Soruşturma : 301. Maddenin anlamı ( I )

November 23, 2006

ABDURRAHMAN DİLİPAK

Soru: TCK 301. madde gibi düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engel olarak duran maddelerle ilgili genel düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu tür maddeler bazı kesimlerin dillendirdikleri şekilde batı hukuk normlarına uygun bir tarzda reforme mi edilmeli yoksa kaldırılmalı mıdır?
Tamamen kaldırılmalı.. TCK da aslında bu konuda yeteri kadar, hatta daha da fazla düzenleme var.. Bu yasaya gerek yok.. Tıpkı TMK?ya gerek olmadığı gibi.. Bu konuda özel bir düzenleme olunca savcılar da ister istemez kendilerini baskı altında hissediyorlar.. Hatta dava açmadıkları zaman başlarına bir takım işler gelmesinden endişe ediyorlar.. Özellikle de basında bu konuda bir haber çıkmışsa, ya da suç duyurusunda bulunan bizzat Adalet Bakanlığı ya da Genel Kurmaysa.. Hatta bu kurumlar doğrudan yazı yazıp yapılan işlem hakkında bilgi de isteyebiliyorlar. Adana ve Van savcısının başına gelenleri biliyoruz.. Yargı politikacıdan, politikacı yargıdan şikayetçi..

Soru: Daha önce de pek çok mağduriyetlere sebebiyet veren 141, 142, 163 gibi maddeler kaldırıldıkları halde yerlerine TCK 159, 312 ya da TMK 8. madde gibi yenileri ihdas edilmişti. Bu minval üzere düşündüğümüzde, 301. maddenin özellikle kaldırılması ile ilgili yapılan tartışmalar çözüm olarak görülebilir mi? Sizce gerçek çözüm yolu nedir?

Sorun temelde zihniyetten kaynaklanıyor.. Derin devlet, kayıt dışı siyaset, hala darbe anayasası ile yönetiliyor olmanın ötesinde bu yöndeki yasal mevzuat yığını, siyasi etkiye açık ve öte yandan politize olmuş bir yargı hepsi üstüste gelince bu sonuç kaçınılmaz hale geliyor..

Anayasanın mücerret ilkeleri,i yasalarda daha somut hale getiriliyor ve hatta anayasanın amacını aşan ifadeler yasaya konuyor. Bu yasalara dayalı yönetmelikler yasanın amacını aşıyor, uygulama ise bunda daha da vahim bir hal alıyor..

Soru: TC devletinin yürürlükteki politikaları bağlamında düşündüğümüzde ?Güvenlik-Özgürlük? ikilemi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

?Önce güvenlik? diye başladığınız bir mücadeleyi kaybedersiniz. Önce adalet.. Adalet yoksa barış da yok. Adalet ve barışın olmadığı bir yerde özgürlükten söz edilemez..

Soru: 301. madde mağdurlarının çoğunluğunun araştırmacı-yazar, akademisyen, gazeteci, yayınevi sahibi oldukları göz önüne alındığında, gerçekte bu maddeyle hedeflenen nedir?

Bu ve benzeri maddeler , bana göre ?takriri sükun? yasası.. Suskun toplum. Muhalefeti, daha doğrusu resmi ideolojinin dışında kalan herkes tedip, tenkil, tehdit etmeye yönelik bir baskı unsuru. Fikir suç, kitap suç aleti, fikir adamı potansiyel suçlu, STK?lar suç örgütleri..
Sadece Vakit gazetesinin 301. Den 80 e yakın davası var. Ben onlarca davadan sanık oldum.. Bir çok yazar ve yayıncı için durum aynı.. ?Deprem ilahi ceza? diyen gazete sahibi ceza yiyor.. Yani Lut Peygamberin, Salih Peygamberin, Hz. Musa kıssasını yazan, anlatan,okuyanların da içeri atılması gerek. Hatta Kur?an-ı Kerim İncil ve Tevratı da..

Soru: İktidar sahiplerinin özellikle yasaklarla ilgili konularda dillendirdikleri ?Muadil unsurlar Batı?da da mevcut? söylemi gerçeği ne kadar yansıtmaktadır ve özellikle kıta Avrupası?nda bu tür maddeler nasıl ve hangi düzeyde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır?

