Baskı ve Yasaklara Son! Eğitime ve Öğretmenlere Özgürlük!

Kasım 24, 2006

Özgür-Der, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yayınladı. Eğitim sistemi ve öğretmenler için özgürlük istenen açıklamanın tam metnini yayınlıyoruz:
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 24 Kasım Öğretmenler Günü, her ilde ve tüm okullarda yapılacak çeşitli törenlerle kutlanacak. Saygı duruşlarıyla başlayacak törenlerde, öğretmenliğin kutsallığı üzerinden kurulan cümleler, öğretmenlere sunulan şükranlarla son bulacak. Resmi bir merasim soğukluğunda geçecek kutlamalarda, yoğun bir Kemalizm vurgusu ve övgüsü yer alacak fakat ne eğitim sisteminin çürüyen yapısı ve gençliğe verdiği korkunç zararlara değinilecek, ne de binbir sözle methedilen öğretmenlerin yaşadığı asıl sorunlar gündeme taşınacak. Oysa Milli Eğitim Sistemi, katı bir askeri anlayışın baskısı altındadır. Okullara kabul vatandaş yetiştirme fabrikası gözüyle bakan yönetici seçkinler, öğretmenleri de tüm çarkları paslanmış bu eski fabrikanın düşük ücretli işçileri olarak görmektedir.
Milli Eğitim Sistemi, mevcut yapısıyla, öğrencilerin düşünsel ve sosyal gelişimini kısırlaştırdığı kadar, öğretmenlerin de gelişimini kısıtlamakta ve özgürlük alanlarını yoğun bir biçimde kuşatmaktadır. Katı, disipliner ve doktriner milli eğitim anlayışı, militarist yüzünü sadece öğrencilere değil, öğretmenlere de göstermektedir. Yapılacak maaş zamlarını ya da ek ders ücretlerindeki artışı sürekli gündem tutarak, öğretmenlerin tek derdi düşük ücretmiş gibi gösteren hükümetler; böylece daha derinde yatan sorunların da üstünü örtmektedir. Devlet okullarında çalışan öğretmenler, tüm detayları ince hesaplanmış yönetmeliklerle sıkı bir biçimde denetim altında tutulmak istenmektedir. Öğretmenlerin özgür düşünen, eleştiren ve sorgulayan bir tavır almaları kesinlikle olumlu karşılanmamaktadır. Eğitim programları, ders kitapları ve planlar ile neyin, nasıl öğretileceği devlet tarafından önceden belirlenmektedir. Öğretmenlerden beklenen, kendisine sunulan bu seçilmiş bilgiyi en iyi şekilde aktarmalarıdır. Bu; öğretmenleri pasifize eden, onların bilgi ve düşünce birikimlerini yok sayan ve onlara serbest hareket etme alanları bırakmayan yoğun bir süreçtir. Böylece yukarıdan dayatılan bilgi, düşünce ve davranış kalıpları; öğrencilere olduğu gibi öğretmenlere de dayatılmaktadır. Saç ve bıyık kesimlerinden, elbisesinin rengine kadar her ayrıntının yönetmeliklerle tespit edildiği eğitim sisteminde öğretmenlere biçilen rol, öğrencileri belirlenen şablonlara uydurmaktır. Bu şablonik anlayış, öğrenciler gibi öğretmenleri de sıkıştırmaktadır. Öyle ki, öğretmenlerin resmi törenlere ve kutlamalara katılımları ve hatta o esnadaki kılık-kıyafetleri dahi yönetmeliklerle belirlenir ve kurallara ne kadar uyulduğu sürekli kontrol altındadır.
Öğretmenlerin saygı duruşundaki açık düğmeleriyle ilgilenilen bir eğitim sisteminde, özgürlükten ve özgür düşünceden ne kadar bahsedilebilir? Bu konudaki diğer bir sorun da, öğretmenlerin resmi ideolojinin dışına taşan eleştirel yaklaşımlarının, teftiş ve ceza sistemi içinde sindirilmeye çalışılmasıdır. Üniversitede çalışan bir öğretim görevlisinin resmi ideolojiye karşı akademik düzeyde getirdiği bir eleştiriye verilen tepki ve ceza; eğitim sisteminin her kademesine sinen militarist zihniyetin somut bir tezahürü olmuştur. Bugüne kadar benzer sebeplerden ötürü devlet okullarında çalışan bir çok öğretmenin de cezalandırıldığı düşünülürse, eğitimin özgürleşmesindeki en ciddi engelin askeri vesayet olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkacaktır.
