Köy Enstitüleri?nin rövanşı, ?İmam-Hatib?lerle mi alınacak?
November 21, 2006
Selahaddin Eş Çakırgil
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Hükûmet?ten ?radikal bir tavır takınmasını ve İmam- Hatib?leri kapatması?nı istiyor.. İlginç olan şu ki, hem bu talebi dile getiren kişi, tahsil hayatının bir kısmında İmam-Hatib?de okumuş; hem de Hükûmet başkanı Tayyîb Bey.. (Ve hemen ekleyeyim, bu satırların sahibi, İmam-Hatib?de okumamıştır..)
(Bu yazıda ismi geçen Ahmed Hakan?ı şahsen tanımam. Kendisini, kabiliyetleri olan birisi olarak tanıyorum. Her insanın bir takım eğilimleri olabilir. Görüşlerinin benimle aynı olmasını istemem de, insan fıtratına aykırıdır. Bulunduğu yerde, hak ve doğruya hizmet ederse alkışlarım. Bu kadarca işaretten sonra asıl konuya geçebilirim.)
**
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Hükûmet?ten ?radikal bir tavır takınmasını ve İmam- Hatib?leri kapatması?nı istiyor.. İlginç olan şu ki, hem bu talebi dile getiren kişi, tahsil hayatının bir kısmında İmam-Hatib?de okumuş; hem de Hükûmet başkanı Tayyîb Bey.. (Ve hemen ekleyeyim, bu satırların sahibi, İmam-Hatib?de okumamıştır..)
?İmam- Hatib?ler, 1950?lerden beri Türkiye?nin temel tartışma konularından birisidir. (Gerçi, eğitimi İslamî hedeflere uygun şekilde verdiği düşünülen medreseler kapatıldıktan sonra, M. Kemal 1930?larda da toplumda duyulan ihtiyacın bir sosyal tepkiye dönüşmemesi için, böyle bir okul açtırmıştır, ama, oluşturulan resmî tedhiş havası ve aşağılama kampanyası sonunda, bu mekteblerde okumak için kimse başvurmaya cesaret edemez hale ge(tiri)lmiş ve öğrenci yokluğu gerekçesiyle 1931?de kapanmıştır..) Demokrat Parti?nin gümbür gümbür iktidara gelişinin öncesinde ise, 1949?da, laik rejim+ tek parti diktatörlüğünün başbakanı olan (1908- II. Meşrutiyet yıllarının ateşli İslamcısı) M. Şemseddin (Günaltay) eliyle, İmam-Hatib?lerin yeniden açıldığı görülür; ?Cenaze yıkama ve defin işini yerine getirecek kimselerin bile kalmadığı ve bunun laik rejim için ortaya çıkaracağı tehlikeler oluşturacağı? gerekçesiyle..
Ama, ?İmam-Hatib Okulları?nın ismi, daha baştan iyi düşünülmemişti.. Belki de, ilk planda bir ihtiyaca karşılık verebilmek için böyle bir isimlendirmeye gidilmişti..
Buna rağmen, halk kitleleri hibe ve ianelerle, 500?den fazla okul binasını ve yatakhane, yemekhane, kütübhane, spor alanı vs. gibi bütün müştemilatını yapıp yoksul yüzbinlerce köylü çocuğunun bu okullarda okumasını sağlamıştır..
Ancak, müfredatını, eğitim proğramını sağlayan yine laik rejim olsa bile, hele de 1970?lerden itibaren, bu okullar bir tehdid kaynağı olarak algılanmaya başlanmış ve hedefinden çıktığı görüşü yüksek perdeden dile getirilmeye çalışılmış ve nihayet, 28 Şubat 1997 zorbalığı günlerinde, -üzerlerine vazife değilken,- eli silahlı güçler bile, bu okullarla uğraşmıştır. Ne var ki, o baskılarla bir netice alınabileceği umulurken; bu kez, İmam-Hatib?leri siyasî sıçrama tahtası yapanların da ötesinde, bizzat İmam-Hatib?lerde okuyanların kaptan köşkünü teşkil ettiği bir kadro iktidara gelivermiştir.. ?Cumhûriyet? adı altında devam eden yeni saltanat döneminde de dışlanmış olan taşranın, köylü ve yoksul kesimlerin ve de sağlıksız şehirleşmenin gecekondu mıntıkalarındaki milyonların çocuklarının böyle bir varlık göstermesi, laik rejimin bu mektebleri açarken müfredatını hazırlamakta onca hassasiyet göstermesine rağmen, asla hesab edemediği bir durum idi..