Önce sui misal misal olmaz.. Batı var diye bizde de olması gerekmiyor.. Kaldı ki, batıda bizdeki kadar değil. Olanlar orada da sorun.. Mesela ben batıda gizli kanun ya da gizli kararnameler olduğunu sanmıyorum.. 11 Eylülden sonra orada da faşist bir aklın ürünü olan anti terör yasaları çıkmaya başladı. Özellikle ABD ve İngiltere?de. Fransa, Avusturya?da ya da İtalya ve İspanyada da benzer yasalar var.. Türk,iye bu kötü örneklerin arkasına saklanmak yerine bunların değiştirilmesi yönünde özgürlükçü bir tavır içinde olması gerek.. Onların kötülüklerini kendi günahını meşrulaştırmak için bahane olarak kullanmamalı..

Soru: ?Eleştiri ve hakaret? arasındaki ince çizgiye yönelik bakış açınız nedir? Yargı güçlerinin bu konuda hassas ve adil davranabildiklerini düşünüyor musunuz?

Söz konusu olan eleştiri eğer basın, ya da bir fikir adamı, bilim adamı ve sanatçı tarafından, bir kamu otoritesine ya da resmi bir kuruma karşı yapılıyorsa o zaman sivil aktörlerin genişletilmiş eleştiri hakkı, kamu otoritesinin ise artırılmış tahammül yükümlülüğü vardır..

Kişiden kişiye suç olan bir söz ve eylem bile, bu çerçevede suç olmayabilir. Bu sözler alışılmış dışında ve şok edici nitelikte de olabilir.. Burada görüş açıklama, bilgi edinme ve kamu yararı esas alınmalı.. Açık ve yakın bir tehlike oluşturmamak kaydı ile, silahsız ve saldırısız, ağır tahrik anlamına gelecek şiddet öğeleri olmadığı durumlarda, kamu güvenliği, genel ahlak, genel sağlığı tehlikeye düşürmeyecek şekilde karşı koymalar, zarar görenin şikayetine bağlı olarak, olayda zarar verme kastı olup olmadığına bakılarak ve zarar görenin zararını telafiye dönük olarak, tehdit açısından olabilirlik karinesi ve cezada uygulanabilirlik esasına bağlı olarak hüküm bina edilmesi gerekir..

***
?????????????????????????????????
***

BAHADIR KURBANOĞLU

Soru: TCK 301. madde gibi düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde engel olarak duran maddelerle ilgili genel düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu tür maddeler bazı kesimlerin dillendirdikleri şekilde batı hukuk normlarına uygun bir tarzda reforme mi edilmeli yoksa kaldırılmalı mıdır?

Konuyu gündeme getirenler, 301 vb maddelerin daha ?medeni? hale getirilmesi hususunda ısrar ediyorlar. Bunu da ?özgürlükçü suç hukuku? anlayışı gereği savunuyorlar. Bu gibi girişimlerin meselenin özüne inmektense, AB?ye uyum yolunda tabiri caizse ?göz boyama? taktiği içerdiğini görmek gerekiyor. Üstelik ?eleştiri hakkı?nı kullanmak hangi ölçütler doğrultusunda suç oluşturacak. Bunun sınırlarını egemenler çiziyor. Kanun maddesini ne kadar gözden geçirseniz de Türkiye?de zaten bu maddelerin düzenlenme mantığı gereği, içeriğinden çok yorumlanması meselesi gündemi işgal ediyor ve mağduriyetlere/hukuksuzluklara sebebiyet veriyor.

301 elbette kalkmalıdır. Sadece 301 değil ifade ve basın özgürlüğünün önündeki 11 kadar maddenin tümü kalkmalı. Ama yürürlükteki yasama/yürütme/yargı mantığı, yargının üzerindeki keyfi baskılar ya da yargının bu konulardaki ?vazife çıkarma? mantalitesi devam ettiği müddetçe çözüme giden yolun madde kaldırmaktan geçmediği görülmelidir. Mesela son kurduğum cümle esasen halihazırda 301?e sokulabilir. Hatta 301?in değiştirilmesini ve açık, anlaşılır, somut hale getirilmesini savunanların metin taslağından yola çıkılarak. Siyasi konjonktür gereği 305?e de girebilir. Bunun sınırını hali hazırda resmi ideoloji mensuplarının keyfi tutumları belirliyor.