Öğretmenler üzerinde kurulan denetim mekanizmasının diğer bir boyutunda ise ortaöğretim kurumlarındaki Milli Güvenlik Bilgisi dersleri bulunmaktadır. Haftada bir ders saati okutulan bu dersler için okullara üniformaları ile gelen muvazzaf subaylar, sadece öğrenciler için değil, öğretmenler için de bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Silahlı bürokrasinin temsilcileri olan askerler, okul idarecilerinin ve öğretmenlerin odalarına girerek, adeta teftiş yapmaktadır. Geçen yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapıldığı ortaya çıkan fişlemelerde, bir çok öğretmen hakkında ‘Türbanlı, derslere perukla girer.’ ‘İstiklal marşı, milli bayram ve törenlere katılmaz.’ ‘Radikal İslam görüşü benimser.’ ‘Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsemez.’ ‘Aşırı sol görüşlü.’ ‘Kürt, Alevi, sol içerikli gazete okur,’ gibi ifadelerin yer aldığı hatırlanırsa; Milli Güvenlik Dersleri’nin başka hangi amaçlara hizmet ettiği de anlaşılacaktır.
Diğer yandan, eğitim sisteminin yasakçı yüzünü ifşa eden başörtüsü yasağı da sürmektedir. Özellikle 28 Şubat süreciyle birlikte yasak dolayısıyla bir çok öğretmen soruşturma geçirmiş, ceza almış veya meslekten men edilmiştir. Her geçen gün yayılan bu militarist yasak; öğrencileri olduğu gibi öğretmenleri de kimliksizleşmeye zorlamaktadır. Üstelik yasak, sadece devlet okullarında değil, özel okullarda, dershanelerde ve kurslarda da geçerlidir. Danıştay’ın, sokakta başörtüsü takan bir öğretmenin öğrencilere “kötü örnek” teşkil edeceğini söylediği ve yasakçılığı onayladığı bir ülkede, devlet kurumları tarafından yayımlanan Öğretmenler Günü mesajlarının ne kadar samimiyeti olabilir?
Son yıllarda yapılan bir takım değişiklikler ise öğretmenler üzerinde kurulan kontrol mekanizmasının önümüzdeki günlerde daha da sıkılaşacağını göstermektedir. Özellikle sözleşmeli, vekil ve ücretli öğretmenlik uygulaması yaygınlaştırılmakta; böylece işsizlik tehdidi karşısında sözleşmesinin yenilenmemesi endişesi taşıyan öğretmenler baskı altında tutulmaktadır. Aynı şekilde öğretmenleri tüm gün okulda tutmayı planlayan hükümetin son girişimi; öğretmenleri tamamen sistem içine çekerek, onları pasifize etmeye yönelik yanlış bir adımdır. Her geçen gün hantallaşan ve çürümeye yüz tutan milli eğitim sistemi, mevcut haliyle öğrencilerin geleceğini kararttığı gibi, öğretmenler üzerinde kurduğu baskı ile totaliter yapısının devamını sağlamaktadır. Sistemin ideolojik ve baskıcı yapısının yeni nesillerde zihinsel erozyona ve ahlak kirliliğine yol açmasına daha fazla sessiz kalınmamalıdır.
Türkiye’de toplam 20 milyon öğrenci ve yaklaşık 600 bin öğretmen olduğu hesaba katılırsa, bu önemli sorunun herkesi ilgilendirdiği sonucu çıkacaktır. Başta öğretmenler ve öğretmen sendikaları olmak üzere herkesi, eğitim konusunda daha bilinçli ve eleştirel bir tavır almaya davet ediyoruz. Özellikle eğitim sendikalarından, farklı düşüncelere sahip öğretmenlere karşı takındıkları sert tavırlardan vazgeçmelerini, öğretmenlerin sadece özlük hakları ve ücretleri için değil, sosyal ve siyasal hakları için, özgürlükleri için de mücadele etmelerini bekliyoruz.
Öğretmenlerin düşünce ve ifade özgürlüklerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Eğitim sistemindeki askeri vesayete karşı daha fazla sessiz ve tepkisiz kalınmamalıdır.
Ders kitapları resmi ideolojinin laik dogmalarından ve tarihi hurafelerinden arındırılmalıdır!
Totaliter, baskıcı ve yozlaştırıcı militarist eğitime son!
Okullara, üniversitelere, eğitime ve öğretmenlere özgürlük!
Özgür-Der

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?