ABD-İsrail Soykırımı Başarısızlığa Uğrayacaktır

August 8, 2006

Muhammed Hüseyin FADLULLAH (SAAF)

?Zafer? yahut ?Şehadet?!

Bu savaş; ABD ve İsrail?in, ABD politikalarını reddeden hürriyet düşkünü her harekete karşı açtığı bir savaştır. Bu hareketler halklarının iradesini, siyasi kararlarını kendi başlarına alabilme egemenliğini, ekonomik servetlerini ve yeni bir gelecek için stratejik ve güvenlik durumlarını savunmaktadırlar.

Bu savaş, hürriyet iradesine sahip İslami Arap bir halka karşı ABD ve İsrail?in gerçekleştirdiği Filisin ve Lübnan?da yürütülen yeni bir Vietnam savaşıdır. Bu savaş, sağlam duruşlara, iki güzellikten birine kavuşmayı ruhunun derinliklerinde taşıyan iradeye karşı yürütülen bir savaştır: ?Zafer? yahut ?Şehadet?!
Bu savaş, seçkin İsrail askerlerini ?Bint Cubeyl?de, ?Maron?ur Re?s?de yok etmekte, İsrail tanklarını tarumar etmekte, İsrail İstihbarat birimlerini deşifre etmekte, düşmanı önünden arkasından, sağından ve solundan kuşatmaktadır. Bu savaş, birçok yer ve mekânda düşmana hezimeti tattırmaktadır. Bu direniş, kendisi ve resulleri için dilediği gibi müminler için de izzeti dileyen Rabbine inanmaktadır. Bu direniş, ümmetine ve mukaddes davasına inanmaktadır. Bu direniş, nasıl plan yapacağını, planını nasıl yürürlüğe koyacağını ve zafere doğru nasıl adımlar atacağını bilmektedir.

Eğer ABD?ye boyun eğen uluslar arası toplum denilen şey ?ki buna bazı Arap yönetimleri de dâhildir- bu direnişe karşı duruyorsa tüm halklar da tek bir ses halinde bu direnişin ardında durmaktadır. Zira ümmet bu direnişte ruhunu bulmuş; ABD stratejisine boyun eğen bazı yönetimlerin dayattığı ?hezimet tarihi?ne son vermiştir! Bu strateji, kendi çıkarları ve İsrail?in çıkarları hesabına siyasi ve güvenlik zaafını Arap dünyasına dayatmıştır. Bu strateji, bölgede en üstün güç olmanın tüm imkânlarını düşmana sağlamıştır. Bu strateji, siyasi, güvenlik ve ekonomik baskıyı halklara dayatmıştır.
İşte direniş, hürriyet, izzet ve onur gibi yüce değerleri ümmete vurgulamak için meydanda duruyor! Direniş, Allah?ın ?Üzülmeyin, gevşemeyin, eğer inanıyorsanız en üstün olanlar sizlersiniz. Siz bir yara almışsanız, bu kavim de benzeri bir yara almıştır. Bu günleri insanlar arasında döndürüp dolaştırırız? ayetine en yüce mertebede icabet etmeye çalışıyor. İşte bundan dolayı direniş, hareket kapsamı ne olursa olsun düşmanın gücü karşısında zayıf düşmeyecektir. Bilakis direniş bir yandan bu operasyona karşı ilerlerken, bir taraftan da İsrail?in askerlerine karşı şiddetle karşı koyacaktır. Zira sonuçları ne olursa olsun, ne kadar kurban verilirse verilsin ?savaştan kaçmak? gibi bir şey bu direnişin sözlüğünde yoktur.

ABD Dış İşleri Bakanı, ilgililerine ?Hizbullah?a Karşı Savaş? sloganı altında yıkım savaşına devam ettirmek için İsrail-ABD talimatlarını dikte etmek üzere Lübnan?a geldi. Belki de birilerinin kararlar ve siyasi tavır açısından savaşa kendi lehlerine katılmalarını istedi. ABD, İsrail-ABD?nin şartlarının kabul edilmesine zemin yaratılmadığı sürece ateşkesi reddettiklerini daha önce ilan etmişti. ABD, Lübnan?ı Yeni Ortadoğu Projesine dâhil etmeye, ABD?nin bölgeye hâkimiyet kurma projesine boyun eğdirmeye çalışmakta, kendisine karşı çıkan her gücün ve direnişin yıkılmasını hedeflemekteydi.

ABD Dış İşleri Bakanı daha sonra Lübnan?ı tahrip etmek için mühlet vermek üzere İsrail?e geçti. ABD?nin genel âdeti olan münafık tavrını bozmayarak sivillerin bombalanmamasının gerekliliğinden bahsetti. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı, o sözleri söylediği sırada İsrail askerlerinin sivilleri bombaladığını, evleri sivillerin başlarına yıktığını, çocuk-kadın-yaşlı ayrımı yapmaksızın katliam yaptığını biliyordu. Burada gizli bir ?savaştaki vahşi düşmanlığına devam et? mesajı vardı. Nitekim bu tavır, işgal gücü olan ABD?nin Irak?taki tavrının aynısıydı.

