Fütursuz Azgınlıklar
Aralık 4, 2006
Modern söylemin sloganlar ve yalanlar üzerine kurulu bir söylem olduğunu, modern sistemin de, yalnızca çıkarlar üzerine kurulu bir sistem olduğunu insanlık, modernlik adına gerçekleştirilen çok yönlü dayatmalar vesilesiyle nihayet öğreniyor. Modernlik adına sürdürülen ihtiraslar, bugün bütün dünyada istikrarsızlıkları çoğaltıyor. Dünyevi zevklerin, hırsların ve şehvetlerin belirleyici olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Günümüzde bireysel tutkuların sınırları olmadığı gibi, bu tutkuları denetleyebilecek değerler ve kurumlar da yok. Bugünün özgürlüğü, sorumsuzluk özgürlüğü, ahlaksızlık özgürlüğü olarak yayılıyor. Bugünün dünyası, iyi ile kötü’yü idrak edemeyen bir dünya durumuna gelmiştir. İktidar ve kâr hırsları, her tür iyi’yi ezerek ilerliyor. Sekülerleşme insanları yalnızlaştırıyor, ruhsuzlaştırıyor. Seküler birey yalnız başına yaşıyor, kendi kurallarını kendisi tayin ediyor. Modern/çağdaş birey, çıkar-merkezli tercihler yapıyor, çıkar-merkezli düşünceler ve ilişkiler geliştiriyor, çıkar-merkezli konumlar kazanmaya çalışıyor.
İnsanlık, çok bulanık bir dünya ortamında, bütün değerleri tehdit eden süreçlerle kuşatılmış bulunuyor. Dünya büyük bir boşluk içerisinde. Bu boşluk sebebiyle dünya çapında gerilimler yaşıyoruz. Küresel faşizm insanlıkdışılaştırıcı etkiler doğuruyor. Her toplum, sistemin mantığına/çıkarlarına entegrasyona zorlanıyor. Türkiye örneğinde de açıkça izlenebileceği üzere, toplumlarımız her alanda istiskal edilerek denetliyor. İşgal altında tutulan Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de emperyalist güçler korkunç bir vandalizm uyguluyor. Emperyalistler hayatın her alanında sınırsız yıkımlar gerçekleştiriyor. Bütün bunlar karşısında olayları seyreden bir dünya var, duygusuz ve kayıtsız bir dünya var. Toplumlarımız edilgin bir nesne muamelesi görüyor. Kültürümüz kimliksizleşiyor, tarihsizleşiyor. Varoluşlarımız, hafızamız işgal ediliyor, kısıtlanıyor. Fütursuz azgınlıklar karşısında bulunuyoruz. Bütün bunlar olurken bizler kısa dönemli ufuklarla avunuyoruz, bilinçli bir sorgulama gerçekleştiremiyoruz, popülist sapmalara seyirci kalıyoruz. Özgürlüğe ihtiyaç duymayacak kadar nesneleştirilen, belirlenen, bireylerin ve toplumların varoluşu fiziksel bir varoluşa dönüşüyor.
Küresel ve çağdaş totaliterizm bütün boyutlarıyla, bütün imkanlarıyla algılarımızı kirletiyor. Hepimiz, ideolojik/politik amaçlarla kullanılan kavramların zulmüne maruz kalıyoruz. Toplumlarımızın neyi, nasıl düşünmesi ve yapması gerektiğine çağdaş totaliterizmler ya da ideolojik bürokrasiler karar veriyor. İdeolojik saplantılar, korku, vehim ve çatışma üretiyor.
İdeolojik kısır döngüler toplumların ufkunu kapatıyor.
Modern uygarlığın ve modern düşüncenin evrenselliğinden asla söz edilemez, çünkü, bu düşünce ve bu uygarlık, ayrımcıdır, dışlayıcıdır, ötekileştiricidir ve ırkçıdır.
Sessizliğimiz, tepkisizliğimiz büyüdükçe, üzerimizdeki baskılar, faşizan/militer kontroller de büyüyor. Hangi toplumda olursa olsun, her zaman şiddet, ötekileştirmekle, dışlamakla, aşağılamakla, sömürmekle, baskılamakla başlıyor. Gerçek şiddet’in, ötekileştirenlerin, aşağılayan, baskılayan ve etiketleyenlerin şiddeti olduğunu bilmek gerekiyor.
Müslümanlar olarak, hangi konumda bulunduğumuzu kavrayamaz isek, bu durumdan kurtulabilmek için, bir irade oluşturamayız. Ahlaki anlamda yaşayarak, sorumluluk alarak, cesaret ederek, paylaşarak, danışarak, üreterek, eyleyerek, daha çok, daha etkili var oluruz. Hayatımıza amansızca müdahale eden her türlü faşizm karşısında teslimiyetçiliği seçmemeli, hayatımızı kendimiz yönetmeliyiz.
Dünyevi ilgiler, ihtiraslar hepimizi güçsüzleştiriyor, hezimete uğratıyor.
Anlam ve amaç bilinci zayıflayınca, içsel/ruhsal hayatlarımızda zenginliğini yitiriyor.
Aldatıcı bir hayat tarzı, geçici hassasiyetler, duygularımızı sentetik duygulara, mekanik duygulara dönüştürüyor.
Geçmişe özgü duygusallıklarla, düşünsel, kültürel ve ahlaki direnişi başaramıyoruz.
Ahlaki yanımız her geçen gün biraz daha eksiliyor.
Sistemin mantığa uygun tercihler yapmaya, söylemler düşünceler geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yöneliş, çok aldatıcı ve sahte kişiliklerin ortaya çıkması sonucunu doğuruyor. Bugünün gerçekliğini, gereği gibi çözümleyemediğimiz için, bu gerçekliğin nesneleri haline geliyoruz. Her konuda belirleniyor olmak, ne yazık ki, bizleri rahatsız etmiyor. Belirleyenlerle uyum içinde olmamız isteniyor. Belirleyicilerin ilkelerini temsil etmemiz isteniyor. Belirlenmeyi bir kader olarak kabul edenler, muhalefete ihtiyaç duymuyor, bir özgürlük mücadelesine ihtiyaç duymuyor.
Güçlü bir yeniden inşa mücadelesi için, hepimiz, sorumlu özneler halinde var olmayı seçmeliyiz.
Yalınlık ve ölçülülük şiarımız olmalı.
Her türlü sansasyonelliğin dışında kalmalıyız.
Umutlu olabilmek için, direnmek gerekiyor.
Teslim olmak, boyun eğmek, hiçliği seçmek anlamına gelir.
Bir anlam ve amaç için yaşamayan insan da hiçlik içerisindedir.
Kendi dünyamızda kendi hayatlarımızı yaşayamıyoruz.
Bu konuda etraflıca düşünmeli, yeni bir ruh kazanmanın yollarını bulmalıyız.
İslam’a ve İslami olana teslimiyet, edilgin olmak, hareketsiz ve iradesiz olmak demek değildir.
Kendi hayatımıza özen göstermeli, kendi kimliğimizi önemsemeliyiz. Hayatın her safhasında özgün ve erdemli bir yerimiz olmalı.
Her ne pahasına olursa olsun bir onur ahlakına sahip olmalıyız.
Hegemonik dilin/tarzın ve yapıların nasıl aşılabileceği konusunda kafa yormalı ve bir türlü iktidar olamayan kalabalıkların seline kapılmamalıyız.
Atasoy Müftüoğlu
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


