Din ile kanun arasında başörtüsü meselesi
Ekim 31, 2006
[SAAF ] Muhammed Hüseyin FADLULLAH :
İslami kurallara uygun örtünme meselesi Avrupa’da hala ilgi odağı! Müslüman kadınların okullarda başörtüsü örtmesini yasaklayıcı bir kanun çerçevesinde yoğun bir tartışma yaşanıyor.İslami kurallara uygun örtünme meselesi Avrupa’da hala ilgi odağı! Müslüman kadınların okullarda başörtüsü örtmesini yasaklayıcı bir kanun çerçevesinde yoğun bir tartışma yaşanıyor. Kimileri başörtüsünü dini bir sembol olması nedeniyle laiklikle çelişen dini bir sembol olarak değerlendiriyor. Nitekim Fransa’da yasalaşan başörtüsü giymeyi engelleyici kanun kültürel ve siyasi anlamda birçok tartışmaya neden oldu.Bu durum batılılaşma sürecinde olan bazı İslam ülkelerine olumsuz bir şekilde yansıdı. Laik bir düzene dayalı Türkiye, halkının çoğu Müslüman olmasına rağmen başörtülülerin resmi okullara, üniversitelere ve devlet kadrolarına girmesini yasakladı. Bu yasak kapsamına Türk parlamentosu da dâhildi. Nitekim bu hadise siyasi ve toplumsal tabanda birçok muallâkta durumu da beraberinde getirdi. Öne sürülen gerekçe laik düzenin selameti için İslami bir görüntünün korkutucu bulunmasıydı.
Son olarak da bu mesele Tunus’ta çok sert bir şekilde ele alındı. En şaşırtıcı olan nokta ise yasağın Milli engele takılmasıydı! Buna göre başörtüsü sanki dışarıdan ithal edilmiş bir unsur yahut ayrılıkçı bir nedendi. Buna göre başörtüsünün İslam’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktu.Biz burada şu noktalara dikkat çekeceğiz:Birincisi: Başörtüsüne karşı olumsuz eğilim, başörtüsünü benimseyen bir kadının insanlığını inciticidir. Bu, bir anlamda genel ve özel özgürlükleri kısıtlamaktır. Zira insan, giyim noktasında seçim sahibidir. Özellikle de dini görevlerini yerine getirme açısından bu durum geçerlidir. Binaenaleyh hicap, Müslüman kadının yerine getirmesi gereken dini bir sorumluluktur.İkincisi: Bizler başörtüsünü dini bir sembol olarak ele alarak meseleyi değerlendirenlerin aynı şiddetli tepkiyi diğer dini sembollere karşı göstermediğini görüyoruz. Bu da, Batıda İslam’a ve Müslüman kadınların dini bağlılıklarına karşı tepkisel anlamda bir ukde halini almış özel bir karşıtlığın var olduğu izlenimini vermektedir. Özellikle de İslam’a ve Müslümanlara yönelik “terörist” suçlamalarının çokça dile getirilmesi sonrası oluşan islamofobi dolayısıyla! Bu durum da başörtülü Müslüman kadınların korku duymalarına, İslami çehrelerini ortaya koyan başörtüsünü takmaları nedeniyle incinmelerine neden olmaktadır. Bu durum öyle bir hal almıştır ki bazı ülkelerde yahut toplumlarda başörtülü Müslüman kadınlar maddî-manevî saldırılara maruz kalmaktadır.Üçüncüsü: Hicabı dışarıdan ithal bir unsur olarak görmek hem İslam dinine hem de tarihe karşı cehaletin göstergesidir. Zira başörtüsü, İslami davetin Medine’de başladığı ilk günlerden beri “hicap ayeti”nin de inmesiyle birlikte Müslüman kadınların genel yaşam tarzı olmuştu. Bu olgu, tüm Müslüman ülkelerde canlılığını korumuş, Müslümanların metodu olarak varlığını sürdürmüştür.Ayrıca başörtüsünü bölücü bir unsur olarak değerlendirmek de nedir?! Herkes başörtüsünün genel İslami bir sorumluluk olduğunu bilmektedir ve Müslümanlar başörtüsünü dışarıdan ithal etmemişlerdir. Eğer Müslüman olmayan bazı halklarda da bir dini yahut toplumsal bir adet olarak başörtüsü varsa bile bu başörtüsünün o halklara özgü olduğunu göstermez.Dördüncüsü: Başörtüsü meselesi, toplumsal yapı itibariyle devletin sorumlulukları arasında olan bir konu değildir. Bu konu, insan özgürlüğüyle iliişkili olan kişinin kendi seçimiyle belirlediği diğer konular gibidir.