ABD?nin daha en başından ateşkes kararı almamasını dayattığı Roma Konferansı da farksızdı. ABD, ateşkesten belirsiz ve anlaşılmaz bir dille bahsedilmesini istedi ki ?direnişi karşı zafer kazanma? adı altında İsrail?in Lübnan?a yönelik başlattığı savaşa uzun süreli bir fırsat tanınsın. Nitekim Siyonist ordunun savaştaki hezimet haberleri geldikçe konferansa katılanların bu düşüncesi pekişiyordu. ABD Dışişleri bakanı, gelen haberler dolayısıyla gerçekten tedirgindi. Zira düşmanın yenilgisi ABD planının yenilgisiydi.

Konferansa katılan AB, Rus ve Arap yönetimi temsilcileri ABD baskısına boyun eğdiler. Herkes Güvenlik Konseyi?nin gözetiminde çok uluslu gücün gönderilmesi gibi net olmayan bir karardan söz etti. Zira ABD?nin planı İsrail?in bazı hedeflerini gerçekleştirecek kadar İsrail?e zaman kazandırmaktı.

ABD?nin dikte ettiği bu konferans dolayısıyla ABD yönetiminin ateş kes için harekete geçen hiçbir Arap iradesine saygı duymadığı belirginleşti. Bazı Arap yöneticilerle konferans sonrası görüşen Başkan Bush?un duruşundan bu anlaşılıyordu. Bush, meseleyi Dışişleri Bakanı?na havale etmiş; ateşkese ulaşılması için öne sürülen tüm talepleri reddetmiş; Arap yöneticilere halklarının duygularına riayet etmeleri üzerine beyanatlarında ABD?nin gerçek tavrını gizlemelerinde bir sakınca olmadığını söylemişti. Zira bu tavırları Arap yöneticilerin stratejik olarak temellerini güçlendirecekti.

Dikkatimizi çeken bir diğer nokta düşman ordusu Lübnan?ı yoğun bir bombardımana tutarken ne Birleşmiş Milletler, ne Avrupa Birliği ?Fransa da dâhil- Lübnan ordusuna karşı İsrail?in saldırganlığını dahi kınamadı. Öyle ki Lübnan ordusu cesaret, kahramanlık ve vatanseverlik gibi meziyetlere sahipken, karşı koymak için siyasi karardan yoksundu. Bu noktada şu soruyu sormak anlamlı olacaktır: Bu durumda Lübnan ordusunun halkın tümünü düşmandan korumak üzere sınıra yerleşmesini nasıl istiyorlar?

Biz Lübnan hükümetinin ulusal birlik çerçevesinde kararını vermesini istiyoruz. Bu noktada hükümet, ülkede güçlü bir devlet oluşabilmesi için yurt içinde etkin olan hareketlerle birlikte olmalıdır. ABD?nin planının hedeflerine uygun olarak ABD?nin Lübnan büyükelçisinin mezhebi, kavmi yahut siyasi herhangi bir fitne çıkarılmasına karşı dikkatli olunmalı; bu doğrultuda tüm yerel gruplarla birlikte hareket edilmelidir.

Lübnan halkı, sivilleri hedef alan vahşi Siyonist saldırıya maruz kalmaktadır. Zamanında İngiliz güçlerinin kontrolünde Filistinliler topraklarında tehcir etmek için organize ettiği vahşi ?Deyr Yasin? katliamında olduğu gibi Lübnan halkı 1948 yılında kendi topraklarında bir tehcire maruz kalmıştı. Biz Lübnanlılara, Müslümanlara ve Araplara mültecilerimize ellerinde olan tüm imkânları seferber ederek yardım etmeleri çağrısında bulunuyor; iki noktada harekete geçmelerini istiyoruz: Sürülen ve iltica edenlerin yanında durup, onların onurunu korumak ve onlara yardım etmek için, tavırlarına destek vermek için harekete geçsinler. İkinci olarak mücahidleri tutumları ve savaştaki başarıları dolayısıyla desteklesinler. Zira onlar ümmetin tümüne düşmana karşı meydan okunurken izzet ve onur mücadelesi vermektedirler.

Sevgili kardeşlerim! ABD yönetimi, Filisin ve Lübnan halkını gelişmiş silahlarla yok etme kararı almıştır ve halen daha İsrail?e silah göndermektedir. Müslüman, Arap ve tüm hür dünya halkları bu savaşta ABD ve İsrail ne gibi bir misyonu ifade etmektedir, bunu iyice düşünsünler! Etüt etsinler! Bu iki devlet İslam ve Arap dünyasına, dünya üzerindeki tüm hür hareketlere kin beslemektedirler. Bu iki devlet çocuklarımıza, kadınlarımıza, yaşlılarımıza, evlerimize ve medeniyetimizin her karesine kin beslemektedir. Bu noktada bize düşen salt sözlerle değil tavrımızla bilinçli olarak bu kine karşı durmaktır.

İslam ve Arap hükümetlerine gelince; bu hükümetler halklarına saygılı olmak ve bu doğrultuda tüm güçlerini ve siyasetlerini halklarının maslahatına seferber etmek zorundadırlar. Bu ABD ve İsrail?in ümmetin tamamına karşı açtığı savaştır. Dolayısıyla ümmet tek bir saf halinde birbirine kaynatılmış kurşun gibi zafer için bu savaşa karşı durmalıdır.
Aşağıdaki yazı Allame Fadlullah?ın geçen hafta Cuma namazında verdiği siyasi hutbenin metnidir. Yazıyı arkadaşımız Furkan TORLAK çevirdi.

Bu konuda bir şey söylemek istermisiniz?