İnsan ve İslâm
Kasım 24, 2006
Ali Ünal
Allah, Bilen’dir ve Yaratan’dır; Bilen yaratır, Yaratan bilir. Allah, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir, kul da kul olduğu için ibadet eder. İnsan, varlıklar içinde irade, ayrıca daha fazla bilgi ve sistemli bir konuşma mekanizması sahibi olmakla öne çıkar. Allah, insanı bu hususiyetleri sebebiyle yeryüzünde halife yapmış, yeryüzünün imarını ve (Kendi kanunları istikametinde) idaresini ona bırakmıştır.
Allah (cc), insana akıl, hayatın devamı için bütün bedenî arzuların kaynağı şehvet ve savunma adına da öfke vermiştir. O, bunları insanın ilmî, maddî ve manevî terakkisi için yaratılıştan sınırlandırmamış, fakat yine terakkisi ve gerçek insanlığa yükselmesi adına onları kullanmada ölçüler, belli sınırlar koymuş, bunlara uymayı da iradesine bırakmıştır. Çünkü insan, hem özündeki potansiyellerini geliştirip ortaya çıkarması, hem de cennete, ebedî saadete ehil bir hâl alması için dünyada imtihana tâbi tutulmaktadır.
Ferdî ve içtimaî saadetimiz, bu fakülteleri, kuvveleri disipline etmekten geçer. Onların disipline edilmesi ise bir kılavuz gerektirir. Bütün insanlar olarak bir araya gelsek, kimliği ve mahiyetiyle insanı, onun dünya ve âhiret hayatındaki mutluluğunun gerçekte nerede yattığını, dolayısıyla ferdî ve içtimaî hayatını sürdürmedeki adalet ve hakkaniyet kaidelerini gerektiği gibi tanıyamadığımız için, tam bilgi sahibi küllî bir akıl olması gereken bu kılavuzu ortaya çıkaramayız. İşte bu kılavuz ‘din’dir ve onu tayin buyuran da Allah’tır.
İnsanın mahiyeti, özü, aslî ihtiyaçları ve bunları giderme yolları, hemcinsleri ve diğer varlıklarla olan münasebeti, hayatının temel gerçekleri ve nihayette gideceği yer daima aynıdır, aynı kalmıştır ve değişmez. Bu sebeple, Cenab-ı Allah’ın insan için tayin buyurduğu din de temel itikat, ibadet, muamele ve ahlâk kaideleri itibarıyla hep aynı kalmış ve bütün peygamberler bu aynı kaideleri tebliğ etmişlerdir. Değişen ise, hayatın değişmeye ve gelişmeye açık ikinci-üçüncü derecedeki yanlarıyla ilgili tali kurallardır. Allah’ın insanlar için tayin buyurduğu dinin adı da daima İslâm olmuş, haberleşme ve ulaşım vasıtalarının gelişmesiyle dünyanın âdeta tek bir memleket haline gelmesinin arifesinde Cenab-ı Allah, İslâm’ı son ve evrensel şekliyle ve son peygamber Hz. Muhammed (sas) vasıtasıyla göndermiştir.
Dinin temeli olan iman birtakım sorumlulukları gerektirir. Bunların en başta gelenleri namazdır, zekâttır, oruçtur, hacdır. O, alkol kullanma, kumar, faiz, rüşvet, insan öldürme, aldatma, iftira, yalan, anne-baba haklarına riayetsizlik gibi birtakım kötülüklerden de men eder. İmanda terakki etmek ve böylece insanî kemalâta ulaşmak isteyenler, kalbin (ve zihnin) fiilleri olarak değerlendirebileceğimiz zikir, tefekkür, muhasebe, murakabe, sabır, şükür, teslim, tevekkül, ihsan ve takva gibi prensiplere de riayet etmelidirler. Ahlâkî faziletler de dinin ferdî hayattaki meyveleridir. Ancak bütün bunlarladır ki din gerçek bir tecrübe olarak yaşanabilir, anlaşılabilir ve hayata hayat olur.
İslâm, toplum hayatını da düzenler ve zihnî, manevî, ahlâkî prensiplerle de bizi en iyi şekilde eğitir. Bunlara ek olarak o, getirdiği sosyo-ekonomik kurallar ve yardımlaşma, dayanışma, hattâ başkalarını kendimize tercih gibi faziletlerle, fitne, bozgunculuk, ikilik, yolsuzluk, anarşi, terör gibi, bilhassa modern toplumları sarmış sosyal hastalıklardan uzak ve herkesin mutluluk içinde yaşayıp ebedî mutluluğa yürüyebileceği bir toplum hayatı meydana getirir. Onun ceza yasaları ise, öncelikle bu ferdî ve içtimaî mutluluğu korumaya yöneliktir.
Kur’an, kâinat ve insan, aynı gerçeğin üç değişik tecellisi veya üç ayrı malzeme ile ifadesidir. Bu sebeple prensip olarak, Allah’ın Kelâm sıfatından gelen Kur’an ile Kudret ve İrade sıfatlarından gelen kâinatı, ayrıca insanı inceleyen bilimler arasında çelişki olamaz. Aslî temellerine dayanan gerçek bir İslâm medeniyeti, bilim ve din çelişkisi nedir bilmez ve yaşamaz. Kaldı ki iman, kör bir taklit veya dogmatik bir bağlanma değil, aynı anda kalbimizin ve aklımızın tasdiki ve bütün benliğimizde yaşanan bir tecrübe, ferdî ve içtimaî hayatın dinamiğidir.
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