İşin ilginç tarafı, şu yahut bu devletteki yetkililerin giyim konusunda birtakım yasalardan bahsettikleri halde toplumsal yahut turistlik bölgelerde giyim kuşamına dikkat etmeyenlere ilişkin bir yaptırıma gitmediklerini görüyoruz. Bu da meselede toplumsal bir yasama yönlendirmenin söz konusu olmadığını, ahlaki değerleri muhafaza etmek için bir çabanın bulunmadığının göstergesidir. Bilakis mesele Batı’nın hayat tarzından ithal edilen bir meseledir. Birileri İslami geleneklerden bağımsızlaşınca Batı’nın desteğini alacağını düşünmektedir.Beşincisi:Eğer okullardaki başörtüsü yasağı noktasındaki kanunun arka planında başörtülü kadının diğer öğrencilerin psikolojileri üzerindeki olumsuz etkisinden söz ediliyorsa da bu kabul edilemez. Zira başörtülüler de başörtülerini çıkarmanın kendi psikolojilerini olumsu etkileyeceğini söyleyebilirler. Öte yandan bu yasak sadece okulla sınırlı değildir. Bilakis insanların genel özgürlüklerini yaşadıkları karışık toplumsal alanlarda da geçerlidir.Altıncısı: Başörtülü kızların okullara ve üniversitelere girmesini engellemek, insanın hürriyetine ilişkin kanunlarla ve demokrasiyle çelişmektedir. Bununla birlikte başörtülüler, Müslümanlara ait olan okullara girme imkânına sahip de değillerse eğitim seviyesini ilerletememektedir. Dolayısıyla bu uygulama, insani değerlerden çok uzak bir davranışın ve eğitim bozukluğunun göstergesidir.Yedincisi: Çok çeşitli toplumlarda genel dini özgürlüklerin yaşanması modern bir görüntü arz etmekte; çeşitli medeniyetler arası ortak yaşamı vurgulamaktadır. Bu durum, kültürel tanışmanın ve dinler arası diyaloga açılımın bir göstergesidir. Zira çoğulculuk farklı dini yapıların tanınmasını da beraberinde getirir. Böylelikle toplumda dini kültürlere ilişkin ortak bir bilinç oluşur.Başörtüsü meselesinin, dini sorumluluklarını bireysel anlamda yerine getiren insanlara yönelik saygıyı vurgulayan ABD’de bir sorun haline gelmemesi de dikkat çekicidir. Zira oradaki halkın İslam’a karşı tarihi bir bilinçaltı sorunu yoktur. Ancak Avrupalılar kendi kültürlerinde böylesi bir bilinçaltı sorunu gizlemektedir. İslam Dünyasından Avrupalılara uyan yetkililer ise uygar olduklarına dair Batı’nın onayını almak istercesine onlara uymaktadır. Bir taraftan Batılı medeniyet kriterleri benimsenmekte, diğer yandan halka siyasi ve medeni hakları noktasında baskı yapılmaktadır.Sekizincisi:Biz İslami başörtüsü özgürlüğünün (kadının bedenini örterek yalnızca yüz ve ellerini açık bırakması) serbest bırakılması durumunda kadının toplumsal hareketten uzak kalmayacağını düşünüyoruz. Böylelikle dini sorumluluklarını yerine getiren Müslüman kadın, karşı cinsi tahrik eden dişiliğini değil, kişiliğini insani boyutuyla ortaya koyabilecektir. Tabi ki bu kadının eşiyle ortak evlerinde yahut kadınların arasında dişiliğini yaşamasına engel değildir. Zaten bu tip durumlarda toplumu kışkırtan bir durum da yoktur.Dokuzuncusu:Başörtülü dindar kadına baskı yapan liderlerin, okula, üniversiteye yahut resmi kurumlara başörtüsüyle girmeyi laik düzenle çelişir görmesi de ilginçtir. Zira bu gerekçe doğru değildir. Laik düzen, öğrencilerin dini eğilimleri üzerine kurulu değildir. Öte yandan laikliğin iddiası dini özgürlüklere karışmamak, baskı yapmamaktır. Bilakis laiklik, herhangi bir dinin, devlette yasa kriteri olmamasını öngörür.Onuncusu: Dindar başörtülü öğrencileri eğitim hakkından mahrum bırakmak insanlara yönelik bir ayrımcılıktır. Bu durum da demokrasiyle uzaktan yakından alakalı değildir. Bu uygulama insanları laik düzene karşı siyasi bir cepheleşmeye iter.Son olarak;biz İslam ülkelerine insanlıkla bağdaşmayan bu kanunu kaldırmalarını ve insanların uygarlık ve kültür seviyelerini yükseltmelerini tavsiye ediyoruz. Ahlakî çizgide yoğunlaşan insani ve İslami değerler insanın ruh dünyasını olgunlaştıracak; insanlar geniş vizyonlu, sağduyulu ve bilinçli hale gelecektir.Başörtüsüne karşı olumsuz sloganların yükseltildiği Avrupa ülkelerininse dindar Müslüman kadınlara karşı bu insanî olmayan yöntemi bırakmasını istiyoruz. Bu noktada iman ettikleri kendi genel özgürlüklerden yola çıkarak hareket edebilirler. Ayrıca Müslümanlar, Avrupa toplumunda geniş bir yeni kuşağı oluşturmaktadır. Aksi taktirde birileri çıkar ve bu olumsuz durumu kullanarak topluma hiç yararı olmayacak işlere kalkışabilir.Biz medeniyetler arası diyaloga, çeşitli dinler arası anlayışa davet ediyoruz. Toplumsal, kültürel ve ruhi barış ile esenliği ancak bu şekilde sağlamamız mümkündür.el-Hayat dergisinden çeviren Furkan Torlak [ :: SAAFONLINE.COM :: ]
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


