SÖMÜRGECİ TUTKULAR

Kasım 26, 2006

Tarihimizin en dondurucu dönemini yaşıyoruz. İnsani iklim adeta buz tutmuş gibidir. Bu dönem boğucu bir dönemdir. Küresel faşizm, halkları, bilinçsiz ve duygusuz sürüler haline getirmeyi başarıyor. İslam toplumları, yaşadığımız gelişmeler karşısında umut kırıcı bir sessizliğe gömülmüş durumdadır. Aziz İslam Ümmeti’nin sorunlarını, direniş hareketleri üstleniyor. Bizler, bugünü yaşayan bizler, bu sessizliğin nedenlerini bulabiliriz.
Köhne gelenekler, köhne yönetimler ve köhne yaklaşımlar, İslam toplumlarını, statükocu çerçevelerle baskılıyor. Tarih boyunca muhafazakar birey ve toplumların hiç bir değişim ve dönüşüme ihtiyaç duymadıklarını biliyoruz. Muhafazakarlar her durumda hallerinden hep memnun olmuşlardır. Muhafazakarlar her zaman sadece nesneler gibi var olmayı seçmişlerdir. Her dogmatizm, gelenekçi/muhafazakar dogmatizm, ırkçı dogmatizm, gerçeği olduğu gibi görmeye kesinlikle manidir. Her dogmatizm kitleleri bilinçsizleştirir, duyarsızlaştırır. Her dogmatizm bir bencilliği yansıtır, her bencillik ahlaksız çıkarlar peşindedir. İşgal altındaki toplumlarımız kıyameti dünyada yaşarken, bu toplumlarda bütün hayatlar allak bullak olurken, bir tabut sessizliği içerisinde yaşamaya devam edemeyiz. İnsanı eylemden alıkoyan bir “din” algısını sürdüremeyiz. İçimizde saklayıp durduğumuz imanımızı dışımızda da ifadesini bulacak şekilde ilan etmeliyiz. Sahte birlik ve beraberlik söylemini gerçeğe dönüştürmeliyiz. Dünyanın değiştirilebileceğine yönelik umutlarımızı ve inancımızı, sorumluluklarımızı yoğunlaştırarak sürdürmek suretiyle, yenileyebilir ve güçlendirebiliriz. İmanımıza gereği gibi sahip olduğumuzda, bir bütünlük içerisinde sahip olduğumuzda her şeyi yapabiliriz. Gerçek bir imanın, gerçek bir yönelişin, gerçek bir direniş iradesinin bütün gelişmiş teknolojileri etkisiz kılabildiğini, Irak, Filistin ve Lübnan direnişi sayesinde, bir kez daha ve çok çarpıcı bir biçimde öğrendik. Direniş umutlarımızı ve ufuklarımızı güçlendiriyor. Bizler de, her yerde, her durumda direnişi yaşayabiliriz. Kendi değerlerinin anlamına, gücüne, içeriğine, erdemine güvenini yitiren bireyler ve toplumlar, her şeylerini yitirirler. Sömürgecilik kesinlikle sona ermedi ve sürüyor. Olayları Avrupalı mantığıyla değerlendiremeyiz. Dünya Avrupa değerleriyle sınırlı bir dünya değildir. Bir dava sahibi olmadan, bu davanın anlamını kavramadan, ortak bir amaç edinmeden, ortak bir amaç için birlikte hareket etmeden yaşamak, yaşamak değildir. İslam toplumlarında bütünlüğün bozulmasıyla birlikte çöküş başlamış, bütünlük sağlanamadığı için de, çöküş sürmektedir. Tarih boyunca, cesaret, şecaat, dirayet, kararlılık sahibi olmayanların, tarihe müdahale edebilecek eylemlerde bulundukları görülmemiştir. Tarih kimi dönemlerde, kimi kadroları, kimi mücadeleleri siyasetleri, realpolitik yapmaya sevk edebilir, bu mümkündür ve anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, sürekli olarak realpolitik yapmayı alışkanlık haline