Soru: Daha önce de pek çok mağduriyetlere sebebiyet veren 141, 142, 163 gibi maddeler kaldırıldıkları halde yerlerine TCK 159, 312 ya da TMK 8. madde gibi yenileri ihdas edilmişti. Bu minval üzere düşündüğümüzde, 301. maddenin özellikle kaldırılması ile ilgili yapılan tartışmalar çözüm olarak görülebilir mi? Sizce gerçek çözüm yolu nedir?

Düzenin seksen küsur yıllık uygulamaları göstermiştir ki, bu ülkede ?değişim? denen olguyu dış müdahaleler, baskılar ve konjonktür belirler. İçeriden gönüllü bir değişime rastlamak asla mümkün değildir. Varolan değişim unsurları sistemin açıklarını daha muhkem hale getirme çabalarından başka bir şey içermez. Zira düzenin kimliği korkular ve paranoyalar üzerinde şekillenmiştir. Bu yüzden bu tür sözde demokratikleşme girişimleri sahnenin önündekini asla yansıtmaz. Hatta iktidar sahipleri zaman zaman ?güvenlik? sendromunu öne sürerek bu durumu açıkça ikrar da ederler. Adalet bakanı Cemil Çiçek?in eski TMK 8. madde ile ilgili sözlerini hatırlayalım. Ne demişti Çiçek; ?8.madde kalkacak ama TCK?nın 312. maddesi zaten var? Bu hep böyle olmuştur. Bir takım maddeler konjonktür gereği kalkabilir ama başka bir takım maddeler zaten yedekte beklemekte, medyatik olacakları dönemleri kollamaktadırlar!

Soru: TC devletinin yürürlükteki politikaları bağlamında düşündüğümüzde ?Güvenlik-Özgürlük? ikilemi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

?Güvenlik-Özgürlük? ikilemi sistemin kimliğinden, sacayaklarından ve pratiğinden kaynaklanan bir meseledir. Aslında başat unsur ideolojisinden kaynaklanan ?Adaletsizlik?tir. Kendinizi beşeri-kurgusal bir temel üzerinde tanımladığınızda, buradan korkuların, acıların, zulümlerin sadır olması doğaldır. Eğer siz kendi güvenliğinizi milyonların uğradığı haksızlıklar ve güvensizlikler üzerine kuruyorsanız, o zaman sorgulanmanız da doğaldır. ?Güvenlik? gereği ortaya konan uygulamalar aslında güvenlik probleminin bizatihi kaynağını oluşturmaktadır. Bazen hakkında konuştuğumuz maddeler yoluyla yasal, bazen de illegal araçlarla gerçekleştirilen baskılar çözüm değil, sorunun kendisi olarak görülmek zorundadır.

Soru: 301. madde mağdurlarının çoğunluğunun araştırmacı-yazar, akademisyen, gazeteci, yayınevi sahibi oldukları göz önüne alındığında, gerçekte bu maddeyle hedeflenen nedir?

301. maddeden mağdur olanların çoğu yazar, çizer, yayın yönetmeni sıfatlarına sahip insanlardır. Bu doğaldır, çünkü zaten 301?in amacı da budur. Bunu Adalet bakanı Cemil Çiçek açıkça ifade etmişti. Hatırlanacak olursa ?TCK?nın 301. maddesi sokaktaki vatandaşları değil, ?aydınları? ilgilendiren bir sorundur? demişti. AK Parti hükümeti açısından düşündüğümüzde, bir adalet bakanının ağzından dökülen bu cümleler zuldür. Ki o AK Parti uzun uğraşlar neticesinde ?Basın yasası? ve ?Demokratikleşme paketi? gibi az da olsa umut dağıtan projelere imza atmıştı. Ayların emeğine dayanan bu girişimlerin birkaç gün içerisinde heba edilmesi de, bu çabalarla çelişik açıklamalar da, yürürlükte kimin borusunun öttüğünü gözler önüne sermektedir.
Dolayısıyla, Adalet dağıtması gereken bakanın ağzından çok açık bir şekilde ifade edildiği şekliyle bir yasa adaleti sağlamak, hukuksuzluklara meydan vermemek için değil, düşünen, sorgulayan, kamuoyunu bilgilendiren kesimlere haddini bildirmek için hazırlanmış ve uygulanmış oluyordu.

