okulların sıradan gündemi haline gelmeye başlamaktadır. Türkiye gibi geleneksel değerlerine bağlı hatta muhafazakâr olarak nitelendirilen bir ülkede bu olumsuzluklarla ilgili yüzlerce, binlerce olay yaşanmakta; bütün bunlar kitlesel imha silahları gibi gençleri her yönden uyuşturup tüketmektedir.
Özgürlüğe ve özgünlüğe değer atfedilmeyen böyle bir ortamda, şahsiyet ve fıtrat bozulması genelgeçer bir hüviyet kazanmakta, diğer taraftan milyonlarca insan “Aşağıdakilerden hangisidir?” sorusunun peşinde bir sürü psikolojisiyle yönlendirilmektedir. “Eğitim Şart!” sloganı; maç, maaş ve magazinden başka bir şey konuşmayan; yemekhane, yatakhane, abdesthane arasında bir hortum gibi dolaşan bir insan tipini öne çıkarmaktadır.
ayrıntılar
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