getirenler bunu korkaklıkları sebebiyle yaparlar. Dünyevi akıl her zaman işe yaramayabilir. Kafalarımız realpolitikten yana, gönüllerimiz İslam’dan yana yaklaşımı dürüst bir yaklaşım olamaz. Kalplerimizdeki, ruhumuzdaki ilahi ürpertiyi yitirmediysek eğer, taştan heykeller gibi yaşamaktan kurtulabiliriz. Bugün Ortadoğu’da bütünüyle 11 Eylül ideolojisi ve stratejisi uygulanıyor, bu ideoloji ve strateji Müslümanlar olarak hepimizi terörist olarak görüyor. Gerçek bir varoluş için, gerçek bir kişilik için, direnmek, her zaman için mümkündür. Modernleşmeler, dünyevileşmeler insani yanımızı, deruni yanımızı, ahlaki yanımızı, hikemi yanımızı tüketmemişse eğer, bir direniş kültürü oluşturabiliriz. Köklü bir zihniyet değişimine cesaret edebiliriz. Ortak sorunlarımız etrafında, ortak bir duyarlılık oluşturabiliriz. Kendimizi, içerisinde yaşadığımız tarihin sorumlusu olarak görebilmeliyiz. Dünya her açıdan kirleniyor ve tükeniyor. Teknik uygarlık hayatı bütün boyutlarıyla, renkleriyle, unsurlarıyla yok ediyor. Batı dünyası kültürel monologu, siyasal monologu, kültürel ve siyasal hegemonyayı bağnazca sürdürüyor. Bütün acılara, trajedilere, dramlara ve kötülüklere sömürgeci tutkular/ihtiraslar neden oluyor, ırkçı tutkular ve ihtiraslar neden oluyor. Etrafımızda olup biten ve hepimizi doğrudan ilgilendiren gelişmeleri bütün bir varlığımızla sorgulayabilmeliyiz. Gelenekçi, görenekçi, muhafazakar, masalcı, menkıbeci, hurafeci, hoşgörücü, diyalogcu “din” yaklaşımı, radikal bir değişimin ruhu ve ufku olamaz. Tarihi bütün boyutlarıyla etkileyebilecek düşünceler ve eylemler üzerinde yoğunlaşmamız gerekir. Bugün, dilimizin, söylemimizin, gündemimizin, edebiyat ve sanatımızın içerisinde yaşadığımız tarihi yansıtması gerekir. Dayanışma yoksa, bilinç yoksa, çaba yoksa; umut da yoktur. Amaçsız, bilinçsiz, sorumsuz toplumlar, her amaca yönelik olarak kolaylıkla güdümlenebilirler. İmanımızın, bütün boyutlarının bilincine varmalıyız. Şiarımız, bir hizbe karşı sorumlu olmak değil, Ümmete karşı sorumlu olmak olmalıdır. Hizip bencilliğine saplanıp kalanlar hiç bir gelişmeyi doğru anlayamazlar. Hiç bir hizip adamı, adam gibi, adam olamaz. Başkalarının aleyhine ölçüsüz bir şekilde büyüyen ve kontrol edilemeyen bir imparatorluk, insanlığa daha büyük kötülükler yapabilir. Bugün, hepimizin gördüğü üzere, gerçek anlamda “ilerleme” katliam ve soykırım teknolojilerinde/uygulamalarında yaşanıyor. Irkçılık sınır tanımıyor. Seçilmiş halk efsanesine inanan İsrail, kendisini bu efsane sebebiyle bütün bir insanlığın üzerinde görüyor. Dünyaya kapalı olmak, olaylara ve gelişmelere kapalı olmak dini bir hassasiyet biçimi olarak savunulamaz. Önemli olan dünyaya kapalı olmak değil, dünyanın şehevi ve nefsani hazlarına kapalı olmaktır. Her haksızlığa, her zulme, bütün varlığımızla karşı koymak ahlaki ve insani bir yükümlülüktür. Sahici bir dayanışma iradesi gösterdiğimizde, gelecek bizim için ışımaya başlayacaktır.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?