Soru: İktidar sahiplerinin özellikle yasaklarla ilgili konularda dillendirdikleri ?Muadil unsurlar Batı?da da mevcut? söylemi gerçeği ne kadar yansıtmaktadır ve özellikle kıta Avrupası?nda bu tür maddeler nasıl ve hangi düzeyde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır?

Egemenler her ne hikmetse bu söylemi özgürlükler değil, hep yasaklar konusunda gündeme getirmektedirler. Oysa bu söylem demogojik bir içeriğe sahiptir. Doğrudur benzeri/muadil maddeler Fransa, İspanya, İtalya, Almanya gibi ülkelerde de mevcuttur. Ama nasıl uygulandıklarına bir bakmak lazım. Türkiye?deki gibi keyfilikler içeren mağduriyetlerden kaç tanesini örnek getirebilirsiniz? Zaten meseleyi bir rejim sorunu olarak değil de ?özgürlükçü suç hukuku? anlayışının yani batılı hukuk normlarına göre kanun yapamama meselesi olarak algılayanlar da bu konuda yanılmaktadırlar. İfade ve basın özgürlüğünü kısıtlayan her bir kanun maddesini tek tek ele alıp değiştirseniz, düzenleseniz ya da kaldırsanız da tıpkı eski 159?un yerine yeni 301?in getirilmesinde, 141, 142, 163?ün kaldırılıp eldeki TCK 312?nin boşlukların doldurulmasında ikame edilmesi gibi, siyasi konjonktüre göre bildik yöntemler geçerliliğini hep koruyacaktır. Bu konuda eski TCK?nın 28 Şubat döneminde nasıl uygulandığını hatırlamak yeterlidir. Mesela soruyla da bağlantılı olarak, hangi batılı ülkede daha önce suç sayılmayan eylemler, daha sonradan suç ihsas ettirilerek, insanlar mağdur edilmiştir. Oysa 28 Şubat sürecinde TCK 312 bu şekilde kullanılmış/yorumlanmış/hukuksuzluklara kılıf yapılmıştır. Sorunun temelinde de bu var: Önce suç ihsas et, sonra yasal kılıfa uydur! Nasılsa bir kanun maddesi bulunur.

Burada meselenin ikinci bir yönü var ki o da bir hususun doğruluk kriterinin batılı normlar olup olmadığıdır. Bu ayrı bir tartışmanın konusu olmakla birlikte kıta Avrupası?nda da mesela İslam paranoyasından yola çıkılarak pek çok teorik ve pratik uygulamalara imza atılmıştır/atılmaktadır. Başörtüsüyle ilgili alınan kararlar ya da 11 Eylül?den bu yana değiştiregeldikleri TMK?ların hazırlanış mantığı ve bunların uygulamaları örnek gösterilebilir.

Soru: ?Eleştiri ve hakaret? arasındaki ince çizgiye yönelik bakış açınız nedir? Yargı güçlerinin bu konuda hassas ve adil davranabildiklerini düşünüyor musunuz?

Ne düşüneceğimize ya da düşüncelerimizi nasıl ifade edeceğimize devletin karar veremeyeceğini görmemiz gerekiyor. Bizler Müslüman olmamız hasebiyle zaten itikadımız gereği kimsenin değer(ler)ine hakaret etmeyiz/edemeyiz. Ama düzen sahipleriyle aynı kriterleri paylaşmadığımızdan, onların ve kurumlarının teorik ya da vakıaya dönük tanımlama ve uygulamalarını eleştirdiğimizde bunun hakaret olarak algılanmasını da engelleyemeyiz. Çünkü bu sınırı onlar belirliyor.

Yargının bağımsız olamadığı durumlarda hassas ya da adil davranmasını bekleyemeyiz. Dolayısıyla Onlar da adaletle değil, konjonktüre göre tutum takınıyor. 28 Şubat?larda brifing alıp buna göre hareket edenlerden adil olmalarını beklemek insafsızlık olur! Sistem bu konuda onlar üzerinde o derece kuşatıcılık oluşturuyor ki, bireysel insiyatiflerle adaletli davranmaya çalıştıkları durumlarda bile mutlaka konjonktürün hafiflemiş olan etkisinden faydalanıyorlar. Genel tutum ise, resmi ideolojinin gönüllü bekçiliğinden öte uygulamalara prim vermemek olarak arz-ı endam ediyor.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?