Şimdi her iki taraf da, mücadelelerinin özünden haberli olarak yol almaya çalışmakta..
Laik rejim, halkın çocuklarını ?Köy Enstitüleri?nde okutmaya çalışırken, kendi hedeflerine uygun bir nesil yetiştirmeyi hayâl etmişti, ama, halk bu okullara çocuklarını jandarma zoruyla bile göndermemek için onca direnmişti..
İmam-Hatib?leri ise, kitleler bir büyük sevab anlayışıyla bizzat yapıyor ve yeni neslin okuması için Eğitim Bk. lığı?na hibe ediyorlardı; büyük bir şevk ve heyecanla..
Şimdi, İmam-Hatib?lere takınılan tavrın altında, biraz da, ?köy Enstitüleri?nin kapatılması rövanşının alınması eğilimi seziliyor.. Bu okullara askerler eliyle gösterilen tepkinin, halk kesiminden gelen laiklerce bile paylaşılmasının sebebi, bu olsa gerek.. Bu gizli hesablaşma devam ederken, konuya böylesine bodoslamadan dalmanın aklî dayanaklarının da, ideolojik atmosferinin de olmadığının akledilmesi, yanlış bir zamanda ve yanlış bir yerde durmamak gerektiği; aksi halde, bu rövanş oyununda birilerinin figüranı durumuna düşüleceğinin düşünülmesi beklenirdi.
Nisan 2004 başında, İmam-Hatib?ler yerine, ?İlahiyat Meslek Liseleri?nin gündeme getirilmesi üzerine bir yazı yazmış ve halkın çocuklarını İmam-Hatib?lere ?imam olsun diye değil, ?İslamî bilgiler edinsin..? diye gönderdiğini; sadece İmam-Hatib yetiştirmek isteniyorsa, ona göre yeni bir statü verilebileceğini; halkın çocuklarına İslamî bilgiler verilebilmesi için, liselerde bir düzenlemeye gidilmesini ve ?Ağırlıklı Kültür Liseleri? oluşturulmasını ve böylece milletin istek ve eğilimlerinin de karşılık bulabileceğini ve bu liselerin proğramına, İmam Hatib?de okunan derslerden ayrı olarak, daha başka dersler de eklenebileceğini ve bu durumun halk tarafından memnuniyetle karşılanabileceğini dile getirmiştim.. Evet, keşke, bütün okullarda, halkın çocukları, halkın istek, irade ve inanç değerlerine uygun olarak yetiştirilebilse..
Şimdi, ?bu okullarda bir kutsallık mı var?? diye soruluyor, elbette yok.. Kutsallık, halkın çocuklarını, gönül huzuru içinde okutabilmek için, varını-yoğunu ortaya koyduğu ve inancına hizmet etmek gayretinde..
Tarihçi Prof. İlber Ortaylı, ?İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı? isimli eserinde, Osmanlı eğitimin sistemini irdelerken, gayrimuslimlerin eğitim ve mektebleşmeye çok sistematik şekilde ağırlık verdiklerini; müslüman teba?ın ise, bu konuda gevşek davrandığını; Devlet?in bile işin önemini kavramakta zorlandığını ifade eder ve ilkmekteblerin ?Sibyan (sâbiler, küçük çocuklar) Mektebi? olarak 1840?larda açılmaya başladığını, ama diplomalı insana duyulan ihtiyacı karşılamak için, ?sibyan mektebleri? henüz iyice sistemleştirilemeden, ?Rüşdiye Mektebleri? adıyla ortamekteblerin açıldığını, bunu İdadî? (lise) ve dârulfunûn (üniversite) kurulmasının takib ettiğini, bu yüzden o okulların da temelsiz kaldığını; iyi eğitilmemiş, ama diplomalı bir okumuş sınıflar üretildiğini hayıflanarak dile getirir..
Eğitimin önemini kavrayan halkımız, kendi hayat görüşüne göre iyi yetişmiş nesiller istiyor; kendi inancına savaş açacak mankurtlar, kapıkulu zihniyetliler değil!..
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


