Olmert, kurban olsun Ahmedinecad’ın ayağına
Ağustos 26, 2006
Gerçek Hayat
Türkiye Lübnan’a asker gönderecek mi? İsrail Başbakanı Ehud Olmert bize neden güveniyor? ABD’nin konuyla ilgili isteği neymiş? Fransa niçin kararsızlık gösteriyor? İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesine kahramanca direnen Hizbullah’la Mehmetçik’in savaşması gerekecek mi? Birleşmiş Milletler’in kendine hayrı var mı? Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül’ün İsrail, Filistin ve Suriye gezilerinden ne sonuç çıkacak? Yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yaklaşımı nedir? Barış Gücüne iştirak etmek ile 1 Mart Tezkeresi arasında ne tür benzerlikler var? Türk güvenlik güçleri, yolcu uçaklarını Hizbullah’a mühimmat taşıyor olabilir şüphesiyle indirip aradı mı?..
Önümüzde yüzlerce soru duruyor.
Yoğun bir tartışma. Merkezdeki mesele de şu: Askerimiz gitsin mi, gitmesin mi? Geri kalan bütün hususlar, bu noktaya bağlanıyor.
Daha geniş bir bakış açısı, belirgin bir istikamet, derinlikli bir yaklaşım mümkün değil mi? Türkiye’nin müstakil bir siyasi akılla cevap aradığı, kendine ait soruları olsa ya?
ABD, bizden ne bekliyor? ABD’nin bölgedeki çıkarları neler? İsrail’in çocuk katliamlarından sonra gelen ateşkesi ihlal etmesi de pek iyi olmadı…Ehud Olmert’in de temennisi bizim askerimizin bölgeye yerleşmesiymiş…
Asıl, Türkiye ne istiyor? Orada bizim kardeşlerimiz, akrabalarımız, çocuklarımız öldürüldü. ABD silahlarıyla! Hizbullah’ın silahsızlandırılması da ne demek? Tabii ki Hizbullah’ın direnişini destekleyeceğiz. Hamas’ın yanında yer alacağız. İnsani yardımı, siyasi, askerî desteği; işgale uğrayan tarihsel, kültürel müttefiklerimize sunacağız.
İsrail, siyasi bir yapı mı? Bir ülke, yurt devlet mi? İsrail’in kültürü, sanatı mı var? Dinî inançları gereği, kendilerini “üstün insan” olarak görüyorlar. Ve dünyanın geri kalanına, bu üstünlüğün kaynağını, sonuçlarını gösterme, sunma gereği de duymuyorlar. Çünkü ellerinde kanıt yok. Tek belirgin özellikleri ateş etmek, çocuk öldürmek. Üstünlük bu mudur? İman, inanç, kültür, felsefe, insanlık bu mudur?
Türkiye, Türk halkı, bizler, askerdeki kardeşlerimiz; hahamlarıyla, devlet adamlarıyla, ordusuyla komple çıldırmış İsrail’le ne diye yan yana gelecekmişiz? Siyonistlerle ne işimiz var? Holding medyasının alkolik, cahil, vicdansız, edebiyattan zerrece anlamayan, imla bilmeyen, görgüsüz, riyakar, kalas köşecileri; “İsrail’e inanıyorum”, “İsrail’i protesto edenlerden korkuyorum, iyi ki onlarla bir arada değilim” türünden adinin adisi lakırdılar karalıyorlar. Sanki, destansı bir direnişle İsrail’i püskürten, bir İstiklal mücadelesi veren, büyük acılara, evlat acısına, kardeş acısına göğüs geren dostlarımızla aramızda bir kan davası varmış gibi davranıyorlar. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın tipini beğenmiyor bu maymunlar. Fakat, Ehud Olmert’e ve bütün savaş suçlularına saygıda kusur etmiyorlar! Olmert, Ahmedinecad’ın kaşınan ayağına kurban olsun.
Biz diyoruz ki, Filistin’i cehenneme çeviren, Lübnan’ı yerle bir etmek için hırsla debelenen İsrail’in, Irak’ta hâlâ her gün yüz kişiyi katleden ABD’nin talepleri doğrultusunda tek bir adım bile atmak bize yakışmaz.
Çocukların öldürülmesine, güzelim şehirlerin patlatılmasına, milyonlarca insanın göçe zorlanmasına, vahşete karşı durmayacaksak, niye yaşıyoruz? İktidara, güce, kaba kuvvete tapmanın, boyun eğmenin formalitelerini siyaset zannetmek, diplomasi, uygarlık olduğu zehabına kapılmak gibi hatalara düşmemeliyiz.
Ehud Olmert’in, Bush’un aklıyla, holding medyasının zehir saçan zevzekliğiyle ancak utanca ve yıkıma sürükleniriz. Filistin’e, Lübnan’a saldıranlar, Şam’ı, Tahran’ı tehdit edenler, asla dostumuz olamazlar. Bunu anlamakta güçlük çeken bir siyasetçi düşünemiyoruz.
